YAZAN: BURCU ERBAŞ

Geleneksel 9-5 çalışma modelinin birçok anlamda insan sağlığı ve mutlululuğu için ideal olmadığını söyleyebiliriz. Ekonomik büyümeyi ve her daim üretken olmayı birinci önceliğe koyan modern dünya işleyişinde haftanın 5 günü sabahtan akşama kadar çalışmak kendimize, ailemize, hobilerimize, tutkularımıza çok az zaman ayırabildiğimiz anlamına geliyor. Özellikle pandemi sırasında tanıştığımız yeni nesil esnek çalışma, uzaktan çalışma gibi modellerin mümkün olabildiğini gördükten sonra 9-5 çalışma rutininin yerine daha farklı, insan sağlığı ve iyi olma hali ile daha uyumlu modellerin oluşturulabileceğini düşünmek hiç de yanlış değil. Herkes için geçerli olan bu duruma bir de kadın sağlığı perspektifinden baktığımızda 9-5 çalışma modelinin potansiyel başka engellerini fark ediyoruz. Büyük oranda erkeklerin iş gücüne katıldığı bir dönemde hayatımıza giren bu model aslında erkekler için erkekler tarafından oluşturuluyor. Bu denklemde kadınlar, aynı sağlık normları oluşturulurken olduğu gibi, düşünülmüyor, hesaba katılmıyor, üzerlerindeki etki göz ardı ediliyor. Peki 9-5 çalışma saatleri kadın ve erkek bedenlerini nasıl farklı etkileyebiliyor? Kadınlar başta olmak üzere tüm insanlar için daha uyumlu bir çalışma düzeni mümkün mü? Sizin için araştırdım.


9-5 çalışma nedir ve nasıl ortaya çıktı?

Sabah 9:00’da başlayan ve akşam üzeri saat 17:00’da, bugünlerde çoğu iş yerinde 18:00’da biten iş mesailerine kısaca 9-5 çalışmak deniyor. Her gün 8 saat çalışmayı standardize etmek için tüm dünya genelinde kullanılıyor. Artık çok yaygın bir çalışma şekli olduğu için üzerine pek düşünmediğimiz veya sorgulamadığımız 9-5 mesaileri, aslında çok yakın bir geçmişte hayatımıza girdi: 2. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra.

Endüstri Devrimi sonrası ortalama bir işçinin günlük çalışma saatleri inanılmayacak kadar fazlaydı. 1800’ün ortalarında her hafta 70 saatten fazla çalışmak normal sayılıyordu. Bu da haftanın 6 günü her gün 12 saat çalışmaya denk düşüyordu. 1. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru demir-çelik endüstrisinde çalışan işçilerin her hafta 84 saat çalıştıkları kaydedildi. Aşırı fazla çalışmaya itilen işçiler, Amerika’da büyük bir grev yaparak haklarını savundu. Grev başarısız olsa da ilerleyen zamanlarda günlük çalışma saatleri gerçekten de 12’den 8’e düşürüldü. Tarihin bu anlarında haftada 5 gün-8 saat çalışmanın standartlaşmasında Ford Motor Company’nın kurucusu Henry Ford‘un da büyük bir etkisi oldu.

Peki sağlık perspektifinden 9-5 çalışma saati uygun mu?

9-5 çalışma rutinini hem sağlık hem de eşitlik açısından bir tartışma konusuna dönüştüren detay ise beyinlerimizde yer alan hormon reseptörlerinden kaynaklanıyor. Bir kadın aylık menstrüel döngüsü içerisinde östrojen seviyelerinde 8 kat, progesteron seviyelerinde ise 80 katlık bir değişim yaşıyor. Kadın bedeninde yaşanan bu inanılmaz ritmik değişimlerin fizyolojik ve bilişsel bazı sonuçları oluyor. Örneğin kadın beynini 28 gün boyunca neuroimaging yani nörogörüntüleme ile takip eden bir araştırmaya göre ovülasyon dönemi öncesinde estradiol isimli en güçlü östrojen hormonunun seviyesi yükseliyor. Bu da beyindeki işlevsel bağlantıyı kuvvetlendirerek bilişsel fonksiyonların optimize olmasını sağlıyor! Hormonların bir başka etkisi de progesteron ve hipokampus üzerinde görülüyor. Progesteronun yükselmesi hipokampusteki gri maddenin artmasına yardımcı olarak öğrenme ve hafızada tutma yetilerini güçlendiriyor.

Erkek bedeninde de hormonal değişimler yaşanıyor. Sadece kadın bedeninde olduğu gibi aylık değil, günlük bir düzende! Araştırmalara göre testosteron gibi erkek seks hormonlarının değişimleri 24 saatlik periyotlarda yaşanıyor. Sabahları kortizol ile zirveye çıkan bu hormonlar gün ilerledikçe yavaş yavaş azalmaya başlıyor. Testosteronun artışı aynı estradiol gibi beyindeki işlevsel bağlılığın artmasını sağlıyor. Bu da erkek beyinlerinin her gün özellikle sabah saatlerinde modern yaşamda üretkenlik olarak tanımlanan planlama, kompleks düşünme gibi aktiviteler yapmada kolaylık yaşamasını sağlıyor.

Kadın ve erkek bedenlerindeki hormonal döngüler

Erkek hormon döngüsü:

  • Gündüz: Testosteron ve kortizol en yüksektir. Bu sayede uyanıklık, odaklanma, kompleks düşünme kolaydır.
  • Öğleden sonra: Testosteron yavaşça düşmeye başlar. Bu sosyal etkileşimlerin yoğunlaşabildiği, sohbet etmenin, fikir değiş tokuşu yapmanın ideal olduğu bir alan açar.
  • Akşam: Testosteronun azalması ile rahatlama ve gevşeme dönemi başlar.

Kadın hormon döngüsü:

  • Menstrüel kanama: Kadın bedeninin fizyolojik olarak en enerji düşüklüğü yaşadığı dönem olduğu için mümkünse dinlenebilmek, değilse üzerimizdeki baskıyı ve beklentiyi hafifleterek düşünmek ve plan yapmak için ideal bir dönemdir.
  • Foliküler faz: Düşüncelerin daha netleştiği, karar almanın kolaylaştığı bu dönemde sosyalleşmek, bağlantılar kurmak da kolaylaşır.
  • Ovülasyon: Testosteron seviyelerindeki artış ile enerjinin en yüksek seviyelere çıktığı bu dönemde bilişsel performans, zihinsel çeviklik ve motivasyon da artar.
  • Luteal faz: Odaklanma ve üretkenliğin arttığı, organizasyon becerilerinin yükseldiği luteal fazda hipokampusteki aktivite de en yüksek seviyededir. Nitekim bu dönem aynı zamanda birçok kişi için PMS semptomlarının da ilk kez hissedilmeye başladığı zamandır. Strese ve sosyal etkileşimlere karşı hassasiyet yükselir. Yoğun iş günleri normale oranla daha yorucu veya boğucu hissettirebilir.

Erkek bedeninde hormonlar günlük bazda dalgalanırken modern iş kültürünün her gün aynı düzeyde üretkenlik beklentisiyle daha kolay örtüşebiliyor. Aylık döngülerle değişen ve dönem dönem farklı güçlü yanları öne çıkan kadınlar ise bu yapıya uyum sağlamakta dezavantajlı konumda kalabiliyor. Nitekim bu durum kesinlikle kadınların ve erkeklerin iş hayatındaki başarılarını veya etkinliklerini etkilemiyor. Hormonal farklılıklar ne kadınları geride tutuyor ne erkekleri öne taşıyor. Bu farklılıklarımızın bilincinde olmak sadece kendimizi daha iyi tanımamıza, ne zaman daha yaratıcı, ne zaman daha gelecek odaklı, ne zaman daha düşünsel olduğumuzu, ne zamanlarda ise daha çok dinlenmeye ihtiyaç duyduğumuzu anlamamıza, kendimize bu alanı mümkün olduğunca yaratabilmemize yardımcı oluyor. Ayrıca bir kadın olarak 9-5 çalışma temposunda diğer meslektaşlarımıza oranla daha çok zorlandığımızı düşünüyor ve bunun bizimle alakalı bir sorun olduğunu düşünüyorsak hormonal döngümüzü anlamak bize yepyeni bir bakış açısı sunabiliyor. Kendimize iş performansımız açısından daha şefkatle yaklaşmamızda aracı olabiliyor.



Burcu Erbaş

Burcu Erbaş, 2024 yılında Domus Academy Milano'da Visual Brand Design alanında yüksek lisansını, 2020 yılında ise Galatasaray Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi lisansını tamamladı. Live to Bloom'da dört yıldır içerik ve proje yöneticisi olarak görev yapan Burcu platformun görsel iletişiminde de aktif olarak rol alıyor. İyi yaşam alanında yazdığı içeriklerinde özellikle bütünsel...



BLOOM SHOP