

Performans odaklı spor dünyasında başarı çoğu zaman daha hızlı, daha güçlü ve daha dayanıklı olmakla eş anlamlı. Oysa bu hikâyenin görünmeyen bir katmanı daha var: Bedeni dinlemek, zihni hazırlamak ve doğayla kurulan ilişkiyi kaybetmemek. Mukavemetin merkezde olduğu bisiklet sporunda bu denge, sadece fiziksel değil; aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir dayanıklılık gerektiriyor. Yoğun antrenmanların, değişken hava koşullarının ve rekabetin ortasında, performansı sürdürülebilir kılan şey aslında içsel bir uyum yakalayabilmek. Ahmet Örken ile sınırları zorlamak ile kendini duymak arasındaki bu ince çizgide nasıl ilerlediğini; doğanın, disiplinin ve inancın bu yolculuktaki yerini konuştuk.
Spor dünyasında performansı artırmak için sınırları zorlamak önemli bir yer tutuyor. Siz bu yaklaşım ile bedeninizi dinlemek arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Bisiklet sporu, mukavemet gerektiren bir branş olduğu için vücudumuzun sınırlarını oldukça zorlamamız gerekiyor. Aynı zamanda doğayla iç içe bir spor olması sebebiyle hava koşullarına ve hayatın akışına karşı da sürekli bir mücadele içindeyiz. Haftanın 3-4 günü yoğun interval antrenmanlarıyla geçiyor ve bu sürece girmeden önce bedenimi hazırlamak benim için çok önemli.
Ne kadar iyi odaklanır ve antrenmanı zihnimde ne kadar net kurgularsam, o kadar iyi sonuçlar aldığımı biliyorum. Bu yüzden antrenman öncesinde, hatta bir gün öncesinden içeriği kafamda oluşturuyorum. Bu hazırlık süreci, daha rahat ve verimli çalışmamı sağlıyor. Zorlayıcı bir süreç olsa da kontrolü sağladığımda başarıya çok daha yakın hissediyorum.
Açık havada ya da doğayla temas ettiğiniz anların performansınıza etkisini nasıl tanımlarsınız?
Açık hava ile temas benim için vazgeçilmez. Örnek vermem gerekirse; hava ne kadar soğuk olursa olsun, evde antrenman yapma imkanım olsa bile dışarıda çalışma ihtimali varsa mutlaka onu tercih ederim. Dışarıda antrenman yaptığımda zihnimi olumsuz düşüncelerden arındırdığımı hissediyorum. Soğuk, rüzgar ya da yağmur antrenmanı zorlaştırsa da tamamlayıp eve döndüğümde yerini büyük bir rahatlama alıyor. Hava koşulları nedeniyle dışarı çıkamadığım zamanlarda ise kendimi bir o kadar eksik hissediyorum. Doğayla temas etmek benim için her zaman en iyi dengeyi sağlıyor.
Sizi hem fiziksel hem zihinsel olarak yeniden dengeleyen vazgeçilmez bir ritüeliniz var mı?
Profesyonel spor hayatı nedeniyle sosyal hayatta zaman zaman geri planda kalabiliyorum. Bu yüzden ailem ve arkadaşlarımla vakit geçirmek bana çok iyi geliyor. Özellikle ailemle birlikte ormanda zaman geçirmek, hem fiziksel hem zihinsel olarak yeniden dengelenmemi sağlıyor.
Sporcu kimliğiniz, çevresel sürdürülebilirlik konusundaki farkındalığınızı nasıl etkiledi?
Sporcu olmak, temel ihtiyaçlarımızın ne kadar hayati olduğunu bize deneyimleyerek öğretiyor. Saatlerce sıcak havada susuz kaldığınızda suyun değerini çok daha iyi anlıyorsunuz. Aynı şekilde uzun süre soğuğa maruz kaldığınızda sıcak bir ortamın kıymeti bambaşka oluyor. Doğanın ve nefes alabilmenin değerini birebir yaşayarak öğreniyorum. Şehir hayatından doğaya geçtiğimde aradaki farkı neredeyse her gün gözlemliyorum. Yaz aylarında kurumaya yüz tutmuş barajları ve gölleri, kış ve bahar aylarında yeniden dolarken görmek bu farkındalığı daha da derinleştiriyor. Doğa dostu bir spor yapıyor olmak, çevresel sürdürülebilirlik konusundaki bilincimi her geçen gün artırıyor.
Kariyerinizi uzun vadede sürdürülebilir kılmak için özellikle dikkat ettiğiniz üç şey nedir?
Disiplin, öğrenmek, gerçekten başarılı olacağıma inanarak çalışmak.
Performans ve sürdürülebilirlik yaklaşımınızı şekillendiren, sizi etkileyen bir isim, kitap ya da film var mı?
Gerçek hayat hikayelerinden uyarlanan sporcu filmlerini izlemekten büyük keyif alıyorum. Konuları ve karakterleri farklı olsa da bana hissettirdikleri duygular çoğu zaman ortak: mücadele, inanç ve devam etme gücü.
Sizi izleyen veya örnek alan kişilere performans ve sürdürülebilirlik konusunda vermek istediğiniz en önemli mesaj ne olurdu?
Amerikalı bir antrenörümün bana söylediği ve benim için bir dönüm noktası olan bir söz var. Bir gün bana özgüvensiz göründüğümü ama içimde çok büyük bir potansiyel olduğunu söyledi. Ardından şunu ekledi: “Başarının %99’u odaklanmayla gerekir; geri kalan %1 ise çalışmayla tamamlanır.” Kafasını işaret ederek “%99 burada” demişti. Bu konuşmanın ardından Cumhuriyet tarihimizin ilk Avrupa şampiyonluğunu kazandık. O günden sonra şunu çok net anladım: Yaptığınız antrenmanların sizi başarıya götüreceğine gerçekten inanmanız gerekiyor. İnanmadan yaptığınız hiçbir şey sizi istediğiniz yere taşımaz.









