YAZAN: CEMRE BOSNALI ZEYDANLI

Çocuklukta bazı yaralar fark edilmeden alınıyor. Bir lakap, tekrar eden bir dışlama, sınıfta küçümsenen bir an… Yetişkin gözünün kolayca “geçer” diye okuyabildiği deneyimler, çocuk için bazen benlik algısına işleyen derin izlere dönüşebiliyor. Uzman Klinik Psikolog Romina Kuyumcuoğlu ile yaptığımız bu söyleşide, akran zorbalığının görünmeyen katmanlarını, çocukların neden susmayı seçtiğini ve ebeveynlerin bu süreçte nasıl bir rol üstlenebileceğini konuştuk. Akran zorbalığı, okul çağının geçici bir konusu olmanın ötesinde; çocuğun güven duygusunu, ilişkilenme biçimini ve kendine dair inançlarını etkileyebilen psikolojik bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Yazının sonunda ise annelerden gelen gerçek hikayeler, bu deneyimin gündelik hayatta nasıl karşılık bulduğunu somutlaştırıyor.


Her çatışma zorbalık değil

Bazı konular var ki, ancak bir çocuk sessizleştiğinde fark ediliyor. Eskisi kadar konuşmuyor. Sabah okula gitmek istemiyor. Karnı ağrıyor diyor, ama konu mideyle ilgili değil. Odanın kapısını daha sık kapatıyor. Arkadaşlarından bahsetmiyor. Bazen bu durumlarda yetişkinler olarak en büyük yanılgımız başlıyor: Bunu büyümenin doğal sancıları sanmak. Ama akran zorbalığı çoğu zaman dramatik bir olay olarak ortaya çıkmıyor, yavaş yavaş aşınan bir güven duygusu olarak kendini gösteriyor.

Psikolog Romina Kuyumcuoğlu ile konuşurken beni en çok düşündüren şey buydu: Zorbalık, sadece bir çocuğun başka bir çocuğa kötü davranması değil; çocuğun kendine dair algısını etkileyebilen, değersizlik hissi üretebilen, ilişkilenme biçimini yıllarca etkileyebilen bir deneyim. Üstelik her sert söz, her tartışma da zorbalık sayılmaz.

Kuyumcuoğlu, zorbalığı çatışmadan ayıran üç temel kriterden söz ediyor: süreklilik, kasıt ve güç dengesizliği. Bu çok önemli bir ayrım. Bugün zorbalık kelimesi bazen o kadar geniş kullanılıyor ki, çocuklar arasındaki her anlaşmazlık aynı sepete atılabiliyor. Ama iki çocuk arasında eşit güçte, tek seferlik bir tartışma başka bir şey; bir çocuğun sistematik olarak dışlanması, küçümsenmesi, korkutulması başka.

Aslında zorbalık her zaman fiziksel şiddet olarak ortaya çıkmıyor. Alay etme, küçümseme, gruplaşarak dışlama, sistematik yok sayma… Özellikle çocukluk ve ergenlikte bunlar, yetişkinlerin bazen “çocuk arasında olur böyle şeyler” diye küçümsediği ama çocuğun iç dünyasında çok büyük iz bırakan deneyimler. Bu yüzden çocuklar yaşadıklarını hemen anlatmıyor.

Çocuklar neden sessiz kalıyor?

Bu noktada Romina Kuyumcuoğlu’nun utanç, suçluluk ve korku üçgenine yaptığı vurgu çok kıymetli. Çocuk bazen utanıyor. “Bunu bana neden yapıyorlar?” diye düşünüyor. Bazen suçluluk geliştiriyor. “Ben mi bunu hak ettim?” diye içselleştiriyor. Anlatırsa daha kötü olacağından ve duyulmayacağından korkuyor. Konu yalnızca çocuğun yaşadığını anlatıp anlatmayacağı değil; anlatabileceğine gerçekten inanıp inanmadığı. Çocuğun ne olursa olsun anlatabileceği birinin olduğunu bilmesi, akran zorbalığında en güçlü koruyucu zeminlerden biri. Bu güven, kriz anında verilen tek bir doğru tepkiyle kurulmaz; uzun zaman içinde, ilişki içinde gelişir.

Ebeveynler hangi sinyalleri fark etmeli?

Okula gitmek istememek, arkadaş ilişkilerinden çekilmek, başarıda ani düşüş, uyku ve iştahta değişim ya da karın ağrısı, baş ağrısı gibi psikosomatik belirtiler çoğu zaman birbirinden kopuk sinyaller gibi görülebiliyor. Ama bu işaretler birlikte okunduğunda, çocuğun iç dünyasında olup bitene dair çok önemli ipuçları verebiliyor. Bunların hiçbiri tek başına “zorbalık var” demiyor. Ama bir araya geldiklerinde bir hikaye anlatıyor olabilir.

Peki çocuk zorbalığa uğradığını söylerse? En kritik an o. Ebeveyn refleksi çoğu zaman ya öfke oluyor ya panik. Hemen okulu aramak. Hemen müdahale etmek. Hemen çözmek. Ama ilk ihtiyaç çözüm değil, regülasyon. Çocuğun ilk duyması gereken şey çok temel ama çok dönüştürücü: Duyulduğunu hissetmek, kendisine inanıldığını bilmek ve bununla tek başına baş etmek zorunda olmadığını görmek. Romina Kuyumcuoğlu’nun burada söylediği çok önemli: Ebeveynin kendi duygusunu regüle edebilmesi, çocuğun güven hissi için belirleyici. Çocuk sadece söylediklerinizi değil, sinir sisteminizi de okuyor.

Dijital zorbalık neyi değiştiriyor?

Bugün bu konuşmayı dijital zorbalık boyutunu konuşmadan bitirmek mümkün görünmüyor. Üstelik dijital zorbalık, fiziksel zorbalıktan farklı olarak çoğu zaman daha sessiz, daha görünmez ama daha kuşatıcı işliyor. Okul çıkışında, eve dönünce ya da kapı kapanınca sona ermiyor. Telefonla, mesajla, ekran görüntüsüyle, grup dışı bırakmalarla devam edebiliyor; bu da çocuğun kaçış alanını daraltıyor.

Bu yüzden dijital zorbalıkta odak yaşanan olayların sürekliliğini ve yarattığı baskıyı anlamakta. Romina Kuyumcuoğlu’nun da işaret ettiği gibi burada çözüm mutlak kontrolden çok eşlikte. Dijital dünyada her şeyi denetlemek çoğu zaman mümkün olmuyor; üstelik bu yaklaşım her zaman işlevsel sonuç da vermiyor. Asıl önemli olan, çocuğun dijital deneyimini konuşulabilir, paylaşılabilir ve destek alınabilir bir alan olarak yaşayabilmesi.

Önlemek için çocuklarda gerekli olan beceriler neler?

Önleme konusu çoğu zaman yanlış yerden ele alınıyor; sanki çözüm yalnızca çocuğa kendini korumayı öğretmekmiş gibi. Ama Romina Kuyumcuoğlu’nun işaret ettiği yer daha derin. Önemli olan çocuğa gündelik hayatın içinde sınır koyabilen, yardım isteyebilen ve yaşadığı olumsuz davranışı kendi değeriyle karıştırmayan bir iç yapı kazandırmak. “Bunu istemiyorum” diyebilmek psikolojik bir beceri. Yardım istemek de yalnızca kriz anında başvurulan bir destek değil. Ama en kritik yer, çocuğun maruz kaldığı davranışla kendi değerini özdeşleştirmemesi. Zorbalığın en derin izi, yaşanan olaydan çok çocuğun kendine yüklediği anlamda kalıyor.

Sizden gelenler

Esra, 40

Somut olarak hatırladığım ve beni hala üzen bir an var: Ada’nın yaz sıcağında güneş tepedeyken bale bolerosunu çıkarmadığını fark ettim. Bunun nedenini sorduğumda, bir arkadaşının kollarının üzerindeki tüylerle dalga geçtiğini ve bunun onu üzdüğünü öğrendim. Bu, aslında çocuklar arasında çok erken yaşta içselleştirilmeye başlayan beden algısı ve norm baskısının küçük ama çarpıcı bir yansımasıydı ve özellikle bir güzellik editörü olarak, kızımın henüz sekiz yaşındayken bununla karşılaşması benim için ayrıca sarsıcıydı.

O noktada ona “kendini olduğu gibi sev” demenin tek başına yeterli olmadığını biliyordum. Çünkü bedenle barışmak, çeşitliliği anlamak ve içselleştirmek zamanla gelişen bir bilinç. Bu yüzden daha somut bir yerden yaklaştım, vücudumuzdaki her detayın bir işlevi olduğunu, kollarımızdaki tüylerin de deriyi korumak, ısıyı dengelemek ve cildin daha yumuşak olmasını sağlamak gibi önemli görevleri bulunduğunu anlattım ve yumuşacık sarıldım ona. Aynı zamanda, büyüdükçe kendi bedeni üzerinde söz sahibi olacağını, isterse bu tüyleri aldırmayı seçebileceğini de açıkça ifade ettim.

Benim için önemli olan, ona tek bir doğru dayatmak değil (ki zaten ben de şahsen tek bir doğru olduğuna inananlardan değilim) kendi bedeniyle ilgili kararları baskıdan uzak, bilinçli ve özgür bir yerden verebileceğini hissettirmekti. Neyse ki bunu bir takıntıya dönüştürmeden kabullendi ve bolerosunu çıkarmaya başladı. Ama elbette her çocuk aynı şekilde ve aynı hızda baş etmeyebilir, yani bolerosunu çıkarmamayı da seçebilirdi. Böyle bir durumda ne yapardım, kesin bir cevabım yok. Belki de ebeveynliğin en dürüst tarafı tam olarak bu: Her durumu kontrol edemeyeceğimizi kabul etmek ama çocuğumuza her koşulda yanında olduğumuzu hissettirmek. Sonuçta benim önceliğim, Ada’nın kendini yargılanmadan ifade edebildiği, bedeninin ve duygularının üzerinde söz hakkı olduğunu bildiği bir alan yaratmak oldu. Çünkü inanıyorum ki, güvenli ve kapsayıcı bir ilişki kurulduğunda, çocuklar yaşadıkları zor deneyimleri saklamak yerine paylaşmayı seçiyorlar ve asıl dönüşüm de tam olarak orada başlıyor.

Cansu, 39

Geçtiğimiz günlerde kızımın bir telefon konuşmasına şahit oldum. Konuştuğu arkadaşı, ona söz hakkı tanımadan uzun süre konuştu, hatta telefonu yüzüne kapattı. Üstelik ortada kızımın yaptığı yanlış bir davranış yokken, durumu büyütüp üste çıkmaya çalışıyor, konuyla ilgisi olmayan üçüncü bir kişiyi de kızıma karşı manipüle ederek dahil ediyordu.

Bu ana tanık olunca ona yardımcı olmak istedim; çünkü gerçekten şaşkındı. Ama doğrudan müdahale etmek yerine, bana soru sormasına alan açarak nasıl davranabileceği üzerine birlikte düşündük. Olayı tüm detaylarıyla anlattığında, gerçekten de suçlanmasını gerektirecek bir durum olmadığını daha net gördüm. Baskın karakterli arkadaşı, her şeyin kendi etrafında dönmesini istiyor gibiydi.

Ben de ona sakin kalmasını, kendini açıkça ifade ederek durumu netleştirmesini ve sonrasında bu konunun dışında kalmasını önerdim. Çünkü ortada onu doğrudan ilgilendiren bir mesele yoktu. Tavrının net olması gerektiğini, ama hatalı olduğu bir yer varsa bunu telafi etmenin ve gerekiyorsa özür dilemenin de önemli olduğunu konuştuk.

Bence ebeveyn olarak her duruma müdahale edemeyiz, hatta etmemeliyiz. Çocukların kendi savunma mekanizmalarını geliştirebilmeleri için buna alan tanımak gerekiyor. Eğer o anda çok sert tepki verseydim ya da onu yönetmeye çalışsaydım, belki bana her şeyi anlatmayacaktı. Belki bir sonraki yaşadığını paylaşmak yerine gizlemeyi seçecekti. Sakin kalmanın anne-çocuk ilişkisini her yaşta sağlam tutan bir davranış biçimi olduğunu düşünüyorum.

Pınar, 40

Açıkçası akran zorbalığını fark ettiğim an çok keskin bir an değildi. Daha çok sonradan dönüp baktığımda “aslında orada başlamış” dediğim bir süreç oldu. Oğlum normalde neşeli, sosyal bir çocuk. Ama bir dönem okuldan geldiğinde daha sessiz olduğunu, bazen okula gitmek istemediğini fark etmeye başladım. İlk başta çok üstünde durmadım, “bugün keyfi yoktur” diye düşündüm. Bu durum birkaç kez tekrar edince endişelenmeye başladım.

Bir gün oyun oynarken çok küçük bir şey söyledi: “Zaten benimle oynamıyorlar.” Çok basit bir cümle gibi ama benim için alarm oldu. Çünkü çocuklar genelde böyle şeyleri direkt anlatmıyor, araya sıkıştırıyor. İlk refleksim soru sormak oldu ama onun işe yaramadığını fark ettim. “Bir şey mi oldu?” dediğimde içine kapanıyordu. O yüzden biraz geri çekilip yaklaşımımı değiştirdim. Daha çok kendi çocukluğumdan örnekler anlattım. Bazen “insan kendini yalnız hissedebiliyor, sen hiç öyle hissediyor musun?” gibi daha genel cümleler kurdum. En önemlisi, anlattığı hiçbir şeyi düzeltmemeye, yorumlamamaya çalıştım. Sadece dinledim.

Zamanla fark ettim ki çocuklar çözümden önce anlaşılmak istiyor gerçekten. Sonrasında bilinçli olarak yaptığım bir şey oldu: Her akşam yatmadan önce günün içinden küçük küçük konuşmaya başladık. “Bugün seni en çok ne mutlu etti, ne zorladı?” gibi. Böyle bir rutin oluşunca artık bir şey olduğunda o an söylemese bile birkaç gün içinde mutlaka açılıyor.

Benim için en zor kısmı, bunu başta fark edememiş olmak oldu. Ama şunu da öğrendim: Bu tür şeyler bazen çok küçük sinyallerle başlıyor ve biz o an anlamayabiliyoruz. Yine de aranızda güvenli bir alan varsa, çocuk eninde sonunda geliyor ve anlatıyor.

Büşra, 42

Kızım şu an ilkokul üçüncü sınıfa gidiyor. İkinci sınıfın ikinci yarısında okula isteksiz gitmeye, her zaman bahsettiği arkadaşlarından konu açıldığında asabi tavırlar sergilemeye başlamıştı. Oyun oynarken kendini daha rahat hissettiği anlarda, arkadaşlarıyla ilgili yaşadığı bazı şeyleri paylaşmaya başladı. En yakın olduğu iki arkadaşının onu zorbaladığını o an fark ettim. Sakin kalmaya, panikle yanlış hareket etmemeye çalıştım. Öncelikle başkalarının hatalı davranışının onunla ilgili olmadığını, kendisini korumak için en iyi yolun onlardan uzaklaşmak olduğunu olabildiğince anlatmaya çalıştım. Tabii ki okula durumu haber verdim, zaman zaman destek aldığımız pedagogla da durumu paylaştım. Neyse ki konu derinleşmeden okuldaki öğretmenlerin de yardımıyla çözüldü. 

Sonrasında iletişimimiz kesinlikle daha iyi oldu. O süreçteki sakinliğim ve kızımın yanında olmaya özenerek geçirdiğim süreç sayesinde her şeyi daha şeffaf bir şekilde benimle paylaşıyor. İşin iyi yanından bakmak gerekirse de bu tarz zorbalama benzeri hareketlerin aslında kendisiyle ilgili olmadığını ve kendini korumak için nasıl davranması gerektiğini erken yaşta öğrendi.



Cemre Bosnalı

Yeditepe Üniversitesi Çeviribilim bölümünden mezun olan Cemre, yayıncılık ve iyi yaşam yolculuğunu bir arada sürdürüyor. Kariyerine All ve L’Officiel dergilerinde Güzellik Asistanı olarak başladı. Kısa bir sosyal medya ajansı deneyiminin ardından 6 yıl boyunca Oggusto'da dijital içerik üretimi üzerine çalıştı. Ardından Cosmopolitan Türkiye’nin Web Direktörlüğü pozisyonunu üstlendi. 2019'dan bu yana...



BLOOM SHOP