RÖPORTAJ: BURCU ERBAŞ

Anksiyete diğer bir adıyla kaygı, hepimizin zaman zaman deneyimlediği bir ruhsal durum. Kimi zaman anksiyetemiz çok büyükken kimi zaman daha ufak ve kontrol edilebilir ölçüde olabilir. Anksiyetenin ne olduğunu, neden kaynaklandığını ve başa çıkabilmek için neler yapabileceğimizi Klinik Psikolog Nazlı Kocabaşa’ya sorduk.


Anksiyeteye sahip olmanın pozitif getirileri de var mı? Hangi ölçüde anksiyete sağlıklı olarak sayılabilir?

Her duygunun olduğu gibi kaygı duygusunun da bize olumlu getirileri vardır. Aşırıya kaçmayan, dozunda olan kaygı bizi tehlikelere karşı dikkatli tutar. Kendimizi korumamız ve harekete geçmemiz için kaygı duygusu olmazsa olmazdır. Örneğin yöneticimizin hazırlamamızı istediği sunum, bize dozunda bir kaygı verirse, çalışmaya başlama motivasyonumuzu ve iyi bir iş çıkarma istediğimizi pekiştirir. Kaygı aşırıysa kendimizi sabote ederiz, kaygı hiç yoksa yapacağımız işi umursamayız ve iyi bir iş çıkaramayız. Bu sebeple dozunda kaygı, hepimiz için gereklidir.

Korku ve endişeyi birbirinden ayıran nedir? Korkunun endişeye dönüşmesini nasıl engelleriz?

Korku, somut bir şekilde var olan bir nesnenin ya da durumun yarattığı bir duygudur. Örneğin sokakta bize doğru havlayan bir köpek gördüysek muhtemel korku hissediyoruzdur. Kaygıda ise somut bir nesne ya da durum yoktur, ihtimaller vardır. Demin ki örnekten yola çıkarsak, sokakta bir köpek görmeden, ya karşımıza bir köpek çıkar diye rahatsızlık hissediyorsak bu kaygıdır.

Korkularımızın kalıcı endişelere, kaygılara dönüşmesini istemiyorsak, öncelikle korkumuzu anlamaya vakit ayırmalı, bunu tek başımıza yapamıyorsak uzman desteği almalıyız. Bir diğer önemli nokta da bizi korkutan durumlardan kaçınma davranışımızı durdurmaktır. Örneğin vapura binmekten korkan birisi, vapura binmeyi tamamen bırakırsa, bir noktadan sonra korkularının başka alanlara da yayıldığını görecektir. Korktuğumuz şeye, kendimizi, minik minik maruz bırakmaya devam etmeliyiz.

Neden bazı insanlar endişe duymaya daha yatkındır?

Yetiştirildiği ortamda, ebeveynlerinde kaygı bozukluğu görülen kişiler endişe duymaya daha yatkın olabilir. Çünkü hem genetik geçiş durumu hem de görerek öğrenme durumu vardır. Bu kişilerin yanı sıra çocukluk dönemi travmaları ve duygusal anlamda yoksunluk yaşamış, baskıyla büyütülmüş çocukların da yetişkinlikte endişeye daha yatkın olduklarını gözlemlemekteyiz.

Hangi düşünce kalıpları anksiyeteyi besler, hangileri ise sakinleştirmeye yardımcı olur?

Ya hep ya hiç tarzı düşünceler, yani kişinin olayları siyah ya da beyaz şeklinde algılaması onun kaygısını besler. Çünkü ya mükemmel yapmak zorundadır ya da hiç yapmasa daha iyidir. Bu düşünce kalıbını yıkmak, hayatta gri bölgelerin de olduğunu kabul etmek, kendinden mükemmeli beklemeyi bırakmak anksiyetemizi sakinleştirir.

-meli, -malı” tarzı, hayatın değişmez kuralları olduğuna dair düşünceler, kaygı seviyemizi arttırır. İyi bir anne şöyle olmalıdır, gerçek bir arkadaş bunu yapmalıdır gibi sert bakış açıları bize iyi gelmez. Durumları kendi içinde değerlendirmek, gerektiğinde esneyebilmek bizim kaygılarımıza iyi gelir.

Sürekli felaket senaryoları yazıp felaketleştirmeler yapmak, olayların olumlu taraflarını göz ardı etmek, etiketlemeler yapmak, durumları kişisel algılamak bizi çok daha kaygılı bir insan yapmaktadır. Bu kalıplaşmış yapıları önce fark edip sonra yeniden yapılandırmak herkese çok iyi gelecektir.

Günlük yaşam içerisinde ne gibi yaşam tarzı değişimleri ile anksiyete minimize edilebilir?

Anda kalmak, andaki ihtiyacımızı anlayabilmek çok önemlidir. Sürekli bir koşuşturmaca halinde yaşayıp gitmekteyiz. Durup ne hissettiğimizi, neye ihtiyacımızın olduğunu düşünecek fırsatlar yaratmamaktayız. Belki en güzel yaşam tarzı değişimi, birkaç dakika da olsa her gün kendi içime, hislerime, kaygılarıma bakmak için zaman ayırmak olacaktır.

Anksiyetenin arttığı anlarda özellikle hangi davranışlardan uzak durmamız gerekir?

Kafein, alkol, sigara, paketli gıdaların anksiyete üzerinde olumsuz etkileri vardır. Stresli dönemlerde bu tip ürünlerin tüketimi artar ve kişi farkında olmadan kaygısına kaygı katmış olur. Anksiyetenin arttığı anlarda bu ürünlerden uzak durmak, açık havada düzenli nefesler almak iyi bir fikir olabilir. Sporun, hareket etmenin olumlu etkisinden faydalanmak da bu zamanlarda önemlidir. Ayrıca sohbeti size iyi gelen insanlarla konuşmak, onların yanında olmak da iyi gelebilir.

Yaşadığım anksiyete ile tek başıma başa çıkabilir miyim yoksa psikolojik bir destek almam gerekir mi?

Bir kişinin anksiyetesiyle tek başına başa çıkabilip çıkamayacağını söyleyebilmemiz için kişinin anksiyetesinin, hayat kalitesini ne kadar bozduğuna bakmamız gerekir. Eğer deneyimlediğiniz anksiyete hayat kalitenizi çok da bozmuyorsa tek başınıza başa çıkabilirsiniz demektir, çünkü zaten hepimiz gün içinde sıkça kaygı hissediyoruz. Ama eğer anksiyeteniz, hayatınıza, ilişkilerinize, kendinize, işinize, okulunuza zarar veriyorsa psikolojik bir destek almak iyi olacaktır. Çünkü bu durum artık bir kaygı bozukluğuna dönüşmüştür.



Klinik Psk. Nazlı Kocabaşa

1986 yılında İstanbul'da doğan Nazlı, Notre Dame de Sion Fransız Lisesini bitirdikten sonra Koç Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldu. Uzmanlığına klinik psikoloji üzerinde devam eden Nazlı aynı zamanda psikodrama, aile danışmanlığı ve emdr terapistliği eğitimleri aldı. Şuanda "Tempora Aile Danışmanlık Merkezi"nde yetişkin ve çift-aile terapisti olarak hizmet vermektedir....

DAHA FAZLASINI OKU


BLOOM SHOP