

Hayatı deneyimleme biçimlerimiz, takip etmenin bile giderek zorlaştığı bir hızda değişiyor. Neredeyse her gün yeni kuşağın bir şeyi farklı yaptığına dair yeni bir tartışmayla karşılaşıyoruz: Eğitimden ilişkilere, aileyle kurulan bağlardan profesyonel hayata kadar. Dünya basını da özellikle 1997 ve 2012 yılları arasında doğanları kapsayan Z kuşağının neyi, neden farklı yaptığının peşinde; başka bir yaşam ihtimalinin gerçekten mümkün olup olmadığını anlamaya çalışıyor.
Kariyerin değişen anlamı
Bu değişimin en görünür alanlarından biri iş hayatı. 2000’lerin başında işe, kariyere ve başarıya yüklenen anlam, küresel ekonomik çalkantılar, hayatı durma noktasına getiren pandemi ve şimdi de geçmiş örneklerine kıyasla çok daha hızlı ilerleyen teknolojiyle birlikte yeniden tanımlanıyor. Bir zamanlar kurumsal merdivenleri tırmanmanın daha iyi bir hayata, daha güçlü bir kimliğe ve daha güvenli bir geleceğe açılacağı varsayılıyordu. Bugünse bu vaat, özellikle genç kuşaklar için eskisi kadar ikna edici görünmüyor.
Kurumsal başarı hikayeleriyle büyüyen bir nesil için bütün çabasına rağmen dünyanın buna her zaman izin vermeyebileceğini fark etmek kolay değil. Verilen emeğin ne kadarının karşılığının alınacağı, kariyer uğruna nelerden vazgeçilmesi beklendiği ve “iyi bir hayat”ın gerçekten yalnızca profesyonel başarıyla kurulup kurulamayacağı artık daha açık biçimde sorgulanıyor. Genç kadınların iş ve özel hayat dengesine bakışı da bu sorgulamanın içinden şekilleniyor. Klişe açıklamalar bir kuşak meselesine indirgeyerek “Z kuşağı tembel”, “Z kuşağı kurumsal hayata adapte olamıyor” gibi başlıklara yol açsa da iş hayatının yeniden tanımlanmasının arkasında bambaşka şeyler yatıyor.
Başarıya yeni bir tanım arayışının arkasında kişisel tercihler ya da tembelliğin olmadığını gösteren araştırmalar var. Deloitte’un 2025 Gen Z ve Milenyum Kuşağı araştırması, gençlerin kariyer beklentilerinin üç ana başlık etrafında toplandığını ortaya koyuyor: para, anlam ve iyi oluş. Bir yıl sonra yayımlanan araştırma ise finansal baskıların bu kuşakların özel hayat kararlarını da doğrudan etkilediğini gösteriyor; Z kuşağının ve milenyum kuşağının yarısından fazlası ekonomik durumları nedeniyle evlilik, çocuk sahibi olma, eğitim ya da iş kurma gibi büyük kararları ertelediğini söylüyor.
Deloitte araştırması aynı zamanda genç kuşak için başarı tanımının da yeniden şekillendiğini gösteriyor. Buna göre bu kuşaklar hızlı terfileri ve kısa sürede yükselmeyi öncelemek yerine, uzun vadede kendilerine uygun rollere yöneliyor; değerleriyle örtüşen, iyi oluş hallerini destekleyen ve sürdürülebilir bir gelişim alanı sunan işleri tercih ediyorlar.
Liderlik pozisyonlarına rağbet düşük
Bu dönüşümün en görünür olduğu alanlardan biri de liderliğe bakışları. Araştırmaya göre yalnızca yüzde 6’lık bir kesim, bugün bir liderlik pozisyonuna ulaşmayı birincil kariyer hedefi olarak görüyor. Birçok genç için liderlik; stres ve tükenmişlik, aşırı sorumluluk ve iş-özel hayat dengesinin bozulması ihtimaliyle birlikte düşünülüyor. Ancak bu, onların kariyer hedeflerinden tamamen vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Z kuşağının yüzde 76’sı ve milenyum kuşağının yüzde 67’si, kariyerlerinin bir noktasında üst düzey liderlik pozisyonlarına gelmek istediğini söylüyor. Günün sonunda kurumsal merdivenleri tırmanmak isteseler de belli bir denge ve iyi oluş halinde olmayı önceliklediklerini düşünebiliriz.
Kadınlar için dengeyi bulmak
Kadınlar için bu dönüşüm daha katmanlı ve eşitlikten uzak bir anlam taşıyor. Çünkü iş hayatında başarıya, yükselmeye ve liderliğe dair kararlar hiçbir zaman yalnızca bireysel hırsla şekillenmiyor. Genç kadınların kariyerle kurduğu ilişki; ekonomik güvenlik ihtiyacı, bakım emeği, toplumsal beklentiler, işyerindeki görünmeyen yükler ve tükenmişlik riskiyle birlikte biçimleniyor.
McKinsey ve LeanIn’in 2025 tarihli Women in the Workplace raporu, kadınların kariyer hedeflerinden vazgeçtiği yönündeki yaygın anlatıyı sorguluyor. Rapora göre kadınlar interneti kasıp kavuran tradwife akımlarına rağmen hala kariyerlerine bağlı. Ancak şirketlerin kadınların ilerlemesini destekleme konusundaki kararlılığı azalırken, kadınlar daha az kariyer desteği ve daha sınırlı yükselme fırsatlarıyla karşılaşıyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 2024 tarihli küresel tahminlerine göre dünya genelinde yüz milyonlarca kadın, ücretsiz bakım sorumlulukları nedeniyle istemese de işgücünün dışında kalıyor. OECD’nin 2025 tarihli toplumsal cinsiyet eşitliği raporu da kadınların erkeklere kıyasla ücretli işe daha az, ücretsiz işe ise daha fazla zaman ayırdığını; bunun yalnızca bugünkü gelirlerini değil, kariyer ilerlemelerini ve gelecekteki sosyal güvenlik haklarını da etkilediğini gösteriyor.
Bu açıdan bakıldığında genç kadınların iş-özel hayat dengesi talebi, yalnızca daha esnek çalışma saatleri ya da hibrit çalışma isteğiyle sınırlı değil. Hayatı daha adil koşullarda şekillendirmek talep ediliyor.
Genç kuşakların başarı terimini yeniden tanımlama arayışı da tabii ki popüler kültürdeki akımlarla karşımıza çıkıyor. 2000’ler ve 2010’larda kendi imparatorluğunu kuran girl boss figürü zamanla “ne istersen yapabilirsin” mesajını vermekten çıkıp “her şeyi yapabilmelisin” baskısı kurmakla eleştirildi. Sosyal medya fenomenleriyle hayatımıza giren trad wife ise geleneksel cinsiyet rollerini romantize eden, kadınların ekonomik bağımsızlığını ve kamusal alandaki varlığını tartışmalı biçimde geri plana iten bir estetik olarak tepki çekti. İki ucun dışına çıkıldığında da hayatı biraz daha dengeli, yavaş, acelesiz yaşamayı öne çıkaran soft life akımları devreye girdi. Hepsi de bir anlam arayışıydı.
Hayattaki başarı ölçütleri konuşulurken kadınların görünmez emeğini ve vazgeçmek zorunda bırakıldıklarını hesaba katmak gerekiyor. Mayıs ayının başında ikinci filmiyle yeniden gündeme gelen Şeytan Marka Giyer de bu dönüşümü okumak için güçlü bir popüler kültür aynası sundu. 2006’da çekilen ilk filmde, kurgusal moda dergisi Runway’in Genel Yayın Yönetmeni Miranda Priestly, genç asistanına “Herkes bizim gibi olmak istiyor” diyordu. Aradan geçen 20 yılda ise bu cümlenin taşıdığı anlam değişti. Aynı Miranda Priestly, devam filminde yine bir arabada artık çalışma arkadaşına dönüşen eski asistanına “Bir bedeli olduğunu bilmeliler” diyordu.










