Fotoğraf: Pranin Organic

Her çağ kendi özelliklerini taşır ve o çağın bireyleri de bu özelliklere ayak uydurmaya çalışır. İçerisinde bulunduğumuz çağın belirgin özelliklerinden biri de “beden algısı”. Bundan elli, hatta yüz yıl öncesine kadar kilolu olmak ve yanakların al al olması zenginlikle ya da sağlıklı olma hali ile bağdaştırılıyordu. Günümüzde ise zayıf olmak sağlıklı ve güzel olma kavramlarıyla karıştırılıyor.

Zayıf olmak; sağlıklı ya da güzel olmak demek değildir

Dünya Sağlık Örgütü sağlığı, “Sağlık, sadece hasta veya engelli olmamak değildir. Bedenen, ruhen ve sosyal yönden bütüncül bir iyilik halidir.” şeklinde tanımlamıştır.

Günümüzde bu tanımın üzerine yeterince düşülmediğini düşünüyorum. Ofisime gelen danışanlarımdan, çevremden ve sosyal medyadan gördüğüm üzere çoğu kişi sadece zayıflamaya odaklanmış durumda. Sosyal ya da psikolojik sağlığını da düşünmemekteler. Öyle ki kiloluyum diye spora gidemeyen, arkadaşları ile buluşmayan, dışarı çıkmak istemeyen, kendisini sosyal olarak cezalandıran bireyler mevcut. Bu cezalandırma da maalesef davranış ve yeme bozukluğuna da sebep vermekte.

İlginizi çekebilir: Yeme Bozuklukları: Anoreksiya, Bulimiya ve Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu

Bir birey eğer “herhangi bir rahatsızlığı yoksa” ve normal beden kitle indeksi değerlerine sahipse o bireyin kilosuna kimse karışamaz. Bu, kişinin kendi kararıdır. Çünkü kimse manken fiziğine sahip olmak zorunda değildir.

Ama bazen sınırlarımızı bilmiyoruz çünkü “beden algısı” konusunda oldukça büyük bir baskı var. Öyle ki göreceli olarak kilolu/zayıf bireylere “kilo al/ver” demekten kimse çekinmiyor. Bir diyetisyen olarak bu tutumu hiç doğru bulmuyorum.

Konuyla ilgili size kendi hikayemden bahsedeceğim

Düşük kiloyla dünyaya geldikten sonra “Aman bu çocuk hasta olacak.” endişesi, vitamin takviyeleri, biraz da annemin yemekleriyle 3-4 yaşlarında tombik bir çocuk haline geldim. Yemek seçerdim, istediğim yemek olmadığında ağlardım. Anlayacağınız hem iştahım açıktı hem de yeme tutumum oldukça yanlıştı.

Buzdağının görünmeyen kısmında ise leptin hormonu devreye girmişti. Lisans tezimde de ele aldığım üzere ilk dört yaş bizim için çok değerli. Çünkü yağ hücrelerimiz, tat dokularımız bu dönemde şekilleniyor. Mesela benim yağ hücrelerim yağ almaya oldukça meyillidir ve bunun etkilerini ergenlik döneminde, 14-15 yaşlarda, 85-90 kiloya çıkarak gördüm.

Ardından kendi çabalarımla beslenmeme dikkat edip biraz da hareket ekleyerek 25-30 kiloya yakın verdim. Şu an “sağlıklı beden kitle indeksimde” ve en iyi kilomda olmama rağmen hala yediklerime dikkat ederim çünkü vücudum kilo almaya hep meyilli. Hayatıma biraz da spor eklediğimde çok daha sağlıklı ve zinde hissedeceğimi düşünüyorum.

Anlayacağınız bu nedenle diyetisyen olmayı seçtim. Çünkü sizleri rahatlıkla anlayabiliyorum. Aynı yollardan ben de geçtim; ben de yediklerime dikkat ediyorum, bana da karışan çok oluyor. Ama bu noktada en önemlisi: Sağlıklı mıyız? Mutlu muyuz? Gerisi boş!

Peki sağlıklı değerlere sahip olduğumuzu nasıl anlarız?

1. Kan tahlili

Kontrole ilk olarak içimizden başlıyoruz. Kolesterol, tiroit, glukoz, karaciğer enzimleri, B12 ve D vitamini, hemogram değerlerinizi aile hekiminize başvurarak kontrol ettirebilirsiniz.

İlginizi çekebilir: B12 Vitamini Eksikliği Belirtileri ve Nedenleri

2. Beden kitle indeksi

Kilonuzu, boyunuzun metre cinsinden karesine bölerek beden kitle indeksinizi hesaplayabilirsiniz. “20-25” arasında bir değer normal sınırlarda olduğunuzu gösterir.

3. Bel/kalça çevresi uzunluğu

Beden kitle indeksinden daha da geçerli bir yöntemdir. Kadınlarda 0.8, erkeklerde 1.0 değerlerinin altı normal olarak kabul edilir.

Eğer tüm değerleriniz normalse kendinizi kilonuz için üzülmenize değmez. En önemlisi sağlıklı olmaktır. Normalin dışındaki değerleriniz için ise bir uzmana başvurmayı unutmamanızı tavsiye ederim. Herkese sağlıklı günler!