YAZAN: BURCU ERBAŞ

Çevresel toksinler; hava ve su kirliliği, endokrin bozucu kimyasallar, pestisitler, mikroplastiklerin her geçen gün biraz daha artması bütünsel sağlık anlayışının merkezine antioksidanları yerleştiriyor. Bedenin hücresel boyutta kendi kendini temizleyebilmesi, enfeksiyonlara, kronik hastalıklara karşı koruyabilmesi kısacası iyi olma halini devam ettirebilmesini sağlayan antioksidanlar uzun ve sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturuyor. Zeminin temelinde de antioksidanların en güçlüsü, ana-antioksidan glutatyon yatıyor. Bedende doğal olarak sentezlenebildiği halde çevresel etmenler nedeniyle eksilmeye başlayan glutatyonu nasıl arttırabileceğimizi araştırdık!


Glutatyon nedir?

3 temel aminoasit; sistein, glisin ve glutaminin birleşiminden oluşan glutatyon molekülü sülfür bazlı bir yapıya sahiptir. Bu yapısı sayesinde bedendeki her tür toksin maddenin ve serbest radikalin yapıştığı bir tür magnet görevi görür. Bedende ihtiyaca göre, kendiliğinden üretilebilir. Bununla beraber birçok çevresel neden; yetersiz beslenme, artan toksin yükü, sık ilaç kullanımı, kronik enflamasyon, fazla stres ile sentezlenmesi ciddi ölçüde sekteye uğrayabilir.

Glutatyonun görevleri nelerdir?

Glutatyonun ana görevi hücresel düzeyde detoksifikasyona yardımcı olmaktır. Serbest radikaller ve bedende birikmiş toksinler, örneğin ağır metaller, için bir tür çöp toplayıcısı görevi gören glutatyon diğer antioksidanlar; C ve E vitaminlerinin nötralize edemediği zararlı partikülleri dahi yok edebilir. Bu nedenle glutatyona ana-antioksidan veya usta antioksidan denir. Serbest radikallere karşı bedenin verdiği savaşta en son etap olan glutatyon, görevi bittiğinde kendisini tekrardan yenileyebilir. Bu nedenle teorik olarak bedende glutatyon eksikliği yaşanmamalıdır.

Hücresel sağlığın anahtarı olan glutatyon hem kronik hastalıkların önlenmesinde hem de hastalıklardan kolay ve hızlı iyileşebilmede bağışıklık sistemini destekler. Araştırmalar kanser hastalığında hem önleyici hem de tedavi edici etkiler gösterdiğini kanıtlamıştır. Benzer çalışmalar AIDS hastalığı için de yürütülmüş ve olumlu sonuçlar alınmıştır.

Bedendeki toksin yükünü azalttığı için beraberinde yaşanan tüm negatif semptomları; yorgunluk, beyin sisi, bazı zihinsel rahatsılıklar, kas ve kemik ağrılarını da ortadan kaldırmaya yardımcıdır. Fiziksel performansı ve dayanıklılığı hissedilebilir ölçüde arttırır.

Neden glutatyon eksikliği görülür?

Glutatyonun kendini her detoksifikasyon sürecinden sonra yenileyebilme özelliği bedenin toksin yükü çok yüksek olduğu zaman sekteye uğrar. Azalan glutatyon seviyeleri de bir kısır döngü içerisinde toksin yükünü; oksidatif stresi, serbest radikalleri, enfeksiyonları arttırır. Bir başka negatif sonucu da antioksidanlar tarafından yeterince hızlı yok edilemeyen kanserli hücrelerin tümöre evrilme riskinin artmasıdır.

Düşük glutatyon seviyeleri yaygın olarak kronik hastalığı; otoimmün, kalp, kanser, diyabet, otizm, Alzheimer’s, Parkinson’s, AIDS, astım, artrit, karaciğer hastalıkları olan kişilerde görülür.

Glutatyon nasıl yükseltilebilir?

Glutatyon seviyeleri 3 şekilde; beslenme, egzersiz, takviyeler ile desteklenebilir. Bununla beraber glutatyon seviyelerinin ilk başta düşmesine sebep olan artan toksin yükünü azaltmak için çevresel toksinlerden korunmak; organik beslenmek, doğal bakım ve temizlik ürünleri kullanmak çok etkili, önleyici bir yaklaşımdır.

1. Beslenme: Hangi besinlerin içerisinde bol miktarda glutatyon bulunur?

Glutatyonun sülfür ağırlıklı kimyasal yapısını desteklemek için beslenmede de bol miktarda sülfür içeren gıdalara yer vermek gerekir. Sülfür açısından zengin gıdalar şu şekilde sıralanabilir:

  • Turpgiller: Brokoli, karnabahar, Brüksel lahanası, turp, lahana
  • Koyu yeşil yapraklı sebzeler: Karalahana, kale, su teresi
  • Soğanlı bitkiler: Sarımsak, soğan, arpacık soğanı, pırasa

Bu sebzelerin içinde yer alan glukozinolat enzimleri bedenin doğal glutatyon üretimini destekler. Fonksiyonel Tıp Doktoru Mark Hyman’a göre bu enzimlerin biyo-uygunluğunu arttırmak yani beden tarafından daha kullanılabilir hale getirmek için hazırlama esnasında ezmek veya minik minik doğramak, buharda pişirmek veya çiğ tüketmek gerekir.

Sülfürün yanı sıra selenyum ağırlıklı gıdalar tüketmek de glutatyon üretimi için çok önemlidir. Selenyum içeren gıdalar şu şekildedir:

  • Brezilya cevizi
  • Taze balık
  • Ot ile beslenmiş kırmızı havyan eti

Hücresel sağlığın önemli mekanizmalarından metilasyon döngüsünün ana oyuncusu olan B vitamini glutatyonun geri dönüştürülmesinde rol alır. Bu yüzden en az glutatyon seviyeleri kadar B vitamini alımına da dikkat etmek, mümkün olduğunca zenginleştirmek gerekir.

  • Ot ile beslenmiş kırmızı havyan eti
  • Organik tavuk, yumurta
  • Taze balık
  • Koyu yapraklı sebzeler
  • Besin mayası

Glutatyon molekülünü oluşturan sistein de beslenme yolu ile alınır ve gereğinde kullanılmak üzere bedende depolanır. NAC olarak bilinen bu molekül aşağıdaki besinlerde bol miktarda bulunur.

  • Organik tavuk
  • Hindi
  • Süt ürünleri
  • Ayçekirdeği

2. Egzersiz

Düzenli olarak günde 30 dakikalık bir egzersiz yapmak glutatyon üretimini arttırır. Kardiyo ile karışık dayanıklılık egzersizlerinin olduğu bir spor rutini edinmek hem hücresel bazda sağlığı destekler hem de kardiyovasküler, zihinsel ve ruhsal iyi olma halini yükseltir.

3. Takviye

Gluatatyon sentezinde görev alan bileşenler beslenme ile yeterince karşılanamadığında dışarıdan takviyelerle desteklenebilir. Sırasıyla; glutatyon, NAC, alfa-lipoik asit ve selenyum takviyesi doktor kontrolü ve yönlendirmeleri eşliğinde takviye edilebilir.



Burcu Erbaş

1997 yılında Antalya’da doğan Burcu, İstanbul Saint Joseph lisesinde eğitim gördü. 2020 yılında Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Erasmus programı ile bir sene boyunca eğitim aldığı Sciences Po Paris’te çevre politikaları, sürdürülebilirlik ve ekoloji üzerine dersler aldı. Öğrendiklerinden çok etkilenen Burcu yaşam tarzını çevreye duyarlı olacak şekilde...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP