Dalai Lama, “Her ne koşulda olursanız olun, kalbin (merhametin) ve bilinçliliğin (farkındalığın) gücüne inanın.” diyor.

İster istemez sıklıkla çaresizlik ve savunmasızlık içinde kaldığımızı hissettiğimiz bugünlerde, cesaretimizi toplamak her zaman o kadar kolay olmuyor elbette. Soru işaretlerimiz var, kaygılarımız var, sürekli şikayet ettiğimiz eski düzene duyduğumuz inceden bir özlem var. Bir sarsılma sürecindeyiz.

İlginizi çekebilir: Öz Farkındalık

Esasında bugün yaşadığımız korku ve kaygının temelinde yatan, evrimsel bir sonuç olan gerçeklik algımız.

Biz, materyal ve cansız bir evrende, “ayrılık üzerine” bir kozmolojiye sahibiz. Nesilden nesile aktarılan gerçeklik modeline göre biz, dünyaya geldiğimizde, “ben ve diğerleri” dünyasına adım atıyoruz. Tek başına bireyler olarak, kendimizi olası tehlikelerden korumak, savunmak ve bu yaşam mücadelesinde ayakta kalmak zorundayız.

Başarılı olmak, standartlara uymak ve hayatta yenilmemek zorundayız. Yenilmeyeceksek yenmek, standartlara uyacaksak olabildiğimiz kadar iyi, hatta en iyisi olmak zorundayız. Hayat bizim elimizde değil ve biz başımıza tesadüfen gelen her türlü olası olumsuz gelişmeye karşı koruyucu önlemler almalıyız. Bu gerçeklik algısının temelinde yatan, kendini koruma zorunluluğu ve beraberinde getirdiği korku. 

Ancak günümüzde kuantum biliminin bulguları, bu gerçekliği tehdit eder nitelikte.

Çünkü kuantum bulgularına göre, her şeyden önce madde dahil her şey temelde titreşen enerji dalgaları. Yani bize materyal gerçeklik gibi görünen, aslında yüzde 99.9999999 boşluk. Sadece yüzde 0.00001’i fiziksel madde. Yaşadığımız evren, atomaltı parçacık seviyesinde cansız, materyal bir evren değil. Tam tersine, zeka ve bilinç dolu bir titreşim okyanusu. Ve atomik seviyede evrendeki her şey, insanlar da dahil olmak üzere birbirimize bağlıyız.

Kuantum modelinde fiziksel evren, iç içe geçmiş, birbirine bağlı, birleşik bir bilgi alanı, potansiyel olarak her şey ancak fiziksel olarak hiçbir şey. Yine kuantum fiziğin bulgularına göre, biz bu sonsuz potansiyele sahip olan bilgi alanını duygu, düşünce ve niyetlerimizle şekillendiriyoruz. Yani gerçeği yaratan bizim algımız. Odağımız neredeyse, onu yaratıyoruz.

Ancak biz, bugünkü zihin durumumuzla çoğu zaman odağımızın nerede olduğunu bilmiyoruz.

Çünkü buna dikkat etmiyoruz. Otomatik olarak odaklanıyoruz. Dikkati doğru kullanmayı öğrendiğimizde ise kendi irademizle gerçeği yaratabilir hale geliyoruz.

Cep telefonları, bilgisayarlar sıklıkla sürüm yenilemeye ihtiyaç duyuyorlar. İnsan beyni ise bu teknolojiler arasında en ileri olanı. Ve bugün doğa bizden kibarca sürümü yenilememizi rica ediyor. Bu süreci bilim diliyle kaleme alacak olursak, biz bugüne kadar limbik sistem egemenliğinde bir hayat sürdük. Limbik sistem bizim duygusal sürümümüz. Etki-tepki beyni. Fikrimize ters düşen, istemediğimiz şeyler olduğunda tepki verişimiz limbik sistem hareketi. Korkunun doğurduğu öfke, suçlama, yargılama, kıskançlık, açgözlülük, hırs, şiddet, kin, kibir, ikiyüzlülük bu sürümle birlikte geliyor.

Biz bugüne dek bu teknolojiyi kullandık. Çünkü başka bir teknolojiden haberimiz yoktu. İhtiyaç da duymadık. Yaşayıp gidiyorduk. Sorgulamadık. Şimdi ise bir çoğumuzun içinde bir sorgulama başladı. Elbette eski sürümü hemen bir anda bırakamayacağız. Ama süreç başladı. “Yükleniyor”.

İlginizi çekebilir: Değişimin Kendisi Olun: Kendinize Odaklanmanızı Sağlayacak 5 Etkili İpucu

Vietnamlı bilge keşiş Thich Nhat Hanh’ın öngördüğü üzere, Homo Sapiens’den Homo Conscious’a (Bilinçli İnsanlık) geçiş gerçekleşiyor.

Prefrontal Korteks aktivitesinin artması, insanlığı bir sonraki evrimsel aşamaya taşıyor. Yani bizi birlik bilinci içinde, evren ve kendisiyle arasındaki bağı idrak etmiş, korku yerine sevgiyi benimsemiş, tepkisellikten uzak ve barışçıl varlıklar haline getiren sürüm.

Prefrontal korteks aktivitesini arttıran ise içimizdeki karanlık yanı, karanlık duygu ve düşünceyi (Jung’un deyimiyle gölge arketipini) sağaltmak ve yine Jung’un deyimiyle “karanlığı bilinçli kılmak”. Temizlenmek, arınmak, dönüşümü kucaklamak. 

Bu süreçte dönüşümü seçenlerimiz için -ki bu yazıya ulaştıysanız muhtemelen siz de bu seçimi yapmış olanlardansınız- iç gözlem, varlık bilgisi ve meditasyon önümüzdeki günlerde bizlerin en iyi dostu olacak.

Arzu Özev

1983 yılında İstanbul’da doğan Arzu, Saint Joseph Lisesi’ni bitirdikten sonra University of Massachusetts Amherst’te psikoloji okuduğu yıllarda, Sudarshan Kriya nefes tekniği ve yoga öğretisiyle tanıştı. Hindistan başta olmak üzere, Yeni Zelanda, Güney Afrika, ABD ve Almanya’da kişisel gelişim ve yoga konusunda birçok eğitim alarak, sertifikalı eğitmen oldu. Dünya çapında 150...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP