YAZAN: MELTEM FAKABASMAZ

Duygusal canlılarız; duygularımızı açıkça ve özgürce ifade etmek için dünyada yaşıyoruz. Fakat 4, 5 yaşlarında farkında olmadan bu özgürlüğümüzden bir vazgeçme eğilimi baş gösteriyor. Kabul görmek, anlaşılmak, sevilmek ve tabii ki toplumun dışında kalmamak için farklı olmamaya gösterdiğimiz çaba ile duyguların özgürce ifadesi kaybolabiliyor. Bu da blokaj yaratmış duygulardan muzdarip olduğumuz bir geleceğin temellerini atıyor. Peki, duygusal blokajlarımızdan nasıl özgürleşebiliriz?


Duygularımızı bastırmayı öğrendiğimiz çocukluk dönemi

80’ler başında Türk geleneklerine göre yaşayan bir çocuk, kendinden büyük birileri varken konuşacak olursa çevresinin dikkate almama olasılığı yüksekti. Büyüklerin yanında konuşulmaz sözü ile büyüyenlere tanıdık gelmiştir. Çevremde duygularımı geçerli kılacak ve sağlıklı bir şekilde işlememize yol gösterecek fazla kişi de yoktu. En azından benim deneyimim bu şekildeydi. 

Sorumlu bir çocuk olmalıydım, disiplinli, yanlış yapmamak için elinden gelen tüm çabayı gösteren, kısaca utancımdan saklanmama gerek kalmamalıydı. Utanılacak bir şey olursa beni sevmekten vazgeçebilirler, dışlayabilir ve dalga geçebilirler şeklinde inancım gelişmişti. İfade etmekte zorlandığım duygularımı ki bunların en başında acı geliyor, içime gömmeyi öğrendim. Utanıyordum; saklanmayı seçtim, öfkeleniyordum; kavga etmeyi seçtim, ihtiyacım olanı almak için soru soramadığımdan içe kapanmayı seçtim. Duvarlar oluşturdum, maskeler taktım, onların istediği gibi biri olurken kendi isteklerim konusunda mutsuz birine dönüştüm. Bunlar bir anda olmadı, zamanla üst üste biriktirerek gerçekleşti.

Yirmilerimin başlarında annem ve babamın ayrılması tüm o harcadığım çabanın boşuna olduğunu gösteren bir durum yaşattı. Sakladığımı sandığım duygular kontrolümden çıkarak yersiz öfkeye, panik ataklarına, bitmek bilmeyen depresyona dönüştü. Psikiyatrist kapılarını aşındırdığım ve zorunlu olarak kullandığım antidepresanlarla görüntüdeki mutluluk kalem çöktü ve ben de onun altında kaldım. 

Otuzlarıma geldiğimde işimden kaynaklı tetiklenen blokajlar, düzeldi dediğim ne varsa her şeyi yerle bir etti. Bu yıkımla beraber bastırılmış anılar, duygusal çöküşlerim bana kronikleşen bel ve diz ağrıları, fibromiyaji, siyatik, baş ağrıları, anksiyete, uykusuzluk ve depresyon olarak geri döndü. 

Bir çocuk olarak duygusal acıdan saklanmama kitaplarım, spor, müzik ve okuldaki eğitimim yardımcı oldu. Zamanla görevleri arttı, çünkü daha fazla kişi ile etkileşime geçmem gerekti, daha fazla kişi daha fazla duygusal durum oluyordu. Bunun da çaresi de her şeyin fazlasına yönelmekti ki bu da enerjimi bitirdi, çevreme kalın duvarlar ördürdü.

Duygularımın ne olduğunu, yarattığı etkileri fark edemeyecek duruma gelmiştim.

Yogaya başlama sebebim..

Yogaya başlama sebebim bitmek bilmeyen ağrılarımın çaresi olarak ön gördüğüm ilaçlardan kurtulmaktı. İlaçlarla ağrılarımı hafifletirken aynı zamanda bedenimi toksinlerle dolduruyordum. Ablamın zoru ile başladığım yoga önce bedenimdeki ağrıların hafiflemesini sağladı. Zamanla o ağrılar yerini rahatlamaya bıraktı. Bedenim rahatladıkça zihnimdeki karanlıklara sanki ışık tutuldu. Yoga ile beraber meditasyon yaşamıma girdi.

Kaygıya teslim olmuş zihnim dinginliğe doğru yol alırken kendimi eskisi kadar güçsüz hissetmediğimi fark ettim. Artık çocuk değildim ve duygularım da beni yok edecek güçte değildi.

Onlarla karşılıklı geldikçe yani onlardan kaçmadan veya savaşmadan durabildikçe, duygularımın aslında zihnimin ürünü olduğunu fark ettim. Zihnimin dinginliği ile duygularımın esiri olmaktan kurtulmuştum. Bu benim hikayem olsa da gözlemlediğim ve uzmanların da altını çizdiği çoğunluğumuzun gerçek duygularından kaçmaya sıklıkla çaba harcadığı ve bunun çocuk yaşlarda başladığı gerçeği. 

Duygusal blokajlar nasıl oluşur?

Yokmuş gibi davranıyor, onlardan kaçıyor veya rahatsız edici olanlardan kendimizi korumak için kabuklar içine saklanıyoruz. Bu yöntemlerin çoğunu çocuklukta öğrenmeye başlıyoruz; bazen çevremizi taklit ederek, bazen birilerinin tavsiyelerini dinleyerek bazı zamanlar da deneye yanıla durumu anlamlandırmaya çalışarak.  

Utanç, korku veya öfke gibi zor duygular karşısında, onlardan uzak durmaya çaba harcıyoruz. Bize yoğun gelen olayların içinde, olaya dahil duyguların işlenmesinde sorun yaşıyorsak, kabul etmek ve o duyguları beden ve zihin ile ifade etmeye çalışmak da zorlaşıyor. Başkalarının görmesine imkan vermeyecek şekilde saklamak en iyi çözüm gibi görünürken zamanla kendimizden de saklar duruma gelebiliyoruz. 

Çözümlenmemiş duygular bedenlerimizde sıkışıp kalıyor. Zamanla enerjimiz düşmeye başlıyor, tükenmişliğe doğru sürüklüyor, duygusal dengesizlikler yaşatıyor ve hastalıklar yaşamlarımızın parçası oluyor. Duygularımızı her geçen gün üstünü örtmeye çalıştıkça zihin, beden ve kalpte toksinler oluşmaya başlıyor. Organlarda, kaslarda ve dokularda biriken çözümlenememiş duygular enflamasyona, kronik sağlık problemlerine kısacası bütünsel iyi olma halimizi negatif etkilemeye başlıyor. 

Duygusal enerji blokajlarının bedende çözümlenmesi

Bastırmanın, üstünü örtmenin tam tersi ifade etmek. Duyguların işlenmemiş şekilde bedenlerimizde sıkışarak kalmasını önlemek için onları sağlıklı şekilde bedende ve zihinde ifade edebilmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Duyguları fark etmeye, onlar geldiklerinde ve gittiklerinde de kabul etmeye ihtiyacımız var. 

1. Farkındalık

Duygunun gelişi ve bedende hissedilmesi asıl zor olan kısım. Burada devreye Mindfulness yani yargısız, açık, nazik farkındalık giriyor. Tara Brach’ın radikal kabul yöntemlerinden R.A.I.N. yani Farketmek, İzin Vermek, Araştırmak, Öz Şefkat ile Beslemek özellikle alışkanlık yapan kaçma tepkimizi yeniden düzenlemeye yardımcı olduğunu söyleyebilirim.

Budist öğretiler insanın ıstırabı olan ne ise hoşlanmadığı ve direndiği durumlarda ortaya çıktığını belirtiyor.

R.A.I.N. yöntemini uygulayarak kabullenmenin özgürleştirici olduğunu duygulardan kaçınmak yerine onları deneyimlemeyi öğreniyoruz. Önümüze çıkan zorluğa karşı ayakta durabilmemize ve yüzleşebilmemize alan açıyor. Çünkü eninde sonunda her şey gibi bu duygunun da biteceğini biliyoruz. 

Önce bedenlerimizde hissetmemiz gerekiyor diyor Brach.

Eğer zorlu duyguların yaşattığı deneyimi bedenimizde somutlaşmasına izin vermeden idrak etme haline geçersek; gerçek kabul, iç görü ve iç özgürlük tamamlanmamış oluyor.

Tara BRACH

Duygularını daha iyi fark edebilmek ve bedensel hisleri gözlemleyebilmek için farkındalık pratik etmeyi öneriyorum:

2. Karşılık vermek

Duyguların işlenebilmesi için ifade edilmesi gerekiyor. Amaç, duygularda birikmiş enerjiyi bedenden dışarı bırakabilmek. Bu kişisel ifade etme hali her birey için özgün ve somut olduğunda serbest kalabiliyoruz. Gerçek şifa, zihin ve bedenin bir araya gelmesi, entegre olması yani bir olması ile gerçekleşiyor. Bu sebeple duyguları önce bedensel alanda ifade etmeye ihtiyacımız var. 

Bu duygunun bende ihtiyaç duyduğu şey nedir? Şu an doğru olan ne? Şu an ihtiyacım olan ne?

Belki ağlamaya ihtiyacın var, belki bir yastığa bağırmaya, belki yüzmeye, koşmaya veya yürümeye, gece çıkıp dans etmeye, belki bahçe ile ilgilenmeye, belki yogaya, belki resim yapmaya, belki de sadece güneşe doğru dönüp derin derin nefes alıp vermeye. Seni zehirlemeye çalışan duygulardan özgürleşmek için bedeni hareket ettirmek öncelikli adımlarımızdan biri olmalı. Bu şekilde biriken enerjiyi serbest bırakabiliyoruz.

Günlük tutarak, özde olan ile bağlantıya geçerek biriken enerjiyi serbest bırakabiliriz. 6 dakika yaratıcı yazım ise bize araç olabilir. Kurt Vonnegut‘un “Ruhun gelişmesi için bir araç” olarak nitelendirdiği 6 dakikalık yaratıcı yazım için ihtiyacın olan bir kağıt, bir kalem ve saat. 

Alarmını 6 dakikaya ayarladıktan sonra yazmaya başla, kalemini hiç kaldırma, sadece yaz ve yazdıklarını da okuma, imla hatalarına bakma ve yazmaya devam et. Şu an neyi yaşamında değiştirmek isterdin? En büyük düş kırıklığın nedir? Bunlar başlıkların olabilir. Dün seni huzursuz eden bir şeyi veya çok hoşuna giden bir şeyi de yazabilirsin. Yazdıkça bedenindeki hisleri fark et, gerginlik, ağrı, acı var mı?

3. Yenilenmek

Bedenlerimizi ihmal etmeyi ve duygularımızı yok saymayı alışkanlık haline getirdiysek, kendimizi yeniden zihin-beden ilişkisini beslemeye yönlendirmenin tam da zamanı. İyi olma halimizi sağlayacak ne varsa bu yönde şifalandırmaya çaba harcadıkça özgün benliğimizle hizalanabilecek ve bu sayede de daha rahat ve açık bir iyi olma haline kavuşabileceğiz. 

Yoga, meditasyon, nefes çalışmaları, ses terapileri, enerjisel çalışamalar aklıma gelenlerden birkaçı. Tüm bunlar aslında yapan zihinden duran zihine geçmek için birer araç. Önerim; yavaşlamak için kendine zaman ayır. Doğaya çık, resim yap, müzik dinle, sevdiğin yemeği yap, meditasyon yaparak zihnini ve arındır, bedenini rahatlatmak için yoga yap, köpük banyosu yaparak kendini şımart, veya kitap oku. Yaşamın güzelliklerine alan açmak için kendinle ilgilen, basit zevklerle bedenini, zihnini ve ruhunu besle. 

Sevgiye alan açarak şifalanmana destek olabilirsin. Bu pratik sevgiye alan açarak yenilenmene araç olmak için:



Meltem Fakabasmaz

İstanbul’da doğan Meltem, FMV Işık Lisesi'ni ve Doğu Akdeniz Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümünü bitirdi. 2015 yılından bugüne kadar 1500 saatten fazla yoga, meditasyon, mindfulness gibi eğitimlerle insanın iyi olma haline yardımcı olmak üzere yol alarak devam ediyor. Halen severek yapmaya devam ederken; öğretmek kadar öğrenci ruhunu da korumayı ve keyfini...

DAHA FAZLASINI OKU


BLOOM SHOP