YAZAN: İREM BEKTAŞ

Haziran ayı benim için her zaman bir “kendi gerçeğine dönme” ve hafifleme zamanıdır. Günler uzayıp güneş yüzünü tamamen gösterirken, içimizdeki o koşturmacayı biraz yavaşlatmak, dış dünyaya açılırken kendi içimize de daha net bir ışık tutmak isteriz. Bloom Kitap Kulübü’nin bu ayki seçkisini oluştururken tam da bu yaz enerjisinden ve yüzleşmelerin getirdiği o hafifleme hissinden yola çıktım: Hayatın dönüm noktalarını, aile bağlarını, paralel ihtimalleri ve bizi biz yapan o tuhaf ama büyüleyici detayları konuşalım istedim.

Bu listedeki kitaplar bizi bazen bir tren istasyonunun çok boyutlu evrenine, bazen İsveç’in sakin ama sırlarla dolu bir göl kenarına, bazen de çocukluğumuzun o tanıdık ve sıcak mahalle hikayelerine götürüyor. “Hayatımın dönüm noktası neresiydi?”, “Geçmişin yüklerinden sıyrılarak kendimi yeniden nasıl inşa edebilirim?” ve “Kendi yaratıcı potansiyelimi nasıl keşfederim?” soruları bu ayki yolculuğumuzun pusulası olacak. Yazın bu ilk günlerinde, sayfaların arasında kendi hikayesinin izini sürmek isteyen herkes için bu seçkinin harika birer yol arkadaşı olacağına inanıyorum. Keyifli okumalar!


Gece Yarısı Treni – Matt Haig

Matt Haig, modern insanın ruh hallerini ve pişmanlıklarını anlatmakta tam bir usta. Gece Yarısı Kütüphanesi’nin o büyüleyici atmosferinden sonra bu kez bizi Gece Yarısı Treni ile kaderin, seçimlerin ve paralel evrenlerin içinde bir yolculuğa çıkarıyor. “Hayatım başka türlü olsaydı nasıl olurdu?” sorusunun peşine düşen bu roman, Haziran ayının o uzun akşamlarında bize hayatın sunduğu her ihtimalin kendi içinde ne kadar değerli olduğunu hatırlatacak samimi bir manifesto sunuyor.


17 Haziran – Alex Schulman

Hayatta Kalanlar ile kalbimize dokunan Alex Schulman, bu kez adını tam da içinde bulunduğumuz aydan alan sarsıcı bir romanla karşımızda. 17 Haziran, bir baba ve oğul ilişkisinin, aile sırlarının ve geçmişin bugünü nasıl gölgelediğinin hikayesi. Schulman’ın zamansal sıçramalarla ördüğü, atmosferik ve sinematografik dili o kadar güçlü ki, kendinizi İsveç’in o tekinsiz ama büyüleyici doğasında, karakterlerin sessiz çığlıklarını dinlerken buluyorsunuz. Aile bağlarını ve bizi biz yapan travmaları sorgulamak için derin bir okuma.


Altı Harfli Bir Tatlı – Şermin Yaşar

Şermin Yaşar, insan hikayelerini o kendine has muzip, sıcak ve bir o kadar da iç burkan anlatımıyla harmanlamakta çok başarılı. Altı Harfli Bir Tatlı, hayatın tam içinden, tanıdık, hüzünlü ama bir şekilde hep umutlu hikayeler sunuyor. Anadolu’nun, mahalle kültürünün, insan ilişkilerinin o karmaşık ama bir o kadar da saf yönünü anlatan bu öyküler, Haziran güneşinin altında, balkonda kahvenizi yudumlarken okumak için mükemmel bir seçim. İçinizi ısıtacak ve yüzünüzde tatlı bir tebessüm bırakacak.


Baş Belaları ve Baş Yapıtları – Burak Yiğit Aydın

Yaratıcılık nereden beslenir? Tarihe yön veren o büyük başyapıtlar, dâhilerin hangi takıntılarından, krizlerinden ve tutkularından doğdu? Yiğit Aydın, sanat ve edebiyat tarihinin arkasındaki o bilinmeyen, bazen komik, bazen de trajik insan hikayelerini harika bir kurgu dışı anlatıyla önümüze seriyor. Zihinsel bir yolculuğa çıkmak, ilham almak ve yaratıcılığın o sancılı ama hayranlık uyandıran yollarında yürümek için bu kitaptan daha iyi bir Haziran rehberi düşünemiyorum.


Yaşanmamış Hayatlar – Sarah Jio

Sarah Jio, romantizmin, gizemin ve geçmişle bugünü birleştiren o sürükleyici kurguların kraliçesi. Yaşanmamış Hayatlar, yine kalbimizin ritmini değiştirecek, bizi sırların ve aşkın izinde koşturacak bir hikâye vadediyor. Karakterlerin hayatlarındaki o kırılma noktalarını, kayıpları ve her şeye rağmen yeniden başlama cesaretini Jio’nun o akıcı ve büyüleyici dilinden okumak büyük bir keyif. Yazın ritmine ayak uyduracak, elinizden bırakamayacağınız o sürükleyici plaj kitabı işte tam olarak bu!





BLOOM SHOP