YAZAN: İREM BEKTAŞ

Nisan ayı benim için her zaman bir “kabuk değiştirme” zamanı olmuştur. Doğa kendini yeniler ve uyanırken, baharda çiçekler açmaya başlarken ben de zihnimde biriken kış tozlarını silkelemek, biraz havalanmak ve yavaş yavaş canlanmak isterim. Bloom Kitap Kulübü’nün bu ayki seçkisini oluştururken bu histen yola çıktım: Görünmez bağları ve hayatta kalmak için kurduğumuz yeni kimlikleri konuşalım istedim. Bu listedeki kitaplar bizi bazen bir Londra apartman dairesindeki modern bir ayrılığa, bazen bir akıl hastanesinin unutulmuş koridorlarına, bazen de beynimizin en ilkel korkularına götürüyor. “Beni ben yapan ne?”, “Geçmişimden ne kadar kaçabilirim?” ve “Bugünün dünyasında akıl sağlığımı nasıl korurum?” soruları bu ayki yolculuğumuzun pusulası olacak. Kendini yeniden keşfetmek, başkalarının hikayelerinde kendi izini sürmek isteyen herkes için bu seçkinin çok güçlü birer yol arkadaşı olacağına inanıyorum. Keyifli okumalar!


Hayaletler – Dolly Alderton

Dolly Alderton, 30’lu yaşların o karmaşık, komik ve bazen de can yakıcı gerçekliğini anlatmakta bir usta. Hayaletler, sadece biten bir ilişkiyi veya modern flört dünyasındaki “ghosting” (aniden yok olma) meselesini anlatmıyor; yaşlanan ebeveynleri, değişen arkadaşlıkları ve bir kadının kendiyle kurduğu bağı sorguluyor. Alderton’ın kalemi o kadar samimi ki, okurken en yakın arkadaşınızla dertleşiyor gibi hissediyorsunuz. Baharın başında, hayatın getirdiği o kaçınılmaz değişimlere farklı bir pencereden bakmak için harika bir seçim.


Esme Lennox Nasıl Yok Oldu – Maggie O’Farrell

Maggie O’Farrell, bu romanda sessizliğin ne kadar gürültülü olabileceğini kanıtlıyor. Altmış yıl boyunca bir hastanede “saklanan” Esme Lennox’un hikayesi, aile sırlarının nasıl birer hapishaneye dönüşebileceğini gösteriyor. Esme’nin varlığının bir anda silinmesi ve yıllar sonra bir torun sayesinde yeniden gün yüzüne çıkması, hafıza ve adalet üzerine çok sarsıcı bir okuma sunuyor. Geçmişin tozlu raflarını aralamayı sevenler için bu kitap, nisan ayının o yağmurlu öğleden sonralarına çok yakışacak.


Kablolu Zihinler – Anders Hansen

Modern dünya bize sürekli “mutlu olmalısın” diyor, peki ama neden bu kadar kaygılıyız? Psikiyatrist Anders Hansen, bu kitabıyla aslında beynimizin bir hata vermediğini, sadece hala binlerce yıl önceki “hayatta kalma” modunda takılı kaldığını anlatıyor. Kaygıyı, depresyonu ve kolayca dağılan dikkatimizi evrimsel bir pencereden izlemek insana garip bir rahatlama veriyor: “Sorun bende değil, sadece beynim beni korumaya çalışıyor.” Nisan ayında zihinsel bir detoks yapmak ve kendi biyolojimizle barışmak için bu kurgu dışı kitaptan daha iyi bir rehber düşünemiyorum.


Margo’nun Paraya İhtiyacı Var – Rufi Thorpe

Margo, edebiyat dünyasında uzun zamandır rastlamadığım kadar cesur, hatalı ama bir o kadar da sevilesi bir karakter. Genç bir anne olan Margo’nun hayatta kalmak, faturaları ödemek ve kendine bir alan açmak için verdiği mücadele, Thorpe’un kaleminde hem vahşi bir dürüstlüğe hem de mizaha dönüşüyor. “İyi bir anne” ya da “makul bir kadın” olmanın sınırlarını zorlayan bu roman, bizi ahlaki seçimlerimizle yüzleştiriyor. Margo’nun hikayesi, baharın o enerjik ama belirsiz ruhuyla mükemmel bir uyum yakalıyor.


Gezgin Ruhlar – Cecile Pin

Vietnam’dan Londra’ya uzanan trajik ve umut dolu bir yolculuk… Cecile Pin, ailesini kaybeden üç kardeşin yeni bir ülkede, yeni bir dilin içinde kendilerini var etme çabasını anlatıyor. Ama bu sadece bir göç hikayesi değil; yasın, köksüzlüğün ve her şeye rağmen yeniden kök salma arzusunun şiirsel bir anlatımı. Gezgin Ruhlar, aidiyetin ne demek olduğunu ve sevdiğimiz insanları kaybetsek bile onların ruhlarını nasıl yanımızda taşıdığımızı hatırlatıyor. Nisan ayında kalbinize dokunacak, derin bir iz bırakacak o kitap işte bu.



Live To Bloom

Daha iyi bir seçim yaptık ve yaşama çiçek açtık!...



BLOOM SHOP