YAZAN: ALEYNA TEPE İPER

Günümüzün en yaygın paradokslarından biri, hayatı daha iyi yönetebilmek için sürekli yeni yöntemler öğrenmemize rağmen kendimizi giderek daha da dağılmış hissetmemiz. Sabah rutinleri, verimlilik teknikleri, zaman yönetimi… Hepsi bir noktada doğru hayat formülü gibi sunuluyor. Oysa insan yaşamı tek bir formüle sığmayacak kadar dinamik, değişken ve kişiseldir; herkesin kendine özgü bir ritmi vardır. Gün içindeki enerji dalgalanmaları, zihinsel odaklanma kapasitesi, sosyal ihtiyaçlar, yalnızlık ihtiyacı, üretkenlik dönemleri… Bunlar herkeste farklıdır ve genel geçer düzenler hepimiz için aynı şekilde işlemez, düzen dediğimiz şey kişisel bir sistemdir. Zaten asıl önemli olan “mükemmel rutini bulmak”tan ziyade, kendi sistemimizi kurmaktır. Peki ama nasıl? Dağılmadan, kendi ritmimizde yaşamak için sistemimizi nasıl kurabiliriz araştırdık!


Dağılmadan yaşamak ne demek?

“Dağılmadan yaşamak” kavramı hayatın her zaman düzenli, planlı ve kusursuz ilerlemesi anlamına gelmez. İnsan yaşamı doğası gereği dalgalıdır; bazı dönemlerde işler yoğunlaşır, bazı zamanlarda ilişkiler daha fazla alan kaplar, bazen ise kişinin kendine dönmeye ve dinlenmeye ihtiyacı olur. Dolayısıyla dağılmadan yaşamak, aslında hiçbir zaman dağılmamak değil, dağıldığımızda tamamen savrulmamak demektir.

Psikoloji literatüründe iyi oluş çoğu zaman “denge” kavramıyla ilişkilendirilir; sürekli yeniden kurulan dengeli bir hal. Hayatın farklı alanları zaman zaman daha fazla ağırlık kazanabilir. Bir dönem iş öncelik haline gelebilir, başka bir dönem aile veya kişisel ihtiyaçlar daha fazla yer kaplayabilir. Bu değişimlere bağlı olarak odağımızın tek bir yöne doğru aşırı şekilde çekilmesi dengeyi bozarak içsel tatminsizlik, yorgunluk ya da kaybolmuşluk hissi yaratabilir.

Başka bir deyişle, dağılma hali çoğu zaman hayatın bir ucuna savrulmakla ilgilidir. İnsan bazen sadece çalışır, bazen sadece başkalarının ihtiyaçlarına odaklanır, bazen de kendini tamamen ihmal eder. Bu uçlarda yaşamak kısa süreli olarak mümkün olsa da, uzun vadede sürdürülebilir değildir. Sürdürülebilir bir denge hali için ise kişisel sistemler devreye girer. Sistemler hayatın değişkenliği içinde insanın tamamen savrulmasını engelleyen yapısal bir çerçeve oluşturur. Bu çerçeve, hem sorumluluklarımızı hem de iyi oluşumuzu aynı anda destekleyebileceğimiz bir düzen kurmamıza yardımcı olur.

Sistem kurmak sinir sistemimizi nasıl etkiler?

Bir sistem kurmak yalnızca zamanı daha iyi organize etmeyi sağlamaz. Aynı zamanda biyolojik ve psikolojik dengelenmeyi destekler, sinir sisteminin regülasyonuna da katkı sağlar. İnsan beyni doğası gereği belirsizliği sevmez. Nörobilim araştırmaları, belirsizlik ve sürekli değişen koşulların beynin tehdit algısıyla ilişkili bölgelerini aktif hale getirebildiğini gösterir. Bu durum kısa vadede zihnin daha canlı olduğu yanılgısına sebep olsa da uzun vadede zihinsel yorgunluk, stres ve karar verme güçlüğü gibi sonuçlar doğurabilir.

Dolayısıyla, sistemler ve öngörülebilirlik sinir sistemi için önemli bir düzenleyici unsurdur. Günlük hayat içinde bazı davranışların belirli bir yapıya sahip olması, beynin sürekli yeni kararlar üretmek zorunda kalmasını azaltır. Davranış bilimlerinde buna bilişsel yükün azalması denir. Gün içinde sürekli “Şimdi ne yapmalıyım?”, “Hangisi daha doğru?” gibi sorularla karşı karşıya kalmak zihinsel enerjiyi tüketir. Sistemler ise bu kararların bir kısmını otomatik hale getirerek zihni rahatlatır.

Düzenli ve öngörülebilir alışkanlıklar, sinir sisteminin dinlenme ve toparlanma süreçlerinden sorumlu olan parasempatik sistemi de destekleyebilir. Bu durum stres tepkisinin daha dengeli çalışmasına yardımcı olur. Kısacası, psikolojik dayanıklılığı ve iyi oluşu da destekleyen bir zemin oluşturur.

Kendi sistemimizi nasıl kurabiliriz?

Kişisel bir sistem kurmak, karmaşık bir plan yapmak ya da hayatı tamamen yeniden düzenlemek anlamına gelmez. Önemli olan, yaşamın içinde bizi destekleyen basit ama sürdürülebilir yapılar oluşturabilmektir. Bu yapılar, hem sorumluluklarımızı yerine getirebilmemize hem de kendi iyi oluşumuzu koruyabilmemize yardımcı olur. Kendi sistemimizi kurarken en önemli nokta ise hazır kalıpları uygulamaktan ziyade, yaşam ritmimizi anlamak ve buna uygun bir düzen geliştirmektir.

Kendini gözlem

İlk adım, genel geçer “iyi ya da yeni” yöntemler öğrenmek değil, kendimizi daha iyi tanımaktır. Sürdürülebilir bir düzen, kişinin kendi yaşam ritmiyle uyumlu olduğunda mümkün olur. Psikoloji literatüründe buna self-monitoring, yani öz-gözlem adı verilir. Öz-gözlem, kişinin günlük yaşam içinde kendi davranışlarını, duygusal durumunu ve enerji seviyelerini fark etmesini ifade eder. Gün içinde hangi saatlerde daha üretken olduğumuzu, ne zaman zihnimizin daha berrak çalıştığını veya hangi aktivitelerin bizi gerçekten toparladığını gözlemlemek, kişisel bir sistem kurmanın en güçlü adımlarından biridir. Bu farkındalık sayesinde, başkalarının düzenini kopyalamak yerine kendi ihtiyaçlarımıza uygun bir yapı kurabiliriz.

Enerji dengesi

Günümüz kültüründe verimlilik, zaman yönetimi üzerinden anlatılır. Ancak sürdürülebilir bir yaşam için zaman kadar önemli olan bir diğer unsur da enerjidir. Gün içinde herkesin enerji seviyesi aynı şekilde akmaz. Bazı insanlar sabah saatlerinde daha berrak düşünürken, bazıları günün ilerleyen saatlerinde daha yaratıcı olabilir. Benzer şekilde bazı zamanlar sosyal etkileşimler daha kolay gelirken, bazı anlarda daha sakin ve içe dönük bir alana ihtiyaç duyabiliriz. Kendi enerji ritmimizi fark etmek, günlük yaşamı buna göre düzenlemeyi kolaylaştırır. Örneğin, zihinsel olarak daha güçlü hissettiğimiz saatleri odak gerektiren işlere ayırmak, daha düşük enerjili zamanları ise daha rutin görevlerle değerlendirmek, sistemin daha doğal bir akış içinde işlemesini sağlayabilir.

Temel taşıyıcı alışkanlıklar

Sistem kurarken yapılan en yaygın hatalardan biri de, hayatı bir anda büyük değişimlerle yeniden düzenlemeye çalışmaktır. Oysa davranış bilimleri, kalıcı değişimlerin çoğu zaman küçük ama düzenli alışkanlıklardan oluştuğunu gösterir. Dolayısıyla sürdürülebilir bir sistemi genellikle büyük kararlardan ziyade günlük yaşamın içine yerleşen küçük yapılarla kurabiliriz. Örneğin, haftada birkaç gün kısa bir yürüyüş yapmak, günün belirli bir saatini ekranlardan uzak geçirmek, haftada bir kendinle baş başa kalabileceğin bir zaman yaratmak ya da günün sonunda kısa bir kapanış rutini oluşturmak gibi alışkanlıklar zamanla güçlü bir destek sistemi oluşturabilir. Bu küçük yapılar ilk bakışta önemsiz gibi görünse de, düzenli tekrar edildiklerinde yaşamın içinde güçlü bir omurga oluşturur.

Katı değil, esnek bir sistem

İyi bir sistem kurmanın önemli bir parçası da onun esnek olmasıdır. Tıpkı hayatın doğası gibi, sistemler de değişken olabilir. Bazı dönemlerde işler yoğunlaşabilir, bazı zamanlarda kişisel ihtiyaçlar daha fazla alan kaplayabilir. Böyle bir düzende sistemlerin amacı, hayatın yoğunluğu içinde yönümüzü kaybettiğimizde tekrar dönebileceğimiz bir temel oluşturmaktır. Bazen sistem oldukça düzenli işleyebilir, bazen de tamamen aksayabilir. Bu durum sistemin başarısız olduğu anlamına gelmez. Aksine, iyi bir sistem kişinin hayatın değişkenliği içinde kendini yeniden dengeleyebilmesine yardımcı olan bir geri dönüş noktası sunar.

Belki de dağılmadan yaşamak dediğimiz şey de budur. Her zaman aynı düzende, aynı noktada kalmak değil, gitgeller arasında dengelenebilmek. Kendi ihtiyaçlarımızı tanıyıp onları destekleyen bir sistem kurabildiğimizde, bu dağılmalar kalıcı bir savrulmaya dönüşmez; çünkü artık geri dönebileceğimiz bir ritim ve kendimizi yeniden dengeleyebileceğimiz bir yapı vardır.



Aleyna Tepe İper

1997 yılında İstanbul’da doğan Aleyna, Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, insanı anlama tutkusunu pazarlama, marka yönetimi, yazarlık ve içerik üretimi gibi yaratıcı alanlara taşıdı. Bugün psikoloji bilgisini yaratıcı üretim süreçleriyle harmanlayarak, marka ve içerik yöneticisi olarak çalışıyor. Aynı zamanda yazıları aracılığıyla ilham vermeye, deneyimlerini paylaşmaya ve keşfetmeye devam...



BLOOM SHOP