YAZAR : BURCU ERBAŞ

Yaz tatilinde denize girmek, sahil boyunca yürümek, deniz manzaralı bir yerde oturmak ya da vapurun terasına çıkıp boğaz havası almak… Birçoğumuz planlarımızı yaparken kendimizi mutlaka denize yakın hissettirecek anların peşinden gidiyoruz. Denize duyduğumuz bu çekim ise aslında sadece kişisel bir tercih değil; dünyanın pek çok yerinde insanların ortak hissettiği bir durum. Üstelik bunun arkasında oldukça bilimsel bir neden de var: negatif iyonlar. Peki deniz neden bize bu kadar iyi hissettiriyor? Negatif iyonların beden ve zihin üzerindeki etkilerini sizin için araştırdım.


Denizden esen hava yüksek miktarda negatif iyon taşıyor

Deniz engin ve masmavi görüntüsüyle bize “awe” yani huşu duygusu yaşatma, kendimizden daha büyük bir bütünün parçası olduğumuzu hatırlama, iyi olma halimizi yükseltme gücüne sahip. Nitekim denizin bu yazıda asıl bahsedeceğim faydası sadece görüntüsüyle sınırlı kalmıyor. Deniz, daha doğrusu deniz havası, içerisinde biz insanlar için çok faydalı olan bir parçacık taşıyor: Negatif iyonlar.

Denizden esen havanın neden daha ferah ve canlandırıcı olduğunu merak ettiyseniz aslında bunun cevabı tamamen taşıdığı yüksek negatif iyon yükünde gizli. Mineraller ve tuzlar açısından çok zengin olan deniz, dalgaların birbirine veya karaya çarpması, su moleküllerinin sürekli olarak birbirleriyle çarpışmasına neden oluyor. Bu çarpışmalar sonucu da ortaya gözle görülemeyecek kadar küçük partiküller saçılıyor.

Negatif iyonlar yalnızca deniz kenarlarında bulunmuyor. Aslında her su molekülünün birbiri ile sıkça çarpıştığı yerlerde; şelalelerde, hızla akan akarsularda, yoğun şekilde yağan yağmurun ardından bile havadaki negatif iyon yükü artıyor.

Negatif iyonların faydaları neler?

Negatif iyonlar, diğer adıyla anyonlar, su moleküllerinin çarpışması sonucu ortaya çıkıyor ve havadaki oksijen moleküllerinin elektron alarak negatif yüklü hale gelmesiyle oluşuyor. Deniz kenarında bulunduğumuzda etrafa yayılan negatif iyonları nefesimizle içimize çekiyor, yüzdüğümüzde ise cildimiz aracılığıyla da bu iyonlara maruz kalıyoruz.

Araştırmalara göre negatif iyonlar bedenimize girdikten sonra serotonin salgısını düzenlemeye yardımcı olabiliyor. Ruh halimizi, uyku kalitemizi, hormonal salgılarımızı, sirkadiyen ritmimizi ve hatta cinsel arzularımızı etkileyen serotonin hormonunun dengelenmesi de genel iyi olma halimizi destekliyor. Bu özelliği sayesinde deniz, özellikle mevsimsel depresyon gibi dönemsel ruh hali bozuklukları yaşayan veya antidepresan kullanan kişiler için bir tür destekleyici tedavi olabiliyor. Nitekim negatif iyonların zihinsel rahatsızlıkları somut olarak iyileştirebildiğine dair henüz elimizde çok az kanıt bulunuyor. Bu ilişkiyi doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.

Ruh hali üzerindeki etkilerinin yanı sıra, negatif iyonların bağışıklık sistemini destekleyebileceğini gösteren araştırmalar da bulunuyor. Potansiyel faydaları arasında virüs ve bakterilerle savaşma kapasitemizi desteklemek, doğal öldürücü hücrelerin işlevine katkı sağlamak ve bedensel enflamasyonu azaltmak yer alıyor. Ayrıca iyi bir hava temizleyicisi gibi davranarak soluduğumuz havanın daha temiz ve daha oksijen açısından zengin olmasına katkıda bulunabiliyor; bu da solunum ve hücresel sağlığı destekleyebiliyor.

Negatif iyonlar bize iyi geliyorsa, pozitif iyonlar bu denklemin neresinde?

Havadaki iyonların insan sağlığı ve psikolojisi üzerindeki etkileri ise yaklaşık 100 yıldır bilim dünyasında araştırılıyor. Negatif iyonlar havanın toz, alerjen, küf gibi kirletici maddelerden temizlenmesine yardımcı oluyor, bu sayede genel sağlığı destekleyebiliyor, serotonin salgısını düzenleyerekse ruh halini iyileştirebiliyor. Peki ya pozitif iyonlar bizi nasıl etkiliyor?

Negatif iyonların aksine pozitif iyonlar, yani katyonlar birden fazla elektronunu kaybetmiş atom veya moleküllere deniyor. Elektrondan çok proton bulundurdukları için pozitif yüklü oluyorlar. Negatif iyonlar daha çok doğada; sahillerde, şelalelerde yani dinamik su kaynaklarının çevresinde bulunurken pozitif iyonlarsa popülasyonun çok yüksek olduğu kalabalık yerleşim yerlerinde, yoğun trafikte, otobanlarda, endüstriyel alanlarda veya iyi havalandırılmayan kapalı alanlarda ortaya çıkıyor. Genellikle çevre kirliliği ve yoğun teknoloji kullanımıyla ilişkilendiriliyorlar. Araştırmalar doğrudan bir bağın varlığını kanıtlayamasa da uzun süre pozitif iyon yüküne maruz kalmanın düşük ruh haline ve solunum yolu rahatsızlıklarına yol açabileceği düşünülüyor.

Negatif iyon maruziyetimizi nasıl artırabiliriz?

Listenin en başında tabii ki deniz kenarına gitmek geliyor. Buna ek olarak, denize girmek, kumda çıplak ayakla yürümek ve denize ayaklarımızı sokmak bol miktarda negatif iyon almamızı sağlayabiliyor. Eğer denize yakın yaşamıyorsak şelale, akarsu gibi hızlı akan su kaynaklarını ziyaret etmek veya yoğun yağmurun ardından parklarda ve ormanlarda yürüyüş yapmak da negatif iyon maruziyetini artırabiliyor.

Eğer bunların hiçbirini yapma fırsatı bulamıyorsak, o zaman en iyi strateji pozitif iyon maruziyetimizi azaltmak oluyor. Bunun için yoğun trafik ve kalabalıklardan mümkün olduğunca kaçınmak, teknoloji kullanımını sınırlamak, kapalı alanları düzenli olarak havalandırmak ve gerekirse kaliteli bir hava temizleyici kullanmak öneriliyor. Tabii ki herhangi bir su kaynağı olmasa bile doğada zaman geçirmek ruh halimize iyi geliyor.

Peki denizin başka faydaları da var mı?

Negatif iyonların yanı sıra deniz, bedenimizin vitamin ve mineral dengesi için de faydalı bir kaynak olabiliyor. Belirli bir süre denizde yüzdükten sonra bedenimiz bazı mineral ve elementlerle temas ediyor. Halk arasında bu durum çoğu zaman “mineralleri emmek” şeklinde ifade edilse de, burada esas olan cildin deniz suyundaki minerallerle etkileşime geçmesi. Bu durum kısmen osmoz prensibiyle de açıklanabiliyor. Osmoz, yoğunluğu farklı iki ortam arasında su ve bazı çözünmüş maddelerin geçirgen bir zar aracılığıyla hareket etmesi anlamına geliyor. Mineral açısından zengin deniz suyu ile temas eden cilt yüzeyi de bu etkileşimin bir parçası oluyor. Magnezyum, potasyum ve iyot gibi mineraller açısından zengin olan deniz suyu; kasların gevşemesine, cildin rahatlamasına ve genel iyi olma hissinin artmasına katkı sağlayabiliyor. Ayrıca deniz suyu ve güneş ışığının birleşimi, stres seviyelerinin azalmasına ve bedenin daha rahat hissetmesine yardımcı olabiliyor.



Burcu Erbaş

Burcu Erbaş, 2024 yılında Domus Academy Milano'da Visual Brand Design alanında yüksek lisansını, 2020 yılında ise Galatasaray Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi lisansını tamamladı. Live to Bloom'da dört yıldır içerik ve proje yöneticisi olarak görev yapan Burcu platformun görsel iletişiminde de aktif olarak rol alıyor. İyi yaşam alanında yazdığı içeriklerinde özellikle bütünsel...



BLOOM SHOP