Yoğun bir iş temposuna sahip ve işi gereği sürekli seyahat eden kişiler için çalan telefonlar ve dikkat dağıtan insanlar olmaksızın uçakta geçirilecek olan zaman; biriken işleri toparlamak için mükemmel bir fırsattır. Oysa uçuşta geçen zaman, hayallerdeki gibi olmaz. Yorgunluk ve tükenmişlik hissi, uçuş zamanını planlanan hiçbir işin yapılamadığı, verimsiz bir zaman dilimine dönüştürür. Peki, bu tükenmişlik hissi nereden gelir?

Neden bu zaman dilimini verimli bir şekilde değerlendiremedik? Halbuki uçakta hiçbir şey yapmadan oturduk. Neden daha dirençli olamadık ve planladığımız işleri bitiremedik? Yakın zamanda yapılan bir araştırma gösteriyor ki, problem bizim aşırı yoğun iş düzenimizden ya da uçak yolculuğunun kendisinden kaynaklanmıyor. Problem, dirençli olmanın gerçekte ne anlama geldiğini bilmememizden ve aşırı çalışmanın sonuçlarından kaynaklanıyor.

Direnç ve esneklik

Esneklik ve direnç konusunda sert bir tutum takınıyoruz. Daha uzun süre dayanabileceğimize, bunu başarabilecek dirence sahip olduğumuza ve dolayısıyla daha başarılı olacağımıza inanıyoruz. Ancak, bu düşüncelerin tamamı aslında bilimsel olarak doğru değil!

İyileşmeye yeterince zaman ayırmamamız, dirençli ve başarılı olma yolculuğunda önümüzü kesiyor. Bu konuda yapılan bir araştırma, iyileşme zamanı ile sağlık ve güvenlik problemleri arasında doğrudan bağlantı olduğunu ortaya koyuyor. İyileşme eksikliği –işi düşünerek uykumuzu bölmek, telefondan başımızı kaldırmadığımız için sürekli bilişsel uyaranlara maruz kalmak- üretkenliğimizi azaltıyor ve şirketlerimize milyarlarca dolara mal oluyor.

İşin durması, iyileştiğimiz anlamına gelmiyor. Mesai saatleri bittiğinde yaptığımız işten tatmin olmuyor ve akşamımızı iş düşünerek geçiriyor, akşam yemeğinde iş konuşuyor ve yatmadan önce ertesi gün yapacağımız işleri düşünüyoruz. Kısa zaman önce Norveç’te yapılan bir araştırma, Norveçlilerin yüzde 7,8’inin “işkolik” olduğunu ortaya koyuyor. Bilim insanları, “işkolik” olmayı şu şekilde açıklıyor: “Sürekli iş hakkında düşünmek, kontrol edilemez bir iş motivasyonu ve hayatın diğer alanlarını etkileyen bir çalışma düzeni”. Biz birçoğumuzun bu tanıma uyum sağladığımızı düşünüyoruz.

Her şey çocuklukta başlıyor

Direnç kavramının yanlış anlaşılması genellikle çocukluk yaşlarımıza dayanıyor. Aileler, çocuklarının gece 3’e kadar bir lise projesi üzerinde çalışmalarını teşvik ediyor. Oysa bu süreç tamamen yanlış! Dirençli bir çocuk, iyi dinlenmiş bir çocuktur.

Aşırı yorgun bir çocuğun okula gitmesi, onun için fayda sağlamaz; sınavlarından başarılı sonuçlar alamaz, arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kuramaz, eve geldiğinde ailesine düzgün davranamaz. Aşırı çalışmak ve aşırı yorgunluk, direncin tam tersidir. Çocukluk çağımızda oluşturduğumuz bu yanlış davranışlar, yetişkinliğimizde iş hayatımızda iyice pekişir. “Uyku Devrimi” kitabı yazarı Arianna Huffington şöyle diyor: “Üretkenlik adına uykumuzdan fedakarlık ediyoruz ama uykusuzluğumuz işyerinde ekstra çalışmamıza neden oluyor. Uykusuzluk yüzünden bir çalışan yılda 11 gün üretkenliğini yitiriyor ve bu durum kişi başı binlerce dolara mal oluyor”.

Direncin anahtarı; iyi çalışmak, sonra durmak, iyileşmek ve yeniden çalışmaktır. Bu anahtar tamamen biyolojimize dayanır.

Homeostaz, beynin sürekli olarak kendini iyileştirme yeteneğini açıklayan temel bir biyolojik kavramdır. Vücut aşırı çalışma döngüsünden çıktığı zaman, beynimiz ve bedenimiz yeniden dengeye ulaşmak için çok fazla zaman ve enerji harcamak durumunda kalıyor. Eğer çok fazla çalıştıysanız, bir o kadar dinlenmelisiniz. Aksi takdirde “sürmenaj” durumuna girersiniz.

Nasıl iyileşiriz?

Peki, nasıl iyileşir ve direnç inşa ederiz? Çoğu insan maillerine cevap vermeyi bıraktığında beyninin otomatik olarak iyileşmeye geçeceğini ve ertesi güne enerjisini toplayıp başlayacağını düşünür. Ancak yatağa yattığınızda zamanınızı iş düşünerek geçirirseniz, 8 saat boyunca uyusanız bile ertesi gün yorgun uyanırsınız.

Çünkü dinlenmek ve iyileşmek aynı anlama gelmez. Beyninizin gerçekten iyileşebilmesi için zihinsel ve bedensel iyileşme periyodları yaratmanız gerekir. Aşırı çalışmayı yönetebilmek için gün içinde teknolojiden uzak duracak zamanlar yaratmak oldukça önemli. Ortalama bir insan günde 150 kez telefonuna bakıyor. Her dikkat dağınıklığı sadece 1 dakika sürse bile, bu günde 2,5 saat yapıyor!

İyileşmeye telefonunuzu uçak moduna almakla başlayabilirsiniz. Bununla birlikte her 90 dakikada bir kendinizi şarj etmek için işe ara verin. Öğle yemeğinizi bilgisayar başında yemeyin, dışarıda arkadaşlarınızla vakit geçirin ve bu sırada iş konuşmayın! Molalarınızı kullanmak size sadece iyileşme zamanı vermekle kalmaz, üretkenliğinizi de artırır.

Konunun en başına dönecek olursak, uçaktaki zamanınızı mutlaka çalışarak değerlendirmek zorunda değilsiniz. Rahatlayın, meditasyon yapın, uyuyun, film izleyin, günlüğünüze yazın ya da eğlenceli Podcast’ler dinleyin. Uçaktan indiğinizde kendinizi tükenmiş değil, işe geri dönmeye hazır hissedeceğinizden emin olabilirsiniz!