Her birimizin doğada bıraktığı bir karbon ayak izi var. Kısaca açıklamak gerekirse karbon ayak izi, yaşam standartlarımız nedeniyle ortam hazırladığımız sera gazı artışı ve bu gazın çevreye salınan bireysel ölçüsü olarak tanımlanıyor. Taşıt kullanımı, doğal gaz, elektrik, ambalajlı ürünler, tekstil gibi birçok faktörün yanı sıra gıda tercihlerimiz de ne yazık ki karbon ayak izimizi arttırıyor. Bu nedenle özellikle beslenme alanında bazı değişimlere giderek karbon ayak izinin etkilerini hafifletmenin önemi büyük. İşte düşük karbon diyeti ve iklim değişikliği ile ilişkisi!

İlginizi çekebilir: Karbon Ayak İzi Nasıl Takip Edilir?

Düşük karbon diyeti neden önemli?

Düşük karbon diyeti, küresel ısınmaya ortam hazırlayan zararlı gazların minimum seviyeye indirilmesini hedefleyen bir beslenme planlaması anlamına geliyor. Bu plana uygun olarak dikkat edilmesi gereken temel hususlardan bazıları aşağıdaki gibi sıralanmakta:

  • Süt ve süt ürünlerini sınırlamak,
  • Et tüketimini azaltmak,
  • Mevsimsel gıdalara ağırlık vermek,
  • Gıda israfı yapmamak,
  • İşlenmiş yiyeceklerden uzak durmak,
  • Ambalajlı ürünleri satın almamak.

Uzmanlar beslenme alanında yer alan bu altı maddeye dikkat edildiğinde karbon ayak izinin azaldığını belirtirken iklim değişikliğinin de kontrol altında tutulabileceğine dikkat çekiyor. Bireysel adımlarla başlayarak çevresel bir etkiye ulaşabilecek olan bu bilinç, karbon gazı miktarının azalmasına destek olmakla beraber küresel ısınmanın yavaşlatılmasına katkı sağlayabilir.

İlginizi çekebilir: İklim Krizi ile Mücadele İçin Neler Yapmalıyız?

Et tüketimi ve iklim değişikliği ilişkisi

New York Times’a göre, et yemek iklim değişikliğini dört ana faktör üzerinden etkiliyor:

  1. Hayvan çiftliklerinin kurulması için doğa üzerinde yapılan değişiklikler: Ağaçların kesilmesi ve çiftliklerin sürdürülebilirliğinin sağlanması için kurulan makine düzenleri atmosferdeki oksijen oranını azaltarak karbon miktarını arttırıyor.
  2. Sığır, inek, kuzu, keçi gibi hayvanların yedikleri yiyecekleri sindirirken ürettiği metan gazı: Küresel ısınmaya neden olan sera gazları arasında yerini alan metan gazı, hayvanların sindirimi ve boşaltımı sırasında ortaya çıkıyor. 
  3. Gübreden atmosfere salınan metan gazı: Hayvan dışkısının depolanmasıyla üretilen gübre, atmosferde metan gazı salınımına neden olarak küresel ısınmayı tetikliyor.
  4. Etin işlenmesi ve ulaştırılması: Etin işlem görmesi için kurulan kesimhaneler ve fabrikalar, ürünlerin bir yerden başka bir yere ulaşması için kullanılan büyük taşıtlar, et ürünlerinin bozulmaması için üretilen soğutucular da küresel ısınmanın artmasına neden olan etkenler arasında yer alıyor.

Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre, (*) çiftlikler dünyaya salınan sera gazının yüzde 14.5’ini oluşturuyor. Bu oran neredeyse tren, araba, uçak ve gemi kullanımlarının neden olduğu sera gazı oranına eşit! Çiftliklerde beslenilen hayvanlar sıralandığında sera gazı üretimine neden olan hayvanlar sırasıyla sığır, kuzu, inek, keçi şeklinde ilerliyor. Balık ve kümes hayvanları da bu sıralamaya dahil ancak diğerleri kadar büyük etkiler yaratmıyorlar. 

Aynı şekilde hayvansal gıdalardan üretilen peynir ve tereyağı gibi ürünler de üretim ve ulaşım aşamalarıyla sera gazı salınımını ve dolayısıyla küresel ısınmayı tetikliyor. Örneğin, peynir üretiminde kullanılan süt, metan gazına neden olan inekten elde ediliyor ve yaklaşık olarak 5 kilosuyla yalnızca yarım kiloluk peynir üretilebiliyor. Bu çok fazla inek sütü ve bir o kadar da fazla metan gazı salınımı anlamına geliyor!

Dört adımda daha küçük karbon ayak izleri

Harvard Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde veganizm üzerine araştırmalar yürüten Nina Gheihman, insanların büyük bir kısmının daha bitkisel beslenmeye yönelmesinin az sayıda insanın tamamen vegan olmasına kıyasla çok daha büyük bir etki yaratacağını söylüyor. 

Hayvansal gıdaları sınırlamak: Eti tamamen hayatınızdan çıkarmak yerine haftada 1 veya 2 kez yemeye başlasanız bile iklim değişikliği üzerinde bireysel bir katkı yaratmış olabilirsiniz. Ne kadar az talep o kadar az üretim demektir. Bunun için işe daha az satın alarak başlayabilirsiniz.

Alınan besini tüketmek: Her yıl dünyada tonlarca yiyecek israf olurken enerji, su, ulaşım gücü, hammadde gibi birçok değer de çöpe gönderiliyor. Bu nedenle alınan yiyeceği vaktinde tüketmek ve ihtiyaç fazlasını satın almamaya özen göstermek gerekiyor.

Mevsimsel olandan şaşmamak: Artık her mevsimde her çeşit gıdaya ulaşım mümkün. Peki bu ne kadar sağlıklı ve çevreye duyarlı? Yaşadığınız yerde o mevsimde yetişmeyen herhangi bir sebze, meyve emin olun ki yüzlerce kilometre öteden tabağınıza ulaşıyor. Ulaşım haricinde gıdalara hormon uygulayarak tazeliklerini uzun zaman boyunca korumalarını sağlamak da çevreye hasar veren davranışlar arasında.

İşlenmiş ve paketli gıdadan uzak kalmak: İşlenmiş gıdaların ve paketli ürünlerin, üzerlerindeki işlemler daha fazla olduğu için çevreye bıraktıkları karbon ayak izleri çok daha büyük. Örneğin mısır şurubu, çikolatalı atıştırmalıklar, cips, tatlandırıcılar ve daha fazlası size ulaşana dek defalarca doğaya zararlı atık bırakıyor.

(*) http://www.fao.org/news/story/en/item/197623/icode/

Fotoğraf: Goodeatings.com