

Yoğun iş temposu, bitmeyen sorumluluklar ve sürekli güçlü kalma baskısı… Modern yaşamın içinde çoğu zaman bedenimizin verdiği sinyalleri görmezden geliyoruz. Kurumsal Esenlik ve Bütünsel Sağlık Yönetimi Danışmanı, Elkin Consultancy CEO’su Elif Elkin’in yeni kitabı Kendi Sağlığının CEO’su Ol, sağlığa bakışımızı yeniden düşünmeye davet ediyor. Sağlığı, her gün bilinçli seçimlerle şekillenen bir yaşam tasarımı olarak ele alan Elkin ile bedenin fısıltılarını duymayı, kadınların sağlıkla kurduğu değişen ilişkiyi ve neden her şeye dayanabilmenin bir güç göstergesi olmadığını konuştuk.


“Kendi Sağlığının CEO’su Ol” fikri ilk olarak ne zaman ortaya çıktı? Bu kitabı yazmaya sizi iten hikaye neydi?
Beni bu kitabı yazmaya iten asıl hikaye; bedeninin fısıltılarını uzun süre duymayan, “her şeye yetişebilirim” yanılgısıyla yaşayan modern bir kadının, kendi bedenine geç kalmışlığını fark edip onunla barışma ve şifalanma arayışıdır.
Bu fikir, kurumsal hayatın en yoğun dönemlerinden birinde, bütçelerin ve kriz yönetiminin gündemin merkezinde olduğu bir süreçte, kendi içimde yaşadığım büyük bir tezatlıkla yüzleştiğim anda doğdu. Şirketlerin finansal tablolarındaki en ufak sapmayı ya da olası riskleri aylar öncesinden fark edebilen o keskin iş aklının, sıra kendi biyolojime geldiğinde nasıl bir körlüğe dönüştüğünü gördüm. Kendi sağlığımızın yönetim koltuğunu boş bıraktığımızda, bedenimiz yönetimi çok daha sert kriz senaryolarıyla devralıyordu.
Yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendiğim Sağlıklı Podcast serisinde ağırladığım 200’ü aşkın değerli tıp doktoru, fonksiyonel tıp uzmanı, psikolog ve bilim insanı, bana modern tıp ve insan biyolojisine dair muazzam bir hakikati öğretti: Sağlık, arızalandığında uğradığımız bir tamir hattı değildir; sürdürülebilir bir yaşam tasarımıdır.
Binlerce saatlik bu entelektüel birikim ve bilimsel veri, stüdyo duvarlarının ötesine geçmeli, evlerin baş ucuna kurulacak somut bir rehbere dönüşmeliydi. İşte bu kitap, o 200 bilge insanın ortak aklının, bilimin ışığının ve kurumsal tecrübelerimin harmanlanmasıyla ortaya çıktı.
Sağlığın CEO’su olmak fikri ilk bakışta kontrol duygusunu çağrıştırıyor. Sizce sağlık gerçekten kontrol edebileceğimiz bir şey mi, yoksa onunla daha bilinçli bir ilişki kurmayı mı öğrenmemiz gerekiyor?
Buradaki CEO metaforu katı, mikro-yönetim uygulayan veya her şeyi takıntılı bir şekilde kontrol etmeye çalışan bir liderliği değil; proaktif ve vizyoner bir liderliği temsil ediyor. Sağlık, her anını dikte edebileceğimiz ya da manipüle edebileceğimiz mekanik bir sistem değil. Dolayısıyla aradığımız şey mutlak kontrol değil, tam olarak bedenimizle kuracağımız bilinçli ve şefkatli bir ortaklıktır. “Sağlığın CEO’su Olmak”, kriz çıktıktan sonra acil servis kapılarında reaktif çözümler aramak yerine; bedenin fısıltılarını erkenden dinlemek, onun ihtiyaçlarını anlamak ve yaşamı bilimin ışığında proaktif bir stratejiyle tasarlamaktır.


Bugün pek çok insanın tahlilleri normal çıkıyor ama kendini iyi hissetmediğini söylüyor. Sizce modern insanın kaçırdığı şey ne?
Modern insanın gözden kaçırdığı en temel ayrım, “normal” ile “optimal” değerler arasındaki farktır. Laboratuvar sonuçlarında gördüğümüz o normal referans aralıkları, sadece akut bir hastalık tablosunun olmadığını, yani o an için batmadığımızı gösterir. Ancak hayatta sadece “batmamak” yetmez; yüksek performans göstermek, zihinsel berraklığa sahip olmak ve enerjik üretmek için bize optimal değerler gerekir. Sürekli yorgun uyanmayı, kronik odaklanma problemlerini ya da yaygın ağrıları yaşarken “tahlillerim normal” diyerek geçiştirmek, bedenin erken uyarı sinyallerini yani fısıltılarını duymamaktır. Bedenimiz biyolojik bankadan sürekli borç alırken, biz sadece yüzeydeki rakamlara bakıyoruz.
Sağlıklı yaşamın bazen yeni bir performans alanına dönüştüğünü görüyoruz. Daha sağlıklı, fit, üretken olma çabası sizce nerede bizi destekliyor, nerede üzerimizde yeni bir baskı yaratıyor?
Eğer sağlıklı yaşamı bilimsel verilerle, kendimize alan açarak ve şefkatle bir yaşam tarzı haline getiriyorsak bu bizi muazzam destekler; hücrelerimizi canlandırır ve yaşam kalitemizi artırır. Ancak ne zaman ki daha fit veya daha üretken olma çabası “her koşulda yıkılmama” ve “kusursuz olma” gibi yeni nesil bir kurumsal KPI’ya dönüşüyor, işte orada yeni bir toksik baskı yaratıyor. Sağlığı yeni bir yarış veya performans alanı olarak konumlandırdığımızda, yine farkında olmadan kronik stresi besliyoruz. Sağlık bir tamir hattı veya bir rekabet alanı değil, sürdürülebilir bir denge arayışıdır.
Kadınların bedenleriyle kurduğu ilişki sizce son yıllarda nasıl değişti? Daha özgür mü olduk, yoksa yalnızca eski kuralların yerini yenileri mi aldı?
Büyük bir farkındalık dalgasının içinde olduğumuz kesin ancak bu dalga beraberinde yeni kurallar setini de getirdi. Eskiden dayatılan estetik ve dışsal kalıpların yerini, şimdilerde kusursuz bir sağlıklı yaşam imajı aldı. Kadınların en büyük yanılgısı, yüksek dayanıklılık göstermeyi güçlü olmakla karıştırmak. Sürekli her şeye dayanmak ve sinyalleri bastırmak bizi özgürleştirmedi, aksine bedenimizle olan bağımızı kopardı. Gerçek özgürlük; dayatılan yeni sağlıklı yaşam kurallarına da körü körüne uymak değil, kendi bedenimizin ritmini ve fısıltılarını duyup ona göre esneyebilme şefkatini göstermektir.
Kitabı tek bir cümleye indirgemek zorunda olsaydınız, okurun hayatında hangi farkındalığı yaratmasını isterdiniz?
Bedeninizin fısıltılarını duymak için onun bağırmasını veya sizi yatağa düşürmesini beklemeyin; bu hayattaki en uzun ve en sadık ortaklığınız olan kendi biyolojinize şefkatle liderlik edin.
Sabah rutininizde asla vazgeçmediğiniz alışkanlığınız nedir?
Telefona dokunmadan önceki ilk 20 dakika bana ait. Bu süre içinde gün ışığına çıkıyorum; sirkadiyen ritmimi senkronize etmenin en basit ve en güçlü yolu bu. Sonra da bilinçli bir nefes egzersizi ve kısa bir hareket rutini yapıyorum. Bunu bir self-care lüksü olarak değil, günün geri kalanındaki bilişsel kapasitemi belirleyen bir yatırım olarak görüyorum. Kendi sağlığınızın CEO’su olmak, günü nasıl açtığınızla başlar.
Son dönemde sağlığınız için öğrendiğiniz en önemli bir şey var mı?
Languishing kavramının hastalık kadar ciddiye alınması gerektiğini öğrendim. Yıllarca kurumsal dünyada sağlığı hastalık yokluğu olarak tanımladık. Ancak bir çalışanın ne hasta ne de gerçekten iyi olduğu, durağan ve enerjisiz bu ara hal, üretkenlik ve uzun vadeli biyolojik yaş üzerinde sandığımızdan çok daha derin bir etki bırakıyor. Bu da bana sağlık yönetiminin artık sadece bireysel değil, kurumsal bir stratejik öncelik olması gerektiğini bir kez daha gösterdi.
20’li yaşlarınıza nasıl bir sağlık tavsiyesi vermek isterdiniz?
Sağlığı bir kriz anında düşünülen bir konu değil, her gün küçük kararlarla inşa edilen bir sistem olarak görmesini söylerdim. O yaşlarda enerjimizin sonsuz olduğuna inanırız; oysa bugün attığımız her adım -uyku düzenimiz, mikrobiyomumuzla kurduğumuz ilişki, stresle baş etme biçimimiz- ileride biyolojik yaşımızı belirliyor. Keşke daha erken anlasaydım: Sağlık, acil bir müdahale değil, sabırla yönetilen bir sermayedir. O dönemden kendime o kadar çok uyku borcum var ki!
Herkesin sağlıkla ilgili kendine sorması gereken tek soru ne olurdu?
“Nasılım? Ama gerçekten nasılım? Sağlığımın CEO koltuğunda kim oturuyor?” diye kendisiyle içten ve samimi bir diyalog kurmasını isterim.
Röportajı okuyan birinin bugün yapmasını istediğiniz ilk şey nedir?
“Kendi Sağlığının CEO’su Ol” kitabını okuyarak sağlığının yönetimini ele geçirmesini isterim.










