Hepimiz zaman zaman işlerimizi erteleriz. Sabah alarmı kapatıp 5 dakika daha uyumak isteriz veya spora bugün değil de yarın gitmeye karar veririz. Ancak bu yazıda bahsedeceğimiz, başımıza iş açan türden bir ertelemecilik olacak. Kısaca ertelemecilik olarak ifade etsek de kronikleşmiş erteleme hastalığı ile ilgili konuşuyor olacağız. 

Doğamız gereği, yakın gelecekteki ödülü uzak gelecekteki ödüle tercih etmeye meyilliyiz.

Genel olarak maddi getiri, keyif, başarı, eğlence, sağlık, kendini gerçekleştirme hissi gibi hedeflere ulaştığımızda ödüllenmiş oluruz. Bu ödüllerden kısa vadeli olanları sağlayan davranışlar dizi/film izlemek, oyun oynamak, yemek yemek, arkadaşlarla vakit geçirmek gibi ulaşmakta zorluk yaşamayacağımız aktivitelerken; uzun vadeli olanları sağlayan davranışlara maddi birikim yapmak, spor yapmak ya da tez yazmayı örnek olarak verebiliriz. Uzaktaki ödüller daha büyük olsalar dahi onlar için uzun süreli, istikrarlı çaba göstermek ve beklemek zorlayıcıdır. Dolayısıyla ertelemecilikte kısa vadedeki ödülleri yani anlık keyfi, uzun vadede ulaşılacak sağlık, başarı ya da güvence gibi ödüllere tercih ediyor oluruz. 

Kendinizi tez yazmak yerine dizi izlerken, spora gitmek yerine arkadaşlarınızla buluşurken bulabilirsiniz.

Aslında bir bölüm dizi izledikten sonra da yazacağınız teze dönebilir ya da spora arkadaşlarınızla görüştükten sonra da gidebilirsiniz. Ancak kronik olarak erteleyen bir kişiyseniz işinize başlamadan önce kendinizi meşgul ettiğiniz şeylerin süresi katlanır, uzar gider. Örneğin tüm gün boyunca odanızı temizler, kitap okur, sosyal medyada dolaşır, hava almaya dışarı çıkarsınız ve derken günün sonunda bir türlü işinize başlayamamış olursunuz.

Yapacağımız işin son tarihi yaklaştıkça, erteliyor olmaktan git gide daha fazla huzursuzluk duyuyor ama bir yandan da ertelemeye devam ediyor olabiliriz. Peki tüm mantıksızlığına rağmen neden ertelemeyi sürdürürüz? 

Ertelemecilik hastalığı aslında bir öz disiplin meselesidir.

Hayatta genel bir öz disiplin geliştirebilmişsek, sorumluluklarımızı yerine getirirken ertelemeye daha az eğilimimiz oluyor. Bir yandan da içimizde ilkel bir yan var. Yeterince öz disiplin geliştirmediysek dümeni o ilkel yanımıza devredip oyalanıyoruz. 

Bu ilkel yanımızla hareket edince çalışmaya başlamak yerine dizi/film, sosyal medya ile vakit harcıyoruz. İşlerin yetişebileceği süre çok azaldığında ise panik haline bürünüyoruz. Bu panik halinde aniden üretken yanımızla işlerin başına geçiyoruz ve belki alelacele, olduğu kadarıyla yetiştiriveriyoruz yapacaklarımızı. Belki uykusuz kalıyoruz, işlerimiz de hayal ettiğimizden çok uzakta sonlanmış oluyor. Ancak her şeye rağmen bu işi tamamlamış olmak bizi rahatlatıyor. 

Öz disiplini nasıl geliştireceğimizi sorarsanız, bu büyük oranda pratik meselesi. 

Kas geliştirmek için tekrar tekrar egzersiz yapmak gibi, öz disiplini geliştirmek için tekrar tekrar kendimizi planımıza sadık tutmamız gerekiyor. Bunun kolay olduğunu ise kimse iddia edemez. Ancak iyi haber şu ki pratik ettikçe çoğu şey gibi, öz disiplini sürdürmek de kolaylaşıyor. 

Öz disipline ek olarak mükemmeliyetçilik, erteleme hastalığı ile ilişkili durumların başında gelmektedir. Mükemmeliyetçiysek ve erteliyorsak, yukarıda bahsettiğimiz ilkel yanımızı devreye alıyoruz demektir. İşleri mükemmel yapmanın düşüncesi bile yorucu olduğundan, kişi zihnindeki “çok iyi” tasarısı ile baştan enerjisini tüketir. Bu kadar iyi iş çıkarmanın zor olduğunu içten içe bildiğimizden, o işi yapmakta isteksizleşiriz. Ve bildiniz! Yine dümen o ilkel yana devredilir. İşimizi yapacağımız zamanı ıvır zıvırla doldururuz. 

Ertelemeciyseniz, işi tam olarak ne zamana dek ertelediğinize dikkat edin. 

İşi yapmaya son derece kritik bir zamanda geri dönülür: Tasarlandığı şekilde mükemmel yapılmasının imkansız olduğu ama ucu ucuna da olsa yetiştirilebilecek kadar zamanımız kalmışken. Aslında bu davranışımızın bize verdiği bir işaret vardır, onu dikkate almak önemlidir. Mükemmele uymayı içimiz istemiyordur. Bu zaten mümkün de değildir. Kendimizden mükemmeli beklemenin şimdiye kadar gerçekçi olduğunu ve ne kadar işe yaradığını bu işareti dinleyip tekrar tartmakta fayda var. 

İlginizi çekebilir: Mükemmeliyetçilik Bizi “Mükemmele” Götürür Mü?

Kronik ertelemecilikte bir diğer önemli nokta, koşullanma döngüsüdür.

Normalde saatler harcanacak bir işe örneğin 2 saat harcadığımız, sonuçta da pek bir şey kaybetmediğimiz için karda hissederiz. Bu bir sınavsa ortalama bir sonuç almak, sunum hazırlamaksa aşağı yukarı bir şey sunabilmiş olmak, gözümüze harcadığımız emekle kıyasladığımızla fazla bir geri dönüş gibi bile gelebilir.

Halbuki şunu kendimize itiraf etmemiz gerek: Ertelerken işimizi yapmak yerine yaptığımız şeylerden gerçek bir keyif alamadık. Zihnimizin arka planında, yapmamız gereken işin kaygısını yaşamaya devam ediyorduk. Arkadaşlarımızla görüştük, dizi izledik ama tam keyfini çıkaramadık çünkü aklımız aslında işimizdeydi.

Yaptığımız işten karlı çıktığımız düşüncesi bir yanılsama ve bu davranışsal döngüyü besliyor. Böyle bakmadığımızda zihnimiz otomatik olarak, süreç yerine sonuca bakıyor ve orada fena olmayan bir sonuç varsa bunu kar sayıyor. Dolayısıyla gelecek seferlerde yine ertelemeye meyilli oluyoruz. Yani zihnimiz olanları basitçe şöyle kodluyor: Az çalıştım ve bu çalışmama göre iyi sonuç aldım. 

Döngüyü kırmak için sonuca değil sürece bakmalıyız.

Erteleme yapılan tüm o süre boyunca arka planda yaşanmaya devam etmiş bir kaygı söz konusudur. Ve çalışmayı olacağından daha az bir süreye sığdırmış olsak da ertelediğimiz tüm zamanlarda işimizi zihnimizde taşıyarak aslında çok daha fazla mental yorgunluk yaşamış oluruz.

Ayrıca işin o son sürelerde yetiştirilmesi esnasında da yaşanan büyük panik halini hatırlamak önemlidir. Bu döngünün nasıl devam ettiğini anlamamız, otomatik düşünce yerine süreç içindeki dezavantajlı durumumuzun farkına varmamız, döngüyü kırmada önemli noktalar olacaktır. 

Erteleme hastalığı için mükemmeliyetçilik ve koşullanma döngüleri ne kadar önemliyse, zaman yönetimi becerisi de o kadar önemlidir. 

Ayrıca zaman yönetimi, öz disiplin ile de oldukça el ele gitmektedir. Bu beceriyi geliştirmede şu önemli bir başlangıçtır: Bir işimizin ne kadar süreceğini hesapladığımızda, evdeki hesap çarşıya uymaz. O sunumu hazırlamak 2 saat sürer derken, 2 saatte henüz yarısını tamamladığınızı fark edebilirsiniz. Bu noktada, aklınızdan geçen süre ne ise kendinize onun iki katı süre ayırmanızı tavsiye ederim. Zaman yönetme becerisini geliştirme konusunda henüz başlangıçtaysanız bu iyi bir ilk adım olacaktır. 

Ayrıca, çalışmaya ayıracağınız süre, kaç dakika çalışıp kaç dakika mola vereceğiniz gibi kararları önceden vermeniz de yukarıda bahsettiğimiz bu ilkel yanınızdan dümeni farkındalık ve niyetlilikle geri almanız demek olacaktır. Öz disiplinin bir parçası olarak zaman yönetimi, başlarda zor olsa da tekrar ettikçe kolaylaşan bir beceridir. 

Sonuç olarak, erteleme hastalığı düşük performans sergilememize sebep olduğu halde ironik bir şekilde özgüvenimizi yüksek tutar. Bağlantı dolaylı olsa da basittir: Erteleyip de iyi sonuca ulaşamadığınız her işinizde sebebin sizle ilgili olması ihtimalinden kurtulursunuz. Dolayısıyla gerçekte iyi işler çıkarma inancına bağlı kalmaya devam edersiniz.

Ama bunu, kendinize iyi işler çıkarma şansını gerçekte vermeden yapmış olursunuz. Dolayısıyla kırılgan bir şekilde sürdürdüğümüz bu özgüveni sağlamlaştırmanın yolu kendimize zaman verip, fırsat tanıyıp, kaçındığımız senaryoyu göze almaktan geçmektedir. 

İlginizi çekebilir: Özgüven Sahibi Olmak İçin Bilmeniz Gereken 5 Madde

Psk. Ayşe Nur Çelik

1990 yılında İstanbul’da doğan Ayşe Nur Çelik, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olmasının ardından, Bahçeşehir Üniversitesi’de Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimimi tamamlayarak klinik psikolog ünvanı aldı. Çeşitli staj, gönüllü çalışma ve eğitimlerin ardından şu anda Pür Psikoloji’de yetişkinlerle psikoterapi seansları yürütmekte; aynı zamanda Kadir Has Üniversitesi’de klinik psikolog olarak görev almaktadır....

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP