RÖPORTAJ: BURCU ERBAŞ

Cinsellik sizin için ne ifade ediyor? Sadece seks mi, bir partner mi gerekiyor, rahatlıkla konuşulabilir bir konu mu yoksa sadece kapalı kapılar ardında mı kalmalı? Nasıl bir anlam taşıyor olursa olsun hepimizin cinselliği bir değil iki cephede birden saldırı altında. Daha gelenekçi ve muhafazakar bir yaklaşım, özgürleşmenin hiper-seksüel baskıları ile buluştuğu paydanın cinselliğe zarar verdiğini söyleyen Uzman Klinik Psikolog ve yazar Ferhat Jak İçöz, bu saldırının aynı zamanda isteklerimizi, arzularımızı, canlılığımızı da yok saydığını belirtiyor. Peki buradan bir çıkış yolu görünüyor mu? Cinselliği yeniden tanımlamak, kendimizle olan diyaloğumuzu kuvvetlendirmek ve canlılığımıza tekrardan kavuşmak için Varoluşçu Buluşmalar-5: Cinsellik ve Canlılık konferasını gerçekleştiren İçöz’e cinsellik hakkında merak ettiklerimizi sorduk.


Modern yaşamın içerisinde cinselliğimiz neden ve nasıl bir saldırının altında? 

Aslında bir değil, iki ayrı cephede saldırı altında cinselliğimiz. Bir yanda cinselliğimizi ne kadar kısıtlı yaşamamız gerektiğini dayatan, cinselliğin sadece belli koşullar altında, belli kişiler arasında, belli şekillerde yaşanabileceğini dayatan daha gelenekçi bir saldırı var. Öte yanda ise cinsel anlamda özgürleşme adı altında bizleri daha çok cinsellik yaşamaya zorlayan, hayattaki sosyal başarımızı veya çekiciliğimizi kaç cinsel partnerimiz olduğu ile veya haftada kaç kere seks yaptığımız ile ölçen, modern görünümlü ama en az gelenekçi cephe kadar yıkıcı bir baskı gücü var. İşin trajikomik yanı bu iki baskıcı gücün ortak bir zeminde buluşması. O da bireyin neyi nasıl istediğini, ne kadar istediğini, kısacası bizlerin arzularını yok sayması. 

Bu saldırının sonucunda karakterlerimiz, yaşamlarımız ve tabi ki cinselliğimiz ne yönde etkileniyor? 

En basit şekilde ifade edecek olursam kendimize yabancılaşıyoruz. Dışarıdan gelen mesajlar bir süre sonra bizleri işgal eder oluyor. Bütün bu gürültünün arasında “Ben ne isterdim?”, “Acaba neyi arzu ediyorum?” gibi sorular araya kaynamaya başlıyor. Bırakın bu soruların kendi içimizde cevaplarını bulmayı, bu soruları bile duymaz hale geliyoruz.

Biz insanlar için en tehlikeli şey kendi içimizle olan diyaloğumuzu kaybetmektir.

Ben kendimi dinleyip kendi arzularım ve ihtiyaçlarım doğrultusunda hareket etmeyeceksem kim benim için bunu yapabilir ki? Daha sıkışık, daha baskı altına alınmış, daha kendimizden bihaber hayatlar yaşamaya başlıyoruz. Tabii tüm bu baskılara boyun eğmenin bedelini de ağır bir şekilde ödüyoruz. Bir günde gökten zembille inmiş gibi görünen tüm depresyonlar, kaygılar ve niceleri aslında uzun zamandır kendimizi inkar edişlerimizin bir dönüşü. İnkar ettiklerimiz kendilerini bize ruhsal zorluklar olarak hatırlatıyor. 

Cinsellik sadece seks demek mi?

Tabii ki değil. Sanırım cinselliği sadece sekse, hatta sadece ama sadece bir partnerle paylaşılan seksüel davranışa indirgemek canlılığımıza verebileceğimiz en büyük zarar. Tabii ki seks insanın cinsel yanının en net kendini gösterdiği alanlardan biri. Ama şunu da unutmamız gerekiyor ki cinsel olmayan sekste mümkün. Sadece kendimizden uzaklaşmak, bir şeyleri yok saymak veya belli bir -meli -malı dayatmasını yerine getirmek için yapılan seksin cinsel olmaktan çok uzağa düşeceğine inanıyorum. 

Cinsellik olgusu varoluşçu bakış açısında ne anlam ifade ediyor, neleri kapsıyor? 

Cinsellik aslında hayatla kurduğumuz bir kanal, bir ilişki. Nasıl hayatla daha mantık odaklı bir kanalda ilişkilenebiliyoruz, deneyimsel olarak farklı bir kanal olarak cinsellik karşımıza çıkar. Arzumuz ile hareket ettiğimizde hayat ile cinsel kanalda buluşmuş oluruz. O yüzden bir film izlemekten şu röportajı yapmaya kadar birçok farklı davranış veya halimiz cinsel olabilir. Burada kritik olan arzumla hareket etmem. Cinselliğimle temas halinde yaşadığımın en önemli göstergesi beraberinde gelen canlılık hissidir. 

İlk bakışta birden fazla kişiyi içerdiği varsaydığımız modern cinsellik konseptine karşı gerçek cinsellik bireyin varoluşu, iç dünyası, kendini ifade etme biçimi içerisinde nasıl bir yere sahip?  

Gerçek cinsellik mi bilmem ama varoluşçu bakış açısının cinsellik kendimi olduğu gibi yansıtabilmem demektir. İçerisi ile dışarısı arasında bir uyum yakalamam demektir. Arzu ettiklerimin dış dünyada bir karşılık bulacağına inanıp bunu denemem demektir. Belki burada karıştırmamak gereken kısım bahsettiğimin hayallerimizi birebir hayal ettiğimiz şekilde gerçekleştirmeyi beklemek. Benim hayallerime dünya birebir cevap vermek zorunda değil. Ama içimde büyüyen bir arzunun o ya da bu formda dışarıda bir karşılığı olabilir, onu bir şekilde gerçekleştirebilirim. 

Bütün ilişkilerimizin özünde cinsellik var mıdır? 

Dünyadaki tüm hallerimiz cinsel olabilir veya olmayabilir. Buna ilişkiler de dahil. Eğer ben sadece “network” olsun diye veya sırf “gün gelir ihtiyacım olur” diye birilerini kendime yakın tutmaya çalışıyorsam, o zaman bu ilişkinin cinsel bir hata olduğunu iddia etmek zor olur. Yine altını çizmek isterim, bir ilişkinin cinsel olması o ilişkinin seksüel davranış içermesi anlamına gelmez. Ancak gerçekten birbirimizle karşılaştığımız, birbirimizi duymaya ve görmeye açık olduğumuz, kendimizi ortaya koyabildiğimiz ilişkilerin cinsel olduğunu söylemek mümkün olur. 

Bu denli bireysel bir olgu olan cinsellik neden ve nasıl insanlık tarihinin en çok tartışmaya açılan toplumsal meselelerinden biri haline geldi? Bu toplumsallaşmanın altında bizler ve cinselliğimiz nasıl etkileniyoruz? 

Aslında bu soru bir parça uzmanlığımı aşan bir soru, lakin sosyoloji ve dünya tarihine dönmeden cevap vermek çok güç. Bununla beraber çok kişisel bir yerden bu soruya verebilecek bir cevabım var. Bireylerin cinselliklerine temas etmeleri, arzuları ile yaşamaları, canlı hissetmeleri çoğu zaman toplumsal kontrol ile taban tabana zıt bir yere düşüyor. Toplumsal boyutta olanın bu olduğunu düşünüyorum. Toplumun kontrol altında tutulabilmesi için cinsellik baskılanmalı. Hatta cinselliğin en ete kemiğe büründüğü alanlardan biri olan seks ilk kurban verilen olmalı. Fakat burada da durmaz bu baskı mekanizması.

Tüm sınıfsal ayrımlar, ırkçılık, birinin bir yerde yaşamaya hakkı varken ötekinin olmaması, bir yerde cinsel enerjimizi kontrol alma çabasının farklı boyutları. Bununla beraber önemli bir soru daha belirir tabii. Tamam, birileri, toplum bizi kontrol altına almaya çalışıyor ve bunu cinsel tarafımızı baskılayarak yapıyor. Peki, biz ne oluyor da boyun eğiyoruz?

Burada da insanın bireysel varoluşuna dair bir şey devreye giriyor. Cinsel yaşamak demek belirsizlikle yaşamak, tekinsizlikle temas etmek demek. Bir yanımız bunu çok istese de, bir yanımız da sürülere katılıp, düşünmeden, kendi sesimiz kaybederek ve sürüklenerek yaşamak ister. Toplumsal çatışmanın içimizdeki yansıması da tam bu fay hattında kendini gösterir.   

Arzularımız da cinselliğimizin bir parçası mıdır yoksa birbirilerinden farklı amaçlara mı hizmet ederler? 

Tabii, aslında arzusal dinamiklerimize tam olarak cinsellik der varoluşçu bakış açısı. Birbirinden ayrılmaz iki kavram. Belki arzu nedir diye sormak gerekebilir. Malum, günlük dilde çok farklı anlamlara gelecek şekillerde kullanılabilen bir kelime. Arzu, içimizde ortaya çıkan ve dışarıda bizi bir şeye yönelten enerji, güç, motivasyon. Dışarıda yöneldiğimiz şeyler daha somut nesneler olabilir veya hayatımıza dair daha soyut ihtiyaçlar olabilir.

Arzu, bizi olduğumuz yerden gerçekten istediğimiz veya ihtiyaç duyduğumuz yere taşıyan gücün adı.

Hayatın özünü oluşturan, en doğal gerçeklerden biri olan cinsellik aynı zamanda nasıl en bastırılan, korkulan, ekstrem uçlara çekilen konulardan biri haline geldi, getirildi?

Az önce söylediğim gibi, bunun tamamen toplumu kontrol altına almakla ilgili olduğunu düşünüyorum. Yine dediğim gibi, konunun uzmanı hiç olmasam da, cinselliğin bireysel hayatlarımızdaki karşılığını inceleyen bir uzman olarak ortaya çıkan neredeyse tüm toplumsal kural setlerinin hepsinin hedef aldığı ilk unsurun cinsellik ve spesifik olarak seks olduğunu görmek oldukça çarpıcı. 

Cinselliğin yeniden tanımlanması, konuşulması bireysel ve toplumsal düzeyde psikolojik sağlığa nasıl bir destek oluşturuyor? 

Bir destekten öte zaruri ve acil diye düşünüyorum. Önümüzde iki seçenek var. Ya hayatlarımızı içi ölmüş, dışarıda sadece kabuğu kalmış bireyler olarak yaşayacağız ya da içine sahip çıkan ve içinde olanları dışarıda gerçekleştirmenin yollarını arayan canlı bireylere dönüşeceğiz. Birincisi kolay gibi görünse de bu düzeni korumak için her birimizin ödediği bedel oldukça ürkütücü. İkincisi de çok tekinsiz geliyor, ancak başka bir çıkışımız olduğunu sanmıyorum. 

Terapi alan kişilerin cinselliklerini görüştükleri uzmanlar ile paylaşması neden önemli? 

Bu soruya hem cinsellik hem de seksüel yaşam için cevap vermek isterim. Malum, bu ikisi birbiri ile göbekten bağlı olsa da bir parça birbirlerinden farklı olduklarının altını çizip durdum. Öncelikle şunu da eklemek isterim ki terapinize her şeyi taşıyın. Gerekli gereksiz demeden, aklınıza gelen her şeyi. Siz bir öncelik sırası yapmayın. Anlatacağınız her şey size dair bir şeyler ifşa edecektir. İfşa edin ki, kendinizle karşılaşabilin.

Sorunuza dönecek olursam da terapi alan kişilerin genel anlamda arzularından, spesifik olarak da seksüel hayatlarından bahsetmeleri çok elzem, çünkü kendimizi nasıl var ettiğimizi en katıksız şekilde ortaya çıkaran alanlar bunlar. Bir nevi varoluşsal meselelerimizin hızlıca açığa çıktığı alan demek mümkün. 



Burcu Erbaş

1997 yılında Antalya’da doğan Burcu, İstanbul Saint Joseph lisesinde eğitim gördü. 2020 yılında Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Erasmus programı ile bir sene boyunca eğitim aldığı Sciences Po Paris’te çevre politikaları, sürdürülebilirlik ve ekoloji üzerine dersler aldı. Öğrendiklerinden çok etkilenen Burcu yaşam tarzını çevreye duyarlı olacak şekilde...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP