

Geçmişte yaşadığımız bir olay sona ermiş olsa bile, ona eşlik eden düşünce ve duygular bugün verdiğimiz tepkileri etkilemeye devam edebilir. Çünkü beynimiz ve bedenimiz yalnızca şu anda olup bitenlere tepki vermez; geçmiş deneyimlerden öğrendikleriyle karşılaştığımız durumları yorumlar ve bundan sonra ne olabileceğini tahmin etmeye çalışır. Bu nedenle bugün yaşadığımız küçük bir olay, geçmişte hissettiğimiz korkuyu, kaygıyı ya da güvensizliği yeniden harekete geçirebilir. Peki geçmiş deneyimler zihnimizde ve bedenimizde nasıl iz bırakır ve bugün verdiğimiz tepkileri nasıl şekillendirir?
Beden neden geçmiş deneyimleri hatırlar?
Reddedilmek, başarısız olmak, terk edilmek, ihanete uğramak, kontrolü kaybetmek ya da birini kaybetmek gibi deneyimler yoğun duygular yaratabiliyor. Böyle bir deneyimin ardından onu çağrıştıran küçük bir ipucu, geçmişte yaşananlarla ilişkili düşünce ve duyguları yeniden gündeme getirebiliyor. Tanıdık bir koku, mimik, ses tonu, kullanılan bir kelime ya da karşımızdaki kişinin verdiği bir tepki bu ipuçlarından bazıları.
Böyle zamanlarda yalnızca “Bunu daha önce yaşamıştım.” diye düşünmeyebilir, geçmiş deneyimle ilişkili benzer bir fizyolojik stres yanıtını da hissedebiliriz. Çünkü beynimiz yeni bir durumla karşılaştığında onu yalnızca o anda olup bitenler üzerinden değerlendirmiyor; geçmiş deneyimlerden öğrendiklerini de kullanıyor. Bu nedenle geçmişte tehdit olarak öğrendiğimiz bir durumun küçük bir benzeri bile bugün bedenimizde gerçek bir stres yanıtı yaratabiliyor. Dr. Joe Dispenza da Jay Shetty’ye konuk olduğu bir podcast bölümünde geçmiş deneyimlerin bugün verdiğimiz tepkileri nasıl etkileyebildiğinden özellikle aşk ve ilişkiler üzerinden bahsediyor. Bazen karşımızdaki kişinin bir davranışı, söylediği bir söz ya da verdiği bir tepki yalnızca o ana ait bir anlam taşımıyor; daha önce yaşadığımız bir deneyimi de çağrıştırabiliyor. Böylece bugün yaşanan bir durumla geçmişte öğrendiğimiz bir beklenti birbirine karışabiliyor.
Gerçek bir tehlike yokken neden alarma geçiyoruz?
Geçmiş deneyimlerimiz yalnızca neyi hatırladığımızı değil, benzer durumlarla karşılaştığımızda ne beklediğimizi de şekillendirebiliyor. Özellikle tehdit içeren bir deneyimin ardından, onu çağrıştıran bir ipucuyla karşılaştığımızda bedenimiz hızla alarma geçebiliyor. O anda gerçek bir tehlike bulunmasa bile kendimizi tetikte, kaygılı ya da huzursuz hissedebiliyoruz.
Bunu kendi hayatımdan da biliyorum. Babamın bir gün işten dönerken kaza geçirdiğini öğrendiğim dönemden sonra, uzun süre eve her zamankinden biraz geç gelmesi bile bende benzer bir kaygı yaratıyordu. Telefonuna ulaşamadığımda zihnim hızla olası kötü senaryolar üretmeye başlıyordu. O anda ortada gerçek bir tehlike yoktu ancak geçmişte yaşadığım deneyim nedeniyle bu belirsizlik bende güçlü bir tehdit hissi yaratıyordu.
Bu tepkinin ortaya çıkması için yaşanan olayın birebir tekrarlanması da gerekmiyor. Eve geç gelmek tek başına kaygı verici bir durum değilken, benim için geçmişte yaşananlarla bağlantılı bir anlam taşıyordu. Aynı durum başka biri için sıradan bir gecikmeden ibaretken, bende çok daha güçlü bir kaygı yaratıyordu. Geçmiş deneyimlerimiz, aynı olayların neden hepimiz için aynı anlamı taşımadığını da açıklayabiliyor.
Geçmiş deneyimlerin etkisi nasıl değişir?
Bir deneyimin hafızamızda kalması, ona her zaman aynı yoğunlukta tepki vereceğimiz anlamına gelmiyor. Yaşadığımız olay değişmese de onunla kurduğumuz ilişki zaman içinde değişebiliyor. Yeni deneyimler edindikçe, geçmişte tehdit olarak algıladığımız durumların bugün aynı sonucu doğurmadığını gördükçe ve verdiğimiz otomatik tepkileri fark etmeye başladıkça, geçmişte öğrendiğimiz bazı bağlantılar da farklılaşabiliyor.
Bu nedenle amaç geçmişte yaşananları silmek ya da hiç yaşanmamış hale getirmek değil. Bir anı hayat hikayemizin parçası olmaya devam ederken, o anının bugün üzerimizde yarattığı etki değişebilir. Geçmişte yaşanan bir deneyim, bugün verdiğimiz her kararı belirleyen bir referans noktası olmak zorunda değil.
Affetmek de bu açıdan düşünülebilir. Bize acı veren birini affetmek, karşı tarafı haklı bulmak ya da yaşananları önemsizleştirmek anlamına gelmek zorunda değil. Bazı durumlarda affetmek, geçmişte yaşanan bir deneyimin bugünümüz üzerindeki etkisiyle farklı bir ilişki kurabilmek anlamına gelebilir.
Otomatik tepkilerimizi fark etmek
Geçmiş deneyimlerin bugün verdiğimiz tepkiler üzerindeki etkisini fark etmek, otomatikleşen düşünce ve tepkilere biraz daha yakından bakmayı gerektiriyor. Zihnimizden geçen “Ben zaten böyleyim.”, “Bunun sonu yine kötü olacak.” ya da “İnsanlara güvenilmez.” gibi düşünceler zamanla tanıdık birer kalıba dönüşebiliyor.
Örneğin “Nasıl olsa yine incineceğim.” düşüncesiyle yeni bir ilişkiye yaklaşmak, yalnızca karşımızdaki kişinin bugün yaptıklarıyla ilgili olmayabilir. Geçmişte yaşadığımız bir deneyim, henüz gerçekleşmemiş bir sonuca ilişkin beklentimizi de şekillendiriyor olabilir. Buradaki önemli ayrım, geçmiş deneyimlerimizin bugünümüzü etkileyebileceğini kabul ederken her tepkimizi de geçmişe bağlamamak.
Nefesi yavaşlatmak, bedendeki gerilimi fark etmek ve dikkati içinde bulunduğumuz ana getirmek, otomatik bir tepkinin ortaya çıktığı anı fark etmemize yardımcı olabilir. Meditasyon ve farkındalık pratikleri de düşünceleri ortadan kaldırmaktan çok, onları gözlemlemeye ve düşünceyle aramıza biraz mesafe koymaya alan açabilir. Bir düşünceyi fark etmek, geçmişten gelen otomatik tepkiyle bugün vereceğimiz yanıt arasında ilk mesafeyi yaratabilir.
Bugün verdiğimiz tepkinin ne kadarı gerçekten bugüne ait?
Geçmiş deneyimlerimizin zihnimizde ve bedenimizde iz bırakması, bugünümüzü tamamen onların belirlediği anlamına gelmiyor. Bir mesajın gecikmesiyle hissettiğimiz kaygı, bir ses tonuyla ortaya çıkan gerilim ya da yeni bir ilişkiye başlarken duyduğumuz korku yalnızca bugünün hikayesinden ibaret olmayabilir. Bugünkü deneyimin içinde geçmişten öğrendiğimiz bir beklenti de bulunabilir.
Belki de bu nedenle mesele geçmişte yaşadığımız her deneyimin kaynağına inmek ya da verdiğimiz her tepkinin nedenini bulmak değil. Bazen daha önemli olan, o tepki ortaya çıktığında kendimize “Şu anda hissettiğim şey ne kadar bugüne ait?” diye sorabilmek. Geçmişi değiştirmek ya da yaşadığımız deneyimleri hafızamızdan silmek mümkün değil. Ancak geçmişten gelen otomatik tepkileri fark etmek, bugün nasıl karşılık vereceğimiz konusunda bize daha fazla alan bırakabilir. Böylece geçmiş, hayat hikayemizin bir parçası olmaya devam ederken bugünü nasıl yaşayacağımızı tek başına belirlemek zorunda kalmaz. Belki de geçmişle farklı bir ilişki kurmak, onu geride bırakmaktan çok geçmişin ne zaman bugün adına konuştuğunu fark etmekle başlıyor.










