YAZAN: BURCU ERBAŞ

Bir gün içinde kaç kere çöpün başına gittiğinizi, içine neler attığınızı biliyor musunuz? Gece yatmadan önce düşünüp sayısı ve ne olduklarını sayabilir misiniz? Hepimizin bu sorulara cevabı hayır olur. Bir ürünün bize getirdiği fayda sona erdiği anda onu düşünmeyi bırakıyoruz. Çöpe attığımız anda daha önce hiç var olmamış gibi davranabiliyor ve tamamen aklımızdan silebiliyoruz. Kullandığımız her ürüne yeri doldurulabilir olarak bakıyoruz. Hepimizin bir dereceye kadar tüketim alışkanlıklarına karşı takındığı bu “farkındasızlık” hali, Dünya’mızın karşılaştığı en ciddi, kompleks ve çok katmanlı problemin doğuşuna sebep veriyor: Atık krizi. Var olan her çöp alanının, en derin toprakların bile çöplerle dolu, denizlerin balıklardan çok mikro-plastik içerdiği günümüzde atık üretimimiz hiç hızını kesmeden devam ediyor. Atık krizi, diğer tüm sosyal ve çevresel krizler; su/hava kirliliği, küresel ısınma, açlık, kuraklığın tam ortasında bulunuyor ve belki de en kesişimsel problemimiz haline dönüşüyor. Her birimizden elimizi taşın altına koymamızı ve acil aksiyona geçmemizi bekliyor. Günlük yaşamımızda daha az atık çıkarmaya başlamak ise yapabileceğimiz en öncelikli, etkili ve kolay adımı oluşturuyor.


Ne kadar çok atık atık çıkardığımızın ne önemi var?

TUİK’in 2020 yılı verilerine göre kişi başı günde ortalama 1,13 kg atık üretiyoruz. Gıda, plastik, kıyafet ve diğer tüm atık gruplarını içinde barındıran bu rakamın yarattığı etkiler ise kendisinden çok daha da büyük ve derin oluyor. Tek başına; Dünya’nın doğal kaynaklarının azalmasına, atık yönetimine bağlı karbon emisyonlarının artmasına, ekosistemlerin kirlenmesine ve biyoçeşitliliğin azalmasına neden oluyor. Kendi ürettiğimiz atıklar, “doğal olmayan” döngüleri içerisinde bize tekrardan hava, su kirliliği, gıda üretimine karışan mikro-plastikler olarak geri dönerek bütünsel sağlığımızı tehdit ediyorlar.

Dünya çapında her an artan popülasyon, yükselen refah seviyeleri ile tavan yapan arz ve talep, zaten limitlerine dayanmış atık yönetimini geri döndürülemez bir eşikten geçmeye zorluyor. Bir başka deyişle, sonu gelmeyen atık üretimimiz iklim, plastik, temiz su ve gıda krizlerini sürekli olarak besliyor. Bu da atıklarımıza diğer her tür çevresel önlemi alsak dahi gezegenimizi çevresel kıyamete sürükleyebilecek gücü veriyor.

Nasıl daha az atık çıkartabiliriz?

Atık krizi karşısında bireysel olarak yapabileceğimiz en etkili ve basit aksiyon ise kişisel atığımızı azaltmaktan geçiyor. Her bireyin en az beslenmesine, giyimine, ekonomik yatırımlarına gösterdiği farkındalık ve bilinç düzeyini nasıl ve ne kadar atık ürettiğine de yansıtması gerekiyor.

Enerji atığını azaltmak

Diğer kalemlerin aksine gözle görülemeyen fakat israfın en büyük olduğu alanların başında enerji geliyor. Gün içinde “çöpe” attığımız birçok enerji kaçağına sebebiyet veriyoruz. Unutulan ışıklar, gereksiz derecede yüksek sıcaklıklarda yakılan kaloriferler, fosil yakıtlar üzerinden üretilen enerjinin boşa gitmesine izin vermek enerji üretiminin çevresel zararının daha da yükselmesine neden oluyor. Gün içinde ne zaman ve nasıl fosil yakıt enerjisi kullandığımızın bilinçli takibini yapmak enerjinin gereksiz harcandığı anlarda durabilmemizi de sağlıyor.

Yemek israfını durdurmak

Gıda israfının sarsıcı boyutları, Dünya’nın birçok yerinde süregelen kıtlık ve açlık krizleri karşısında var olan en sert kontrastlardan birini yaratıyor. Bu keskin ayrıma karşın gıda israfını durdurmak, bireysel düzeyde çok küçük değişimleri gerektiriyor. Farkındalıkla takibi ve kontrol altında tutması oldukça kolay olan yemek israfına karşı mücadelede temel olarak şu şekilde ilerliyor:

  • Taze meyve, sebze ve kısa zamanda bozulan hayvansal ürünler açısından ihtiyaç doğrultusunda az, öz ve sık aralıklar ile alışveriş yapmak
  • Uzun süre bozulmayan tahıl, baklagil türü kuru gıdaları toptan, büyük miktarlarda alıp doğru şekillerde saklamak
  • Çirkin, çürük, yamuk görünen taze meyve ve sebzelere şans vermek (Tatları daha güzel oluyor!)
  • İleri dönüştürülmüş; atık, gözden çıkarılmış gıdalar ile hazırlanmış yemekler yemek, ürünler satın almak
  • Dışarıdan daha çok evde hazırlanan yemekler yemek

Plastik kullanımını sıfırlamak

Atık krizi denince herkesin aklına ilk gelen, günümüz çevre hareketinin birincil düşmanı haline gelmiş plastik, hem üretimi esnasında bıraktığı çevresel ayak izi hem de atık olarak doğal yollar ile kurtulması imkansız olduğu için iki yönlü şekilde doğaya zarar veriyor. Yok edilemeyen her plastik atığın da “modern berteraf edilme yöntemi” sıradakilerden biri oluyor: Plastik atıklar ya toprağın üstünde çöplüklerde birikerek en konsantre sera gazı metan yayıyor, ya toprak altına gömülerek tarıma, hayvancılığa ve biyoçeşitliliğe zarar veriyor, ya yakılarak karbondioksit salınımına sebep oluyor ya da temiz su kaynaklarına atılarak tehlikeleri henüz bilinmeyen mikro-plastiklere dönüşüyor.

Konu geri dönüşüme gelince de yıllar boyu yapılmış greenwashing (yeşil aklama) ve yanlış atık yönetimi sonucu gerçek etkinlik düzeyi %9 gibi komik seviyeleri geçemiyor. Kısacası kullandığımız her plastik bizimle beraber sonsuza dek yaşamaya devam ediyor. Plastiğe karşı gezegenimizin tek sahip olduğu şans da kullanılmasının sıfırlanmasında yatıyor.

Aşağıdaki temel prensipler günlük yaşamdan plastiği çıkarmanın aslında ne denli mümkün ve kolay olduğuna ışık tutuyor:

  • Bez çanta ve fileler ile alışveriş yapmak
  • Toptan alışverişi kişisel cam kavanozlar, kaplar ile yapmak
  • Paketlenmiş gıda ürünlerini, çoğu bütünsel sağlığa da herhangi bir faydası dokunmayan işlenmiş ürünler oluyor, almamak!
  • Su matarası ve kahve termosu kullanmak
  • Plastik çatal bıçak yerine kişisel yemek setinden faydalanmak
  • Menstrüel kap kullanmak
  • Bambu bakım ürünleri; diş fırçası, ipi ve tekrar kullanılabilir pamuklar kullanmak

Doğru geri dönüşüm yapmak

Plastik geri dönüşümünü küresel çapta bu denli başarısız kılan sebeplerden biri de biz tüketicilerin doğru geri dönüşüm yapamayışımızdan kaynaklanıyor. Hangi plastik, cam ve kağıt ürünlerinin ne koşullarda geri dönüşüme uygun olduğunu, örneğin tüm plastik atıkların kirlerinden arınmış yani yıkanmış olması gerekiyor, bilmek için her birimizin bağlı olduğu yerel yönetimini arayıp doğru bilgilendirmeyi istemesi ve geri dönüşüm ağına dahil olmayı talep etmesi gerekiyor.

Komposta şans vermek

Yurt dışında organik atığın önüne geçmek için başvurulan en popüler ve elverişli yollardan kompost maalesef ülkemizde çok kolay gerçekleştirilemiyor. Doğada kendiliğinden çözülebilen tüm atıkların karanlık ve nemli bir kutuda biriktirilmesi ile oluştulan kompost, diğer adı ile gübre, tekrardan toprağa döndürülerek en doğal atık yönetim modelini oluşturuyor. Bunun için de evde oluşturulacak bir kompostun tekrardan toprağa dönebileceği bir alan veya bir tür mekanizmaya sahip olmak gerekiyor. Yerel yönetimlerin üstlenmesi gereken yerel kompost alanlarına kadar bahçesinde böyle bir imkanı olan herkes çöp kutusunun yanına bir de kompost kutusu yerleştirmeyi deneyebilir!

İkinci el alışverişe yönelmek

Atık krizini yönetmenin en önemli kollarından biri de atık olarak yaftalanan her ürünün yeniden değerlendirilmesinden geçiyor. Zamanında gözden çıkarılmış kıyafet, ayakkabı, çanta, mobilya ve nice “çöp” ikinci el dükkanlarında bizlerden ikinci bir şansı bekliyor. Popüler kültürün de giderek daha çok desteklediği ikinci el alışveriş, atık üretimini azalmaktan sonra yapılabilecek en etkili çevresel değişimin başında geliyor.



Burcu Erbaş

1997 yılında Antalya’da doğan Burcu, İstanbul Saint Joseph lisesinde eğitim gördü. 2020 yılında Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Erasmus programı ile bir sene boyunca eğitim aldığı Sciences Po Paris’te çevre politikaları, sürdürülebilirlik ve ekoloji üzerine dersler aldı. Öğrendiklerinden çok etkilenen Burcu yaşam tarzını çevreye duyarlı olacak şekilde...

DAHA FAZLASINI OKU


BLOOM SHOP