

COVID-19 pandemisinden sonra birçoğumuz için yeni bir virüsün adını duymak bile bizi çokça endişelendirmeye yetiyor. Son günlerde manşetlere taşınan hantavirüs de bu nedenle birçok kişinin dikkatini çekti. Özellikle vakaların lüks bir cruise gemisinde görülmesi ve ardı ardına yaşanan ölümler, akıllara ister istemez tüm dünyanın durduğu o karantina dönemlerini getirdi. Ancak neyse ki uzmanlar, hantavirüsün bulaşma şekli ve yayılma potansiyeli açısından oldukça farklı bir tablo çizdiğini belirtiyor. Peki son günlerde gündeme gelen hantavirüs nedir, nasıl bulaşıyor ve neden konuşuluyor? Sizin için araştırdım.
Hantavirüs nedir?
Hantavirüs ismini Güney Kore’deki bir nehirden alıyor. Aslında da tek bir virüsü değil bir virüs ailesini kapsıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hastalık taşıyan kemirgenler ve bıraktıkları salgılar üzerinden insanlara bulaşabilen 20 farklı virüs türü bu kapsamda değerlendiriliyor. Son zamanlarda konuşulan hantavirüs salgınının baş kahramanı Andes yani And türü de buna bir örnek oluşturuyor. Çok nadir de olsa insandan insana bulaşabilen And türü, Mayıs 2026’da yaşanan cruise gemisindeki can kayıplarının da arkasında bulunuyor. Genellikle Arjantin ve Şili gibi Güney Amerika ülkelerinde, burada yaşayan endemik kemirgenler yüzünden görülen bu virüsün ölümcül olmasının bir sebebi akciğerler üzerinde bıraktığı ağır enfeksiyon. Diğeri ise grip gibi başlayan ama sonrasında böbreklere saldırarak düşük tansiyon, iç kanama ve organ yetmezliğine sebep olan Renal Sendromlu Hemorajik Ateş.
Nitekim bu kemirgen türleri Avrupa kıtasında yaşamadığı için And virüsü temelli bu bulaşıcı hastalık toplumda pek de bilinmiyordu. Cruise gemisinde vakaların nasıl ortaya çıktığı hala tam olarak bilinmese de Dünya Sağlık Örgütü, bazı yolcuların Güney Amerika’daki kuş gözlem etkinlikleri sırasında virüsle temas etmiş olabileceğini düşünüyor.
Hantavirüs belirtileri nelerdir?
Hantavirüs enfeksiyonu ilk aşamada oldukça sıradan bir viral hastalık gibi görünüyor. Ateş, halsizlik, kas ağrıları, baş ağrısı, üşüme ve mide bulantısı gibi belirtiler birçok kişide grip veya soğuk algınlığı ile karıştırılabiliyor. Bu nedenle hastalığın erken dönemde fark edilmesi her zaman kolay olmuyor. Ancak And türü gibi bazı hantavirüs türlerinde enfeksiyon ilerledikçe tablo ağırlaşabiliyor. Özellikle akciğerleri etkileyen vakalarda nefes darlığı, öksürük ve akciğerlerde sıvı birikimi görülebiliyor. Böbrekleri etkileyen türlerde ise tansiyon düşüklüğü, kanama eğilimi ve böbrek fonksiyonlarında bozulma ortaya çıkabiliyor. Belirtiler virüsle temasın ardından birkaç gün içinde başlayabileceği gibi bazı vakalarda haftalar süren bir kuluçka döneminden sonra da görülebiliyor.
Bu nedenle özellikle kemirgenlerle yakın teması bulunan, kırsal bölgelerde çalışan veya kamp gibi doğa aktivitelerine katılan kişilerin yüksek ateş ve solunum şikayetleri geliştirmesi halinde bir sağlık kuruluşuna başvurması öneriliyor.
Hantavirüs yeniden bir pandemiye dönüşebilir miydi?
Genellikle bu virüsü taşıyan kemirgenlerin çevrelerinde bıraktıkları salgılarını soluma yoluyla bulaşan Hantavirüs’ün tek bir türü insandan insana bulaşabiliyor. Bu nedenle bulaşıcılığı SARS ve COVID-19’a kıyasla çok daha düşük seyrediyor. İnsandan insana bulaşması içinse bile uzun ve yakın bir temas gerektiriyor. Bu nedenle kemirgenler ve salgıları yüzünden bu virüsü alan ilk kişi için Hantavirüs çok ağır ve ölümcül olabilse de çevresindekiler için COVID-19’daki kadar büyük bir tehdit arz etmiyor.
Görülme sıklığı az, insandan insana bulaşma riski ise oldukça nadir olduğu için herhangi bir aşısı veya özel ilacı olmayan Hantavirüs için genellikle semptomların hafifletilmesi odağında bir tedavi veriliyor. Şu anda ise bu virüsten doğabilecek olası bir salgına karşı yeni tedaviler araştırılıyor, Çin ve Güney Kore’de ise orada bulunan bazı Hantavirüs türleri için koruyucu aşılar yapılıyor.
Neden her ölümcül virüs pandemi olmuyor?
Bir hastalığın ölüm oranının yüksek olması onun mutlaka küresel bir salgına dönüşeceği anlamına gelmiyor. Uzmanlar için çok daha önemli olan kriterlerden biri virüsün ne kadar kolay yayılabildiği oluyor. Başka bir deyişle, halk sağlığı açısından bazen çok bulaşıcı bir virüs, daha ölümcül ama bulaşması zor bir virüsten daha büyük bir tehdit oluşturabiliyor. Hantavirüs bunun iyi bir örneğini oluşturuyor. Bazı türlerinde ölüm oranı yüksek seyredebilse de insanların büyük çoğunluğu virüse maruz kalmıyor ve insandan insana bulaşma son derece sınırlı gerçekleşiyor.
Buna karşılık COVID-19 gibi hastalıklar belirtiler ortaya çıkmadan önce bile yayılabildikleri ve sosyal etkileşimlerle kolayca bulaşabildikleri için kısa sürede milyonlarca kişiye ulaşabiliyor. Bu nedenle bilim insanları yeni bir virüsü değerlendirirken yalnızca ne kadar ölümcül olduğuna değil, bulaşma şekline, yayılım hızına ve toplum içinde ne kadar kolay dolaşabildiğine de bakıyor.
Hatalarımızdan ders aldık mı?
Artık hepimiz biliyoruz ki Hantavirüs’ün görüldüğü cruise gemisi kontrollü şekilde Kanarya Adaları’na yanaştı ve yolcuları güvenli şekilde hayata geri kazandırıldı. Salgının boyutu 13 kişi ile sınırlı kaldı ve maalesef yine de 3 kişi hayatı kaybetti. Nitekim COVID-19 sonrası salgın hastalıklara çok daha hazırlıklı olan uluslararası sağlık kuruluşları sayesinde süreç yakından takip edilebildi. Temaslıların takibi, izolasyon önlemleri ve karantina uygulamaları sayesinde virüsün daha geniş kitlelere yayılmasının önüne geçilebildi.
Bu durum aslında son yıllarda salgın yönetimi konusunda önemli dersler çıkarıldığını da gösteriyor. Bir zamanlar küresel paniğe yol açabilecek bir olay, bugün uluslararası iş birliği ve hızlı müdahale sayesinde çok daha kontrollü şekilde yönetilebiliyor. Hantavirüs vakaları sağlık otoriteleri tarafından izlenmeye devam etse de mevcut veriler yeni bir küresel salgın riskinin oldukça düşük olduğunu gösteriyor.
Nitekim son yıllarda sıkça görülen COVID-19, kuş gribi ve diğer zoonotik hastalıklar, insan sağlığı ile çevre arasındaki ilişkinin ne kadar güçlü olduğunu gözler önüne seriyor. Uzmanlar iklim krizi, hızlı kentleşme ve doğal yaşam alanlarının daralması gibi faktörlerin insanlar ile vahşi hayvanlar arasındaki teması artırabildiğini belirtiyor. Hantavirüs de bu açıdan yalnızca bir enfeksiyon hastalığı değil, aynı zamanda insanların davranışları ile doğal ekosistemler arasındaki hassas dengeyi bize yeniden hatırlatıyor. Hantavirüs bugün küresel bir tehdit oluşturmuyor olsa da bilim insanları gelecekte yeni ve belki de bu kez daha zor kontrol altına alınabilecek zoonotik hastalıkların ortaya çıkabileceğini söylüyor.










