YAZAN: UZMAN PSİKOLOG BİRCE BİNGÖL

İlişkilerde bir tarafın hatalı bir davranışı olduğunda, ideal bir dünyada karşı tarafın kendi davranışının bizim üzerimizdeki olumsuz etkisini görmesini, anlamasını ve bu davranışla ilgili sorumluluk almasını bekleriz. Aynı şekilde biz bir hata yaptığımızda da bu hatanın sorumluluğunu almak yetişkin olarak bize düşen bir görevdir. Ancak bazen “hata yaptım” demek ve bunu kabul etmek zor bir deneyime dönüşebiliyor. Böyle olunca da karşı tarafı suçlamak, küserek ilişkiyi kesmek, savunmaya geçmek gibi sorumluluk almaktan uzak davranışlar sergilemeye başlayabiliyoruz.


Neden sorumluluk almak zorlaşıyor?

Bunun ana sebeplerinden biri, hata yaptığımızda deneyimlemesi oldukça zor olan utanç duygusuyla kalamamak. Aslında bir hata yaptığımızda bu hata bizim kim olduğumuza dair temelden bir şey söylemez. Ancak hata yapmak bizlerde çoğunlukla suçluluktan çok utanç yaratıyor. Suçluluk ve utanç arasında önemli bir fark var. Kısaca anlatmak gerekirse suçluluk “Ben yanlış bir şey yaptım.” derken, utanç “Ben yanlış bir insanım.” diyor. Bu iki deneyimleme biçimi farklı davranışlara yol açıyor. Eğer suçlu hissediyorsak ve davranışımızın yanlış olduğunu düşünüyorsak, o zaman hatamızı telafi etmeye ya da ondan bir şey öğrenmeye daha yatkın olabiliriz. Ancak utanç yaşıyorsak ve bizde çekirdekten gelen bir sorun olduğunu düşünüyorsak, bu değiştirmesi çok zor bir şey gibi hissettirebilir ve o zaman sorumluluk almaktan uzaklaşıp kapanmaya gidebiliriz. Çünkü utancın yarattığı tehdit çok daha büyük. Sevilmeme, kabul görmeme ve reddedilme korkularını beraberinde getiriyor.

Tehdit büyüdükçe bizler de utancı hafifletebilmek için baş etme yöntemleri geliştiriyoruz. Çünkü insanın bu duyguyla kalması, kendisiyle ilgili çok olumsuz deneyimleri beraberinde getirebiliyor ve bu da sinir sistemimizi bu zorlanmayı hızlıca hafifletmeye yöneltiyor. Dr. Donald Nathanson’ın (2014) ortaya koyduğu “Shame Compass” ya da “Utanç Pusulası”, utançla baş etmek için kullandığımız dört temel stratejiyi ortaya koyuyor: Öz yıkım, geri çekilme, kaçınma ve başkalarına saldırma. Öz yıkımda kişi utançla kalamayıp kendine öfkelenmeye başlıyor ve bu öfkeyle kendine karşı çok yıkıcı eleştiri ve suçlamalarda bulunuyor. Geri çekilmede ise kişi utançla kalamadığında içine kapanıyor, iletişimi kesiyor ve sessizleşiyor. Kaçınmada ise kişi utancı azaltmak için dışarıya yöneliyor ve dikkatini dağıtacak alanlara kayıyor; örneğin alışveriş yapmak, alkol tüketmek ya da bilgisayar oyunu oynamak gibi. Son olarak başkalarına saldırma stratejisinde kişi karşı tarafı suçlayarak hissettiği utancı hafifletmeye çalışıyor. Bu davranışların altındaki niyet aslında sinir sistemimizin rahatlamaya çalışması. Ancak bu stratejiler kısa vadede rahatlatıcı olsa da uzun vadede hem kendimizle hem de insanlarla kurduğumuz ilişkileri zedeliyor.

Neden utanç içinde kalma kapasitemiz gelişmiyor?

Bizler çoğunlukla çocuklukta, hatalarımızdan ders çıkarabilmemiz ve sorumluluk almamız niyetiyle yapılan ancak tam tersi etki yaratan bir yöntemle, yani utandırılarak büyütülüyoruz. Örneğin bir hata yaptığımızda ebeveynlerimizin bize küsmesi, cezalandırması ya da “Ne kadar kötü bir çocuk oldun sen” gibi etiketlemelerde bulunması; öğretmenimizin “Çalışmamışsın demek ki tembelsin” demesi ya da sınıf arkadaşlarımızın yanında küçümseyici konuşması gibi deneyimler. Bu davranışlar utancı o kadar artırıyor ki ilişkisel tehditleri de büyütüyor. Bize küsüldüğünde terk edileceğimiz korkusunu yaşayabiliyor ya da sınıf içinde azarlandığımızda dışlanma korkusu hissedebiliyoruz. Böyle olunca da hatamızla kalıp davranışımıza bakabileceğimiz bir tolerans alanı bulamıyoruz ve doğal olarak hızlıca utancı rahatlatmaya yönelik davranışlara yöneliyoruz. Böylece sorumluluk alabildiğimiz kısma geçemiyoruz. Yani hata yapmak suçluluk değil, utanç üretmiş oluyor. Halbuki sorumluluk alabilmek için utancımızın suçluluğa dönüşebilmesi gerekiyor. Öğrendiğimiz mesajlar da “Hata yaparsam değerim azalır” ve “Hata affedilmeyen bir şeydir” oluyor.

Böyle olunca utançla kalma kapasitemiz düşük kalıyor. Bunun hem kendimiz hem de ilişkilerimiz üzerinde bazı etkileri oluyor. Kendimize karşı daha sert yargılarda bulunmaya başlıyor ve kendimize dair inançlarımızı katılaştırıyoruz. “Kendime tolerans gösterirsem gelişemem.” “Hatalarımı affedersem hatalarımdan öğrenemem.” gibi. Böylece hepimizin sahip olduğu hata yapma özgürlüğü azalmaya başlıyor ve davranışlarımızı hata yapmamaya çalışmak üzerine kuruyoruz. Bu da esnekliği, oyun alanını ve canlılığı olumsuz yönde etkiliyor.

İlişkilerimizde ise karşı tarafın hatalarına karşı daha tahammülsüz olmaya başlayabiliyoruz. Kendimize karşı geliştirdiğimiz inançlar gibi, karşı tarafla ilgili inançlarımız da katılaşmaya başlıyor. “Affedersem tekrar yapar.” “Yumuşarsam bana özenli davranmaz.” gibi. Böyle olunca da kolayca suçlama ya da ilişkiyi koparma davranışları sergileyebiliyoruz. Bu da beraberinde karşı tarafın ilişki içinde tolerans alanını bulamadığı, ilişkideki güveni ve yakınlık bağını zedeleyen bir zemin hazırlıyor olabilir.

Halbuki hatalarımızdan öğrenmek ve gelişmek, belli bir esneklik, kabul ve hoşgörünün olduğu bir ortamda gerçekleşebilir. Tabii bununla birlikte her zaman bir hata alanı kalacağını hatırlatmak da önemli. İlişkiler, karşılıklı sorumluluklarımızı aldığımız bir senaryoda bile hataların hep var olacağı bir düzlem. Bu katı inançların altında aslında güvende kalma çabamız yatıyor. Ancak yukarıda konuştuğumuz davranışlar kısa vadede rahatlatırken uzun vadede değer verdiğimiz ilişkileri zedeleyip bize pahalıya patlayabiliyor.

Alternatif olarak ne yapabiliriz?

Utançla kalma kapasitemizi geliştirmeye çalışabiliriz. Öncelikle işe kendimizden başlamak iyi bir fikir olabilir. Kendimizi daha hızlı affedip duygumuzu suçluluğa dönüştürmeyi başarabilirsek, karşı tarafa da daha esnek davranma ihtimalimiz artabilir. Burada hatayı normalleştirmekten değil, birlikte taşıyabilmekten bahsettiğimin altını çizmek isterim. Öncelikle bir sonraki utanç hissettiğimiz anda, hemen onu yatıştırma refleksimizi fark edip durdurmayı deneyebiliriz. “Şu an utanıyorum ve zorlanıyorum.” demek bir başlangıç olabilir. Kişinin utancını kabul edip dillendirmesi bile çok büyük bir adım çünkü bahsettiğimiz gibi utanç, içinde kalması en zor duygulardan biri. İkinci olarak, bu hissin içinde kendimizle ya da karşı tarafla ilgili geliştirdiğimiz olumsuz yargıları esnetmeye çalışabiliriz. “Hata yapmış olmam beni kötü biri yapmaz.” “Sorumluluğumu aldığımda karşı tarafın beni affetmesini hak ediyorum.” “Özür dilemek kendini ezmek değildir.” “Karşı taraf hata yapabilir, onu affetmem davranışı onayladığım anlamına gelmez.” “Tolerans göstermek gelişimi mümkün kılar.” gibi.

Sonuç olarak, geçmişte ilişkilerimizde yeterince tolerans alanı bulamadıysak bugün kendimizi hatalara karşı daha toleranssız ve katı bir yerde bulabiliyoruz. Utançla karşılaştığımızda onun içinde kalmak yerine hızlıca onu hafifletmeye yönelik davranışlara yönelebiliyor ve kendimizi daha kısır bir döngünün içinde bulabiliyoruz. Ancak hata toleransı geliştirmek, kas gelişimi gibi sonradan geliştirebileceğimiz bir beceri. Bu duygudan kaçınmaya çalışmak yerine hem kendi içimizde hem de ilişkilerde hata yapmaya ve bu duyguları birlikte taşıyabilmeye alan açabilmek; hem kendimizle hem de karşı tarafla kurduğumuz ilişkiyi daha sürdürülebilir, güvenli ve keyifli bir oyun alanına dönüştürebilir.



Birce Bingöl

Özyeğin Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden yüksek onur derecesiyle mezun olan Birce, %100 başarı bursu ile kabul edildiği Özyeğin Üniversitesi Çift ve Aile Terapisi Tezli Yüksek Lisans Programı’nı tamamladı. ICEEFT onaylı Duygu Odaklı Çift Terapisi eğitimlerini tamamlayan uzman, 2019 itibarıyla Türkiye’de sertifikalı uygulayıcılardan biridir. Klinik stajını Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nde tamamladıktan sonra birey,...



BLOOM SHOP