YAZAN: BURCU ERBAŞ

Her birimiz bilinçli veya bilinçsizce diğer kadınları görünümleri, davranışları veya sadece varlıkları üzerinden sert bir şekilde eleştirebiliyoruz. Sarf ettiğimiz cümleler çoğu zaman temelsiz, nedensiz hatta düpedüz düşmanca bir hal alabiliyor. Aynı sözler çoğu zaman kendi görünüm ve davranışlarımız için bizim zihnimizin içinde de yankılanıyor. Aniden söylediğimiz eleştirel bir cümlenin veya zihnimizde beliren düşmanca sesin geri planında her kültüre derinden işlenmiş kadın düşmanlığı yatıyor. Internalised Misogny yani içselleştirilmiş kadın düşmanlığı isimli bu fenomeni fark etmek, durdurabilmenin ilk adımını oluşturuyor. Eşitliğe giden yolda kendini kadın olarak tanımlayan her bireyin fark etmesi ve iyileştirmesi gereken bu tutumu yazımızda inceledik!


Internalised Misogyny: İçselleştirilmiş Kadın Düşmanlığı nedir?

Dünya’nın birçok yerinde kadınlar; ataerkil bir toplum düzeni içinde, erkeklerin egemen olduğu ailelerde, öne çıkarıldıkları okullarda, başarıya daha kolay ulaştıkları iş ortamlarında büyüyor, gelişiyor ve çalışıyor. Asırlardır süren bu düzende, jenerasyondan jenerasyona büyüyen kadınlar, içinde bulundukları durumu yaşanabilir kılmak için methodlar geliştirmeyi öğreniyor. İsteklerini gerçekleştirebilmenin tek koşulunun uyum sağlamak olduğunu gören kadınlar yavaş yavaş toplumdaki kadın erkek eşitsizliklerini kabul etmeye, içselleştirmeye ve pratiğe dökmeye başlıyor. Sonucunda, en az ataerkil sistem kadar kadın düşmanı kadınlar ortaya çıkıyor.

Zincir; değişime zorlanmış kadınların kız çocuğu sahip olup, öğrendiklerini aktarmaları ve ataerkil düzende kızlarını büyütmeleri ile devam ediyor. Bu zincir karşısına ataerkil toplumun kurduğu kural, adet ve kültüre uymayan kadınlar çıktığında ise bilinçaltında giderek büyüyen bir “nefret”, “düşmanlık” yetiştiriyor.

Günlük hayattaki içselleştirilmiş kadın düşmanlığı örnekleri

2009 yılında University of California’da gerçekleştirilen bir araştırma sonucu içselleştirilmiş kadın düşmanlığının 4 ana kategoride form bulduğu görülüyor. Bunlar;

Yetersizlik, güçsüzlük hissiyatı

Bir davranışın kadınlarca yapılamayacağını veya yapılsa da “yakışmayacağını” düşünmek bu kategori altında değerlendiriliyor.

“Kadınlar iyi araba kullanamaz, futbol oynayamaz, şirket yönetemez, bu saatte eve dönemez, yük kaldıramaz, küfür edemez, matematikte iyi değildir…”

Kadınlar arası rekabet

Kendini kadın olarak tanımlayan bireylerin “öteki kadın” olarak değerlendirilmesinin temelinde erkekler ile yarışacak kadar avantaj sahibi olamayışları yatıyor. İnsan zihni kendini, en az kendi kadar avantaja veya dezavantaja sahip bireyler ile yarıştırmaya daha yatkın ve aynı zamanda daha da istekli hissediyor. Bu nedenle birçok kadın başarı, güzellik, zenginlik, aile hayatı ve diğer her konuda kendini erkeklerle değil “öteki” kadınlar ile yarıştırıyor. Erkeklerin ataerkil düzende daha avantajlı oldukları kadınların bilinçaltılarınca kabul görüyor.

Erkeklerin istatistiksel olarak daha zengin olmaları normalleştirilirken başka bir kadının daha zengin olması neredeyse “haksız” kazanç olarak değerlendiriliyor.

Kadınların nesnelleştirilmesi

Ataerkil toplum tarafından kadınlıkla eşleştirilen; makyajlı olmak, feminen giyinmek, tüysüz olmak, bakımlı görünmek gibi fiziksel niteliklerin yokluğu veya “fazlalığı” karşısında eleştirel olmak kadınların asırlardır erkekler ve medya tarafından nesneleştirilmesinin yan ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum aynı zamanda kadınların kendi fiziksel görünümlerinden nefret duymalarına, beden algılarının bozulmasına sebep oluyor.

“Kadın dediğin makyaj yapmalı ama bu kadar fazla makyaj yapmamalı, etek giymeli ama bu kadar kısa etek giymemeli, tüm tüylerini aldırmalı ama uzun kirpiklere sahip olmalı, güzel olmak için ince olmalı…”

Kadınların geçersiz kılınması

Kadınların erkeklerden daha duygusal olduğunu kabul ederken bu duyguların gösterimi veya “yokluğu” karşısında eleştirel olmak, duygusallığa hatta düşüncelere alan tanımamak, “feminen” niteliklerin sistemik olarak geçersiz, önemsiz, faydasız görülmesinden kaynaklanıyor.

“Kadınlar toplum içinde ağlamamalıdır, durumları dramatikleştirmemelidir, abartı tepki göstermemelidir, regl olduğunu kimseye belli etmemelidir, ilişki sorunu yaşıyorlarsa kendi suçudur…”

Erkeklerde “hoşgörülen”; alkol içme, aldatma, ilişki kuramama gibi kötü davranışların kadınlarca yapılması karşısında yine kadınların ağır eleştirilerine maruz kalması da bu sistemik baskı ve geçersizlik düzeninin erkekleri etkilemediğini gösteriyor.

İçselleştirilmiş kadın düşmanlığından nasıl kurtulabiliriz?

Soluduğumuz havada bile erkek egemenliği ile karşılaşıyoruz. Bu atmosferde doğan bizlerin, kendi deneyimleri ile de eşitsizliği tatması sonucunda zihnimizin her katmanına kadın düşmanlığının yerleşmesi oldukça doğal ve beklenen bir durum. Bu nedenle kendimizi seksist düşünce ve davranışlar içinde bulduğumuzda daha fazla cezalandırmamız gerekiyor. Aşağıda yer alan davranışları özümsemeye çalışıp yine de hata yapmak için kendimize alan açmamız önem taşıyor.

  • Geniş ölçekte kadın erkek eşitliği için verilen mücadeleyi destekleyebiliriz.
  • Günlük hayatlarımızda düşünce ve davranışlarımızın farkında olmaya, kontrol etmeye ve değiştirmeye çalışabiliriz.
  • Zamanımızı ve sözlerimizi kendini kadın olarak tanımlayan diğer bireyleri güçlendirmek, yükseltmek ve desteklemek için kullanabiliriz.
  • Kendini kadın olarak tanımlayan birinin başarısının, güzelliğinin, zenginliğinin bizim ışığımızı çalmadığını aksine beraber daha güçlü parladığımızı fark edebiliriz.
  • Çevremizde kendini kadın olarak tanımlayan bireylere düşüncelerini paylaşabilecekleri, davranışlarının eleştirilmediği “güvenli alanlar” sunabiliriz.
  • Bizden sonra gelecek jenerasyonlara daha kabul edici, sevgi dolu ve en önemlisi eşit bir atmosfer sunmak için uğraşabilir, bu yeni ışıkta öğrendiklerimizi her yaştan birey ile paylaşabiliriz.

İçselleştirilmiş kadın düşmanlığının gerçek anlamda bitmesi; ataerkil sistemin yıkılması ve toplumun her alanına eşitlik olgusunun yerleşmesi ile başarılabilir. Bir başka deyişle bu başarı biz ve bizden sonra gelecek jenerasyonların devamlı çabasına dayanıyor.



Burcu Erbaş

1997 yılında Antalya’da doğan Burcu, İstanbul Saint Joseph lisesinde eğitim gördü. 2020 yılında Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Erasmus programı ile bir sene boyunca eğitim aldığı Sciences Po Paris’te çevre politikaları, sürdürülebilirlik ve ekoloji üzerine dersler aldı. Öğrendiklerinden çok etkilenen Burcu yaşam tarzını çevreye duyarlı olacak şekilde...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP