Dün Kaz Dağları’nda binlerce insan buluştu, tel örgülerin arasından geçti, yıllardır altın aranan şantiye alanında toprağın, suyun ve ağacın hakkını aradı. Çanakkale Barosu avukatları, Kirazlı bölgesindeki altın arama çalışmalarının doğaya verdiği zarar için gerekli hukuki süreci yaklaşık 10 yıl önce başlatmıştı. Doğanın ve tahribata direnenlerin çağrısına yetişmemiz yine zaman aldı ama neyse ki hala “çok” geç değil. Bugün, zarardan dönebildiğimiz en kısa sürede dönüp kâr olarak altın değil, akciğerlerimize nefes bekliyoruz.

Kaz dağlarının üstü altından daha değerlidir

Doğal güzellikleri ve zengin habitatıyla mitolojik hikayelere konu olan, ekosistemi besleyen, ülkenin en değerli oksijen kaynaklarından Kaz Dağları; altın arama çalışmaları ve çeşitli maden projeleri nedeniyle tehdit altında. Bu tehdit 2010 civarlarında maden arama ruhsatlarının işletme ruhsatlarına çevrilmesiyle başladı, bir süredir bölgede faaliyet gösteren Kanadalı firma Alamos Gold ve diğer taşeron firmaların söz sahipliğiyle kırmızı alarm sinyallerine ulaştı.

Madencilikte siyanür kullanımı 1880’li yıllara dayanmakta. Her ne kadar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı maden çıkarma sürecinde siyanür kullanılmadığını açıklamış olsa da Çanakkale Belediyesi ve halk içtikleri sudan gıda güvenliğine, bölge hayvanlarının sağlığından doğal yer altı ve yer üstü kaynaklarının göreceği zarara kadar her konuda endişeli.

#KazDağlarıHepimizin

ÇED (çevre etki değerlendirmesi) raporunda belirtilen kesilecek ağaç sayısıyla gerçekte kesilen miktarın arasında 150 bin ağaçlık bir uçurum olması ülkenin dört bir yanındaki vatandaşı aynı potada buluşturdu. 195 bin ağaç kesiminin ardından bölgenin çıplak bırakılmasına gönlü razı olmayan binlerce insan, Kaz Dağları’nı mesken edinerek seslerinin ilgili makamlarda yankılanmasını bekliyor. Bu konuyla ilgili Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan gelen açıklama, çalışmaların tamamlanmasının ardından sahanın tekrar yeşillendirileceği yönünde. Tüm bu süreçte doğanın, hayvanın ve insanın göreceği geri dönüşümü olmayan zarar ise muamma bırakılan konular arasında.

Depremlerle, sellerle, kasırga ve volkanik patlamalarla kendi kendini yok edebilen doğa aynı zamanda kendi hasarlarını iyileştirebilecek tamamlayıcı güce sahip. Bu doğal işleyişe dahil olan insan ırkıysa oyunun tüm seyrini değiştiriyor. Doğa, onun canını yakmadığımız müddetçe bizimle. Bu gerçeğin ve doğaya dönüşün değerini Dünya bizi kendi sahnesinden silmeden anlamış olabilirsek ne âlâ! Hala gölgesinde dinlenebilecek ağaçlarımız varken altınla doğa arasındaki kur farkını doğru hesaplamak gerekiyor.

İlginizi çekebilir: İklim Değişikliği ve Doğal Döngü: 2018’de Dünyada Neler Oldu?