Özellikle son zamanlarda, adını sıkça duyduğunuz bir diyetten bahsedeceğim: Ketojenik diyet! Spor yapan bireylerden, zayıflamak isteyenlere kadar ketojenik diyet uygulayanların sayısı her geçen gün artmaya devam ediyor. Peki nedir bu ketojenik diyet?

Her birey bu diyeti yapabilir mi veya sonuçları ne kadar sağlıklı? Haydi, gelin işe ketojenik diyeti tanıyarak başlayalım.

Ketojenik diyet nedir?

Ketojenik diyet; vücudun enerji kullanmak üzere karaciğerde keton ürettiği çok düşük karbonhidratlı bir diyet programıdır. Ketojenik diyette karbonhidrat seviyesi minimum miktarda olacağı için yağ yakımı hedeflenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü günlük beslenmede alınan kalorinin yüzde 25-30’unun yağlar,yüzde 12-15’inin proteinler ve yüzde 55-60’ının karbonhidratlardan gelmesini önermektedir.

Fakat bu diyet içeriğinde protein yüzde 20’ye çıkarken, yağ yüzde 75 oranına yükselmekte ve ne yazık ki karbonhidrat yüzde 5 gibi ciddi bir orana düşmektedir. Yani neredeyse 1/10’i değerde bulunmaktadır. Bu karbonhidrat değerini gramaja vurduğumuzda çoğunlukla miktar 50 gramın altında seyretmektedir. 50 g karbonhidrat değeri de ortalama 3 dilim ekmek (75 g) ya da 2 dilim ekmek + 200 g sebze ya da 300 g meyveye eş değer gelmektedir.

Ketojenik diyet kimler için uygulanmaktadır?

Ketojenik diyet, tarihte epilepsi hastalarının tedavisi için ortaya çıkmış bir diyet türüdür. Ketojenik diyetle beyin bir adaptasyon yaşar ve glikoz yerine keton kullanmaya başlar. Keton kullanımıyla beraber nöronlarda oluşan anormal ve aşırı deşarjları azalır veya yok olur. Böylece büyük ölçüde nöbetler kontrol altına alınır. Fakat günümüzde bu diyeti yağ yakmak isteyen bireyler çokça tercih etmektedir.

Ketojenik diyetin etkileri

Ketojenik diyeti akut dönemde sonuç alma adına incelendiğinde vücudun karbonhidrat eksikliğine bağlı olarak yakım için yağları tercih etmesi ile kilo kaybında sonuçlar alınabileceğini göstermektedir. Fakat uzun dönemdeki çalışmalar, ne yazık ki ketojenik diyetin uzun süreli kilo kaybı ve kilo korumaya olumlu cevap vermediği iletilmektedir. Hala çalışmalar devam etse de, gerek ani kilo kayıplarının korunması, gerekse sağlığa etkileri açısından yeterli çalışmalar olmaması sebebiyle her bireyin bu diyeti uygulaması önerilmemektedir.

Bunun yanında diyetteki karbonhidrat oranının bu derece düşük seyretmesi uzun dönemde bireylerde ciddi problem yaratabilmektedir. Bedenin ve özellikle beynin enerji kaynağı olan karbonhidratların bu denli düşük kalması, kişilerin yaşam performansını ciddi oranda olumsuz etkileyebilmektedir.

Çok düşük karbonhidratlı bir beslenme sonrası bireylerin konsantrasyonunda düşüklük, ani duygu dalgalanmaları, odaklanma problemi, öğrenmede güçlük gibi etkiler doğabilmektedir.

2018 yılında National Institutes of Health’de yayınlanan büyük çaplı bir çalışma da düşük karbonhidratlı beslenmenin sonuçlarını ortaya koymaktadır. Çalışma 15.428 kişi üzerinde yapılmış olmakla beraber, çok yüksek ve çok düşük karbonhidratlı beslenmenin ölüm riski üzerine etkisini araştırmıştır.

Çalışma sonucunda çıkan sonuç, herkesi bir hayli şaşırtmıştır.

Çünkü sonuçlara göre, çok yüksek karbonhidratlı kadar çok düşük karbonhidratlı beslenmede de bireylerin ölüm riski artmaktadır. Çalışma, minimum ölüm riskine sahip olan karbonhidrat oranını yüzde 50-55 olarak bildirmektedir. Burada bahsedilen tabii ki iyi karbonhidratlardır. Rafine, kan şekerini hızlı yükselten karbonhidrat tüketimi aynı oranla sağlığı bozma riskini de yükseltmektedir. Fakat özellikle lif içeriği yüksek karbonhidrat tüketimi gerek bağırsak sağlığını desteklemekte gerekse birçok metabolik hastalığın riskini düşürmede etki göstermektedir.

Bununla beraber özellikle tahıllı ekmekler büyük oranda B grubu vitaminlerini (B12 hariç) barındırmaktadır. Bu vitaminler başlıca enerji metabolizmasında rol oynamakla beraber sinir sisteminde de etkilidir. Fakat çok düşük karbonhidratlı beslenmeye bağlı olarak ne yazık ki B grubu vitaminlerin vücuda alımı da azalmaktadır. Bu da uzun dönemde enerji metabolizmasında olumsuz sonuçlar ve sinir harabiyeti yaratmakta, buna bağlı olarak da ileri dönem nörolojik hastalık riski artmaktadır.

Ketojenik diyetle beraber vücutta keton cisimciklerinin artışı da toksik etkiler yaratabilmektedir. Uzun dönemde bu ketonların kanda görülmesi, doku-organ hasarlarına da sebep olabilmektedir. Özellikle spor dönemlerinde bireylerde halsizlik ve ani bayılma gibi durumlara da yol açabilmektedir.

Sonuç olarak

Ketojenik diyet, günümüzdeki çalışmalarla bilinen şekli, hastalık tedavilerinde kullanılan bir diyet türüdür. Fakat bunun dışında literatürde zayıflama üzerine kullanılabileceği, herhangi bir sağlık sorunu yaratmayacağı ve uzun süre verilen kilonun korunduğuna dair herhangi bir çalışma bulunmamaktadır.

Bu nedenle bedene nasıl bir etki yaratacağını bilmeden farklı diyet uygulamalarına kalkışmamak gerekmektedir. Bu süreci, sağlık değerlerinizin kontrolünde ve muhakkak bir beslenme ve diyet uzmanı eşliğinde yürütmenizi tavsiye ederim.

İlginizi çekebilir!