

In partnership w/ LONGINES
Bazı hikayeler ilk bakışta ekstrem görünür. Bir dağın zirvesinden atlamak, tek başına okyanusu geçmek ya da kimsenin daha önce denemediği bir şeyi yapmak gibi. Ama biraz yakından bakınca, o hikayelerin aslında çok tanıdık bir yerden başladığını fark ederiz: denemeyi göze almaktan. Longines öncü kadınlar hikayeleri, tam da bu eşiği geçmekten çekinmeyenlerin izini sürüyor. Longines’in neredeyse bir asra yayılan yolculuğu da risk alınan, yönün değiştiği ve zamanın yeni bir anlam kazandığı anlara eşlik ediyor.
Sınırlar nerede başlıyor?
Sınır dediğimiz şey çoğu zaman bize öğretilmiş olanlarla ilgili: neyin mümkün olduğu, neyin fazla olduğu, neyin bize göre olmadığı. 20. yüzyılın başında gökyüzüne çıkan kadın havacıları düşünün. Uçmak, o dönemde bile başlı başına cesaret isterken, bir de bunu bir kadın olarak yapmak, güçlü bir zihinsel kırılmaydı. Onlar, buraya kadar denilen yerin bir adım ötesine geçti.
Bu eşiği geçmek bir yandan da belirsizlikle kurulan ilişkiyle ilgili. Gökyüzünde yön bulmaya çalışırken ya da sınırları zorlayan bir rota çizerken, içgüdünün yanı sıra güvenebileceğimiz araçlara da ihtiyaç duyarız. 20. yüzyılın başındaki öncü kadın havacılar için bu güvenin bir parçası, uçuşlarında kullandıkları hassas zaman ölçüm cihazlarıydı. Longines, o dönemde zamanı ölçen bir marka olmanın ötesinde, kadınların risk alırken yanında taşıdığı bir güven kaynağıydı. Zamanla marka, bu cesaretin önemli bir parçasına dönüştü.
Cesaretin güncel hali
Bugün bu hikayeler şekil değiştirmiş olabilir ama özü aynı. Cesaret; kendi hayatını yeniden kurgulamak, alışılmış yolları bırakmak ya da iç sesine daha fazla alan açmakla ilgili. Yine de bazı kadınlar var ki, bu sınır meselesini hala çok somut bir yerden ele alıyor. Géraldine Fasnacht onlardan biri. Snowboard, pilotluk ve wingsuit gibi alanlarda ilerleyen Fasnacht, doğrudan yüksek riskle çalışan bir hayat kuruyor. Matterhorn zirvesinden yaptığı atlayış ya da güneş enerjisiyle çalışan bir uçaktan gerçekleştirdiği wingsuit deneyimi, sadece teknik olarak değil, zihinsel olarak da güçlü bir eşik.
Géraldine Fasnacht
Fasnacht, kendi yolculuğunu, geçmişteki kadın havacıların bir devamı olarak görüyor. Amelia Earhart gibi isimlerle kurduğu bağ, birebir aynı şeyi yapmaktan ziyade aynı zihniyeti paylaşmaktan geliyor. Bu bağın bir diğer katmanı da Longines ile kurduğu ilişki. 1920’ler ve 30’larda gökyüzüne çıkan kadınların güvendiği hassasiyet ve mühendislik anlayışı, bugün Fasnacht’ın bileğinde farklı bir formda varlığını sürdürüyor. Öncü ruh, hikayeler, nesneler ve deneyimler üzerinden de aktarılmaya devam ediyor. Geçmişte bu alanı açan, Longines’in eşlik ettiği kadınları yakından tanıyalım!


Amelia Earhart




Amelia Earhart, 1928’de Atlantik’i geçen ilk kadın, 1932’de ise bu uçuşu tek başına ve duraksız gerçekleştiren ilk pilot olarak havacılık tarihine geçti. Modern navigasyon sistemlerinin henüz var olmadığı bir dönemde, uçuşlarında Longines kronografını hayati bir enstrüman olarak kullanıyordu. Sadece rekorlarıyla kalmayıp kadın pilotlar için kurduğu “The Ninety-Nines” organizasyonuyla da kalıcı bir etki yarattı. “Kadınlar da imkansızın peşinden gitmelidir” sözleriyle hatırlanan Earhart, 1937’deki dünya turu sırasında Pasifik üzerinde kaybolarak ardında efsaneleşen bir hikaye bıraktı.
Amy Johnson




Amy Johnson, 1930’da İngiltere’den Avustralya’ya tek başına uçarak 17.700 kilometrelik yolculuğu yalnızca 19 günde tamamladı ve Britanya havacılık tarihinin en ikonik isimlerinden biri haline geldi. Navigasyonunda güvendiği araçlardan biri ise bir Longines pilot saatiydi. Mühendislik derslerine katılan ilk kadınlardan biri olarak, hem gökyüzünde hem de akademide sınırları zorladı. Londra–Moskova arasını tek günde kat eden ilk pilotlardan biri olarak hız rekorlarına da imza attı. İkinci Dünya Savaşı sırasında aktif görev aldı ve 1941’de bir uçuş sırasında hayatını kaybetti.
Elinor Smith
Elinor Smith, henüz 16 yaşındayken dünyanın en genç lisanslı pilotu oldu. Kısa süre sonra kırdığı dayanıklılık ve irtifa rekorlarıyla adını duyurdu ve Longines ile kurduğu ilişkiyi “Saatler bir saniye bile teklemedi” sözleriyle anlatacak kadar güven duydu. New York’taki köprülerin altından uçarak büyük ses getiren Smith, 42 saatlik kesintisiz uçuşu ve test pilotluğu gibi başarılarıyla havacılıkta kalıpları kırdı. Cesaretini ise şu sözlerle özetledi: “Ben uçmak istediğimi altı yaşımda keşfettim.”


Jacqueline Cochran
Jacqueline Cochran, hız ve hassasiyetin sınırlarını zorlayan uçuşlarıyla havacılık tarihinin en güçlü figürlerinden biri oldu. 1937’de New York–Miami arasını rekor sürede tamamladı; uçuşunda kullandığı Longines saati, o uçuşta yönünü bulmasını sağlayan en güvenilir araçlardan biriydi. 1938’de Bendix Yarışı’nı kazanan ilk kadın pilot olan Cochran, II. Dünya Savaşı sırasında yüzlerce kadın pilotun yetişmesini sağladı. 1953’te ses duvarını aşan ilk kadın olarak tarihe geçti ve kariyerini 70’ten fazla dünya rekoruyla taçlandırdı.


Ruth Nichols
Ruth Nichols, 1930’larda irtifa, hız ve mesafe kategorilerinde aynı anda dünya rekorları kıran ilk kadın pilotlardan biri oldu. Zorlu uçuşlarında yalnızca Longines aletlerine güveniyor, en kritik anlarda bile hassas zaman ölçümüyle yönünü koruyordu. ABD’nin ilk lisanslı kadın deniz uçağı pilotu olan Nichols, ticari havayolu pilotluğu yapan ilk kadınlardan biri olarak da öncü bir rol üstlendi. Havacılığın ötesinde, savaş döneminde yardım uçuşları organize ederek etkisini gökyüzünün çok daha ötesine taşıdı.


Geçmişte bu alanı açan kadınlar var, bugün onu genişletenler ve yarın bambaşka bir yerden yeniden tanımlayacak olanlar.










