Makrobiyotik şefliği eğitimi, beslenme konusunda hayatıma yeni bir pencere açmış ve bir dönüm noktası olmuştur. Makrobiyotik beslenme anlayışı, üç öğünde yararlı ve sağlıklı gıdalar tüketerek tam anlamıyla doyulabileceğini ve böylece sağlıklı kalınabileceğini aşılayan bir öğreti. Bu anlayışı benimseyerek suçluluk duymadan dilediğince yemek yiyebilmek ve doğru beslenmeyi yaşam biçimi haline getirmek mümkün.

Bir makrobiyotik şefinin ilk şaşkınlığı ne oldu?

Eğitim süresince makrobiyotik yemek pişirmeyi öğrendiğimiz için, öğünlerin dışında pişirdiklerimizi tadıyorduk. Kısacası neredeyse bütün gün yemek yiyorduk. Bir ara “kilo alır mıyım acaba” diye paniğe kapıldığım bile oldu. Fakat ikinci haftanın sonunda bunca yemeğe rağmen bir gram bile almadığımı görünce, eğitmenlerden birine merakla “Bütün gün yemek yiyoruz, nasıl oluyor da kilo almıyorum?” diye sordum. “Bu şekilde beslendiğin sürece kilo konusunu kafana takmana gerek yok” dedi.

Sürekli kilo alıp vermiş ve bu konuda bir türlü dengeyi oturtamamış biri olarak, önce şaşırdım sonra da sevinçten çatılara çıkıp dans etmek istedim J Ben bu temel prensipleri, hayata geçirdiğimden beri kafam da bedenim de çok rahat!

Makrobiyotik beslenmenin sırrı, üç öğün, tahıl, bakliyat, çorba ve sebzeden oluşmasında saklı. Aslında bunlar çok basit, insan bedeninin doğal ihtiyacı olan ama modern hayatın “hazır yemek” anlayışında unuttuğu bilgiler. Üstelik bu tavsiyeleri harfi harfine uygulamanız da şart değil. Ara sıra kaçamaklar yapabilirsiniz ama temel prensipleri oturttuğunuz zaman kilo konusunda endişe etmeye gerek kalmaz. Hem sağlığınız iyileşir hem enerjiniz artar hem de her daim leziz ve doğal yiyecekler tükettiğiniz için tok ve rahat bir mideyle olmanın keyfini sürersiniz.

Makrobiyotik yaşamın temel prensipleri nasıl olmalı?

Makrobiyotik beslenmede yiyeceklerinizin yüzde 60’ını kompleks karbonhidratlar (esmer pirinç, mısır, darı, yulaf, kinoa, arpa ve tam tahıllar), yüzde 30’unu yerel mevsim sebzeleri, yüzde 10’unu da bakliyat, soya ürünleri (tofu, tempe ve miso) ve deniz yosunları oluşturuyor. Her öğünde başta miso çorbası olmak üzere farklı çorbalar yer alıyor. Haftada iki kere balık da tüketebilirsiniz.

  • İşlenmiş ve doğal olmayan gıdalar makrobiyotik diyette yer almıyor.
  • Et, yumurta, süt ürünleri, rafine şekerler, tatlandırıcılar, çikolata ve kahve de tavsiye edilmiyor.
  • Makrobiyotik diyette şeker yok. Şeker yerine tatlılarda akçaağaç şurubu ve esmer pirinç şurubu kullanılıyor.
  • Tüm yemekler az yağ kullanılarak hazırlanıyor. Aynı zamanda kullanılan yağlar susam yağı ve zeytinyağı gibi kaliteli yağlar.

Makrobiyotik öğreti, besin değerleri yüksek ve bedenin ihtiyacı olan bir beslenme planı sunuyor. Tükettiğiniz yiyecekler glisemik indeksi ve yağ oranı düşük, lif oranı da yüksek. Yedikleriniz sizi uzun süre tok tuttuğu gibi vücutta yağ birikimine de sebep olmuyorlar. Beslenme planını tam olarak takip ettiğinizde, besin eksikliği yaşamayacağınız için abur cubur ya da şeker gibi hiçbir işe yaramayan gıdaları canınız çekmiyor. Denemeye hazır mısınız?

Arzu Özev

1983 yılında İstanbul’da doğan Arzu, Saint Joseph Lisesi’ni bitirdikten sonra University of Massachusetts Amherst’te psikoloji okuduğu yıllarda, Sudarshan Kriya nefes tekniği ve yoga öğretisiyle tanıştı. Hindistan başta olmak üzere, Yeni Zelanda, Güney Afrika, ABD ve Almanya’da kişisel gelişim ve yoga konusunda birçok eğitim alarak, sertifikalı eğitmen oldu. Dünya çapında 150...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP