YAZAN: BURCU ERBAŞ

Film, dizi hatta kitaplarda kadınların neredeyse tamamen dış görünüşleri üzerinden anlatıldığı fark ettiniz mi? İstekleri, başarıları, duygularından bağımsız sadece bedenleri ve hayatta kurdukları ilişkileri, özellikle erkek cinsi ile (!) bağları üzerinden anlatılan kadın karakterleri hepimiz tanıyoruz. Kısa mor saçlı, video oyunları oynayan “pixie” kız, dolgun göğüslü, seksi elbiseler giyen “öldüren cazibe” gibi karakterler medya sektörünü doldurup taşırıyor. Ataerkil sinema sektörü içerisinde büyük çoğunluğu erkek yönetmen, senarist ve prodüktörler tarafından oluşturulan bu kadın portrelerine “Male Gaze” yani erkek bakışı deniyor. Maalesef Male Gaze sadece medya sektörü içerisinde bir karakter olarak kalmıyor, tüm toplumun; buna kadınlar da dahil (!), kadın cinsiyetine yönelik bakış açısını şekillendiriyor.


Male Gaze (erkek bakışı) ne demek?

Male Gaze yani erkek bakışı ilk defa film eleştirmeni Laura Mulvey’nin sinematografide heteroseksüel erkeklerin kadın karakterleri senaryolaştırma ve çekim stillerini açıklamak için kullanılıyor. Günümüzde sadece film veya dizilerde değil, gündelik yaşamda da hem heteroseksüel erkeklerin ve kadınların, kadın cinsiyetine yönelik spesifik bir bakış açısını anlatmak için kullanılıyor. Bu bakış açısı da kadını öncelikli olarak bedeni, kıyafetleri daha sonra da erkeklerle olan ilişkilerindeki tutumu ile değerlendiriyor. Her iki açıdan da kadın fiziksel güzelliği, seksiliği, çekiciliği ile betimlenen, tüm karakteri ve kimliği dış görüntüsünden oluşan bir kişi olarak görülüyor.

Yani “kadın” düşünceleri, duyguları, başarılarından tamamen arındırılmış, “güzel” bir görüntü, “hoş” bir sohbet olarak portre ediliyor. Kurgunun gerçek yaşamı, gerçek yaşamın da kurguyu taklit etmesi yüzünden toplumun geneli; buna kadınlar da dahil (!), kadın cinsiyetini sadece fiziksel özellikleri üzerinden değerlendirilmeye başlıyor.

Male Gaze medyada kendini nasıl gösteriyor?

Male Gaze medyada kendini oldukça belirgin şekillerde gösteriyor. En iyi örneklerinden biri belirli bir yaşın üzerindeki karakteri canlandıran kadın ve erkek oyuncu seçimlerinde görülüyor. Olgun erkekler yaş almanın doğal bir sonucu olan kırışıklıkları, gri, beyaz saçları, kelliği, kilo alımını gururla taşıyor, yakışıklılıklarını bu özelliklerinden alıyorken aynı koşullar olgun kadın karakterler için sağlanmıyor. Aksine medyada kadınlar her yaşta aynı; pürüzsüz bir cilde, dolgun, canlı saçlara, güzel bir bedene sahip olacak şekilde yansıtılıyor. Bunu sağlamak için de film endüstrisi kadın oyuncuların gerçek yaşlarından çok daha büyük yaşta karakterleri canlandırmasını istiyor. Erkekler ise kendi yaşlarını hatta çok daha küçük yaşta karakterleri kolaylıkla canlandırabiliyor.

Bunun arka planında ise film endüstrisinin büyük ölçüde erkeklerden oluşuyor olması yatıyor. Erkek senaristler, yönetmenler, prodüktörler bir kadının nasıl görünmesi, duyguları nasıl yaşaması, nasıl tepkiler vermesi gerektiğine karar veriyor. Kurguladıkları bu gerçeklik de izlendikçe, popülerleştikçe içselleştiriliyor ve toplumsal gerçekliğe dönüşüyor.

Male Gaze’in negatif sonuçları nedir?

Male Gaze sadece erkeklerin kadınlara doğrulttuğu bir bakış açısı olmakla kalmıyor. Kadınlar da uzun süre boyunca maruz bırakıldıkları bu bakış açısını içselleştirmeye başlıyor. Toplumun büyük bir parçası olan kadınların kendileri hakkında düşünceleri, aksiyonları, seçimleri, kıyafetleri, diğer erkek ve kadınlara karşı bakış açıları da aynı erkekler gibi erkek bakış açısı altında şekilleniyor.

Bu konuda yapılan araştırmalar erkek bakışını içselleştiren kadınların kendilerini nesneleştirdiğini, bunun sonucunda da daha çok beden algısı bozukluğu, özgüven ve sevgi eksikliği, anksiyete çektiğini ve bedenleri ile bağlarının azaldığını gösteriyor. Kadınların direkt yaşam süresini bile kısaltabilen erkek bakış açısı bedenlerinden uzaklaşan kadınların sağlık durumlarını daha zor değerlendirmesine çünkü bedensel semptomları algılamakta daha çok zorlanmasına dahi yol açabiliyor.

Male Gaze’den uzaklaşma: Female Gaze (Kadın bakışı)

Film endüstrisi başarılı kadın yönetmen, senarist ve prodüktörleri destekledikçe kadınların kendi gözlerinden kadın olmayı anlattıkları film ve diziler çoğalıyor. Bu filmler kadınların gerçek hayatlarına benzeyen durumları, ilişkileri, tepkilerini, bedenlerini, kıyafetlerini, yüzleri yansıtıyor. Kamera açısı, replikler, senaryonun akışı, kadınları arzu nesnesi olmaktan uzaklaştırıp duyguları, düşünceleri, aksiyonları üzerinden portre ediyor.

Bu süreçte kadınların cinsellikleri ekarte edilmiyor aksine arzular, çıplaklık, samimiyet, seks kadının gözünden anlatılıyor. Sinema sahnesinde değişen kadın figürleri de aynı Male Gaze’in çıkışı gibi tüm toplumu etkileme ve “muhteşem kadın” algısını ve her alana hükmeden maskülen bakış açısını yıkma potansiyeline sahip oluyor.



Burcu Erbaş

1997 yılında Antalya’da doğan Burcu, İstanbul Saint Joseph lisesinde eğitim gördü. 2020 yılında Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Erasmus programı ile bir sene boyunca eğitim aldığı Sciences Po Paris’te çevre politikaları, sürdürülebilirlik ve ekoloji üzerine dersler aldı. Öğrendiklerinden çok etkilenen Burcu yaşam tarzını çevreye duyarlı olacak şekilde...

DAHA FAZLASINI OKU


BLOOM SHOP