Meditasyon, son yıllarda adını sıkça duyduğumuz bir kavram haline gelmiş durumda. Binlerce yıldır var olan bu pratiğin yaşantımıza dahil olması, wellness kavramının bilinirliğinin artmasıyla da paralellik gösterdi.

Meditasyon için pek çok farklı açıklama olsa da bu pratiği uygulayanların hemfikir olduğu nokta, meditasyonun fiziksel ve zihinsel olarak rahatlatıcı ve sakinleştirici bir etkisinin olmasıdır. Stres veya kronik ağrılar ile baş etme yöntemi olarak da kullanılan meditasyonun faydaları bilimsel çalışmalarla desteklenmektedir.

Meditasyonla gelen değişim

Geçmişten günümüze meditasyonun faydaları ve nasıl işlediğini anlamak adına yapılan birçok nörolojik çalışma bulunmaktadır. Henüz bu pratiğin nasıl işlediği tam olarak anlaşılmasa da MRI ve EEG kullanılarak yapılan bazı ölçümler bizlere bireylerin nasıl düşündüğü ve nasıl hissettiğini değiştirebildiği yönünde fiziksel kanıtlar sunmaktadır.

Beynimiz yaşlandıkça ağırlık ve yoğunluğunu kaybeder. Bizim isteğimiz beynin kendine has yapısını ve gri maddeyi uzun süre korumaktır. Yapılan araştırmalar, uzun süre boyunca meditasyon yapan bireylerin pratik sırasında beyin bölgesinde yer alan kortikal kalınlıklarının korunduğunu ortaya koymaktadır.

Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma bünyesinde, araştırmayı yürüten uzmanlar daha önce hiç meditasyon yapmamış bireyleri her gün 40 dakika olmak üzere 8 hafta süren bir meditasyon programına dahil ettiler. Bu sayede meditasyon sırasında beyin üzerinde gerçekleşen değişimleri yakından gözlemleme fırsatı elde ettiler. Sonuçlar oldukça dikkat çekiciydi. Çünkü 8 haftalık kısa bir sürede bile beynin 4 farklı bölgesinde kalınlaşma gerçekleştiğini tespit ettiler.

Bu bölgelerden biri de öğrenme, biliş, hafıza ve duygusal düzenleme gibi işlemlere yardımcı olan sol hipokampustü. Bu bilgiler ışığında, beynimizin uzun süreli meditasyona vereceği tepkileri bir hayal edin!

“Anda kalmanın” bilimsel açıdan açıklaması

Zihin ve meditasyon arasındaki ilişkinin hem bireysel deneyimler hem de bilimsel kanıtlar ile güçlendirilmesi haliyle bu konudaki merakı ve araştırma alanlarını arttırmaktadır. İnsan beyniyle ilgili bir şeyler öğrenme niyetiyle online platformlarda gezinirken insan beyninin doğası gereği bir şeyin peşinden gitme, kendi kendine bilgi gönderme, kendini baz alma (kaynak gösterme) gibi bazı durumlara meyilli olduğunu okumuştum.

Aslında beynimiz bir flaşlör gibi dikkatini çeken her şeye kaymaya ya da bir maymun gibi düşünceden düşünceye atlamaya meyilli. Yale Üniversitesi de bu konuyu meditasyon etkisi çerçevesinde araştırmış ve meditasyon sırasında bahsettiğimiz “anda kalma”nın, beyni bu her yere yetişme çabasından kurtardığı aynı zamanda da dalıp gitmesini engellediği fark edilmiştir.

Beynimizin, yapısal ve işlevsel olarak hiçbir zaman sabit kalmadığını, yaşamlarımıza ayak uydurduğunu ve değiştiğini aslında nöroplastisitesi sayesinde adapte olup kendi içinde yeni yollar açtığını biliyoruz. Meditasyon sırasında da beyin, kendi içindeki farklı yapılar arasında bulunan nöral bağlantıları harekete geçirir ve değiştirir. Bu aslında şu anlama gelmektedir: Düzenli ve doğru meditasyon ile kalıplaşmış düşüncelerden kurtulabilir; olumlu ve yönlendirilmemiş pozitif düşünceler için yeni yollar açabiliriz.

İlginizi çekebilir!