YAZAN: BURCU ERBAŞ
In partnership with Wings

Hayatımızdaki pek çok tartışmanın kaynağı anılarımız oluyor, değil mi? En basit şekilde “Sen şunu dedin, ben bunu dedim.” anlarında bile aslında taraflar yaşananları kendi hafızalarında yer ettiği şekliyle savunuyor, haklı çıkana kadar da diretebiliyor. Peki ya çok güvendiğimiz hafızamızın aslında düşündüğümüz kadar gerçekleri yansıtmadığını, hatta yaşananları hatırlamak istediği gibi hatırladığını söylesek? Birçoğumuzun içten içe kabul edeceği gibi, bir hata yaptığımızda bunu herkesin gözü önünde kabul etmek çok zor gelebiliyor. Belki ateşli şekilde savunduğumuz bir konuda yanlış olduğumuzu, belki de yaptığımız bir davranışın inançlarımıza ve değerlerimize ters düştüğünü fark ettiğimiz anlarda başkalarından çok bizler utanıyor, sıkılıyoruz. İşte tam da bu rahatsızlık anlarında, terimsel adıyla bilişsel çelişki sırasında, beynimiz bizi korumak için oldukça “yanlı” bir sistemi devreye sokuyor: Kendi kendini haklı çıkarma. Alanının en saygın sosyal psikologları arasında gösterilen Carol Tavris ve Elliot Aronson, insanların hataları kabullenmekte neden bu kadar zorlandığını 2007 yılında birlikte kaleme aldıkları Mistakes Were Made (But Not by Me) isimli kitaplarında ele alıyor. Neden her zaman haklı çıkmaya çalıştığımızı ünlü psikologların çalışmaları üzerinden anlattım.


Carol Tavris ve Elliot Aronson kimdir?

Sosyal psikoloji alanında çalışan Carol Tavris ve Elliot Aronson aynı zamanda Mistakes Were Made (But Not by Me) isimli kitabın eş yazarlarıdır. Tavris’in çalışmaları cinsiyet, kimlik ve bilişsel önyargılar üzerine yoğunlaşırken Aronson, Tavris ile beraber yazdıkları kitabın da ana konusu olan bilişsel çelişki kavramı üzerine odaklanmış, psikolojinin sosyal meselelere uygulanmasında öncü olmuştur. Dünya çapında büyük bir başarı getiren kitaplarında insanların neden gerçekler ortaya çıktıktan sonra bile hatalarını haklı çıkarmaya çalıştıklarını, kendilerini haklı çıkaracak şekilde kandırmalarını ve birçoğumuzun yaptığı bu tavrın nasıl ikili ilişkileri, toplumu, hukuku ve politikayı etkilediğini yazmışlardır.

İnsan zihni neden hata yaptığını kabul etmekte bu denli zorlanıyor?

Aslında bu sorunun cevabını hepimiz kendi kendimize verebiliriz. Hata yaptığımızı kabul etmek kendimize dair sahip olduğumuz o akıllı, çalışkan, etik ve yeterli olduğumuza dair imajımıza ters düşüyor. Zihnimiz de benlik algısını korumak, olduğumuz kişi ile yaptığımız davranış arasında oluşan bu tutarsızlığı çözümlemek için kendini haklı çıkarmaya, yaşananları seçici biçimde hatırlamaya, inançlarını değiştirmeye başlıyor. Çoğu zaman bunu bilinçli olarak değil, tamamen bilinçdışı bir şekilde yapıyoruz. Bir fikre, karara, aksiyona kendimizi ne kadar adamışsak da o konuda yaptığımız bir hatayı kabullenmemiz o denli zor oluyor.

Bilişsel çelişki tam olarak nedir?

Yazarlara göre bilişsel çelişki, İngilizce cognitive dissonance, hata yaptığımız halde kendimizi savunmaya devam etmemizde, ne olursa olsun kendi imajımızı kurtarmaya çalışmamızda temel itici güç oluyor. İlk kez 1957 yılında Leon Festinger tarafından ortaya atılan bu kavram bireyin inançları, değerleri veya tutumları ile davranışlarının birbiriyle çelişmesi sonucu yaşadığı psikolojik huzursuzluk ve zihinsel gerilim durumunu açıklamak için kullanılıyor. İnsanlar bu tutarsızlığı hissettikleri anda, o zaman rahatsızlık hissini azaltmak için çeşitli davranış ve tepkiler geliştiriyorlar. Buna en güzel örnek de hata yaptığını kabul etmek yerine çeşitli gerekçeler ve bahaneler üretmek oluyor.

Peki neden çelişkili inançlara sahip olmak veya kendimize yakıştıramadığımız bir hata yapmak bize bu denli rahatsız edici geliyor? Çünkü zihnimiz tutarsızlığı hiç sevmiyor. Daima kendi iç dengesini korumak yönünde şekillenen insan beyni işler yolunda gitmediğinde, örneğin hatamız yüzümüze vurulduğunda, hemen bu durumu rasyonelleştirmeye; iç dengesini korumak yani kendini haklı çıkarmak için olaylara yeni bilgiler eklemeye, inançlarını değiştirmeye hatta durumu hepten yok saymaya başlayabiliyor.

Peki bunu hepimiz mi yapıyoruz? Evet ve çoğu zaman yaptığımızın bile farkında olmuyoruz. Yazarlara göre çokça güvendiğimiz hafızamız aslında yüzde yüz doğruları, yani birebir yaşadıklarımızı yansıtmıyor. Aksine sürekli yeniden yapılanan bir yapıya sahip. Bir başka deyişle beynimiz sürekli olarak hafızamızı bir düzenleme sürecinden geçiriyor; anılarımızı inançlarımız ve öz imajımıza uyacak şekilde şekillendiriyoruz. Bu süreci de çoğunlukla farkında olmadan yürütüyoruz.

Bilişsel çelişki ilişkileri nasıl etkiliyor?

Her insan hatasını kabul etmekte zorlanıyor, hafızasını bile kendi dediğini kanıtlayacak şekilde değiştiriyorsa, ilişkilerimiz bu durumdan nasıl etkileniyor? Bu sorunun cevabını tahmin etmek zor değil! Yazarlara göre “ben vs. karşımdaki” anlayışı en ufak çatışmanın büyümesine çok ideal bir zemin hazırlıyor. Çünkü her iki tarafta kendi davranışını haklı çıkarmak için amansızca uğraşıyor! Herkesin beyni bir nevi kendini masum hatta mağdur, karşı taraftakini de suçlu görecek şekilde yaşananları hatırlıyor. Bunun sonucunda da sıklıkla görülen bir diğer davranış da karşı taraftakini kötülemek oluyor. İkili ilişkilerden küresel politikalara kadar genişleyen sosyal ilişkiler bu kadar temel bir çatışma dinamiğine girdiğinde de kimse karlı çıkamıyor.

Bilişsel çelişkiyi yenerek hataları kabullenmek mümkün mü?

Hayattaki gerçek büyüme hata yaptığımızı kabul ettiğimizde gerçek anlamda başlıyor. Yazarlara göre bilişsel çelişkiyi yenmenin en iyi yolu insan ilişkilerinde entelektüel alçakgönüllüğü benimsemek, daha toplumsal boyutlarda ise kişi veya kurumların kendi kendini açıklama aşamasına gelmedenhataları tespit edecek şeffaf ve önleyici sistemlerin kurulmasından geçiyor.

Hepimizin kendi kendimizi haklı göstermeye çalıştığı anların farkına varmayı öğrenmesi, gereken durumlarda bunu durdurabilmesi, sadece kendi imajımızı kurtarmak için hatalarımıza körü körü inanmayı bırakması gerekiyor. Hepimiz bilişsel çelişki yaşamaya müsaitiz. Önemli olan bir daha kendimize yakıştıramadığımız ya da kötü bir niyet taşımadan yaptığımız ama birilerini üzen bir davranışımızda durup beynimizin bize oynadığı bilişsel çelişkinin farkına varmak oluyor.


Wings ile hayatınıza değer katmaya, alışveriş keyfini ayrıcalıklara dönüştürmeye hazır mısınız? Siz de Wings’in ayrıcalıklı dünyasına katılmak ve size özel programlarını incelemek için link üzerinden başvurunuzu yapabilirsiniz!



Burcu Erbaş

Burcu Erbaş, 2024 yılında Domus Academy Milano'da Visual Brand Design alanında yüksek lisansını, 2020 yılında ise Galatasaray Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi lisansını tamamladı. Live to Bloom'da dört yıldır içerik ve proje yöneticisi olarak görev yapan Burcu platformun görsel iletişiminde de aktif olarak rol alıyor. İyi yaşam alanında yazdığı içeriklerinde özellikle bütünsel...



BLOOM SHOP