YAZAN: ALEYNA TEPE İPER

Bir an duraksayıp “Peki şimdi sırada ne var?” diye soran kaç kişiyiz? Çoğu zaman hedeflediğimiz ya da hayalini kurduğumuz şeyleri başarıyor, ardından hemen bir sonrakine geçiyoruz. Bazen bir hedefe ulaşıyor, fakat tatmin duygusunu beklediğimizden çok daha kısa sürede kaybediyor ve farkında bile olmadan daha fazlasının peşinde koşmaya başlıyoruz. Peki bu koşuşturmanın sebebi nedir? İçinde yaşadığımız toplum, bize öğretilenler ya da içimizde bir yerlerde kuramadığımız denge mi? Howard Stevenson ve Laura Nash’in Harvard Business School’da yürüttükleri araştırmaya göre, bu sorunun yanıtı ne kadar başardığımızda değil, başarıyı nasıl tanımladığımızda yatıyor. Kalıcı bir tatmin için dört ayrı ihtiyacın aynı anda karşılanması gerekiyor: mutluluk, kazanım, anlam ve miras. Bu dört boyuttan herhangi biri hayatımızda eksik olduğunda ise zihnimiz bize hep aynı mesajı veriyor. Daha fazlası!


Hem başarılı hem de gerçekten mutlu insanlar ne yapıyor?

Harvard Business School’un girişimcilik alanındaki en köklü isimlerinden biri olan Howard Stevenson ve iş dünyasında etik üzerine araştırmalar yürüten Laura Nash’in bir araya gelmesiyle ortaya güçlü bir soru çıkıyor: Hem başarılı hem de gerçekten mutlu olan insanlar ne yapıyor? Bu soru etrafında şekillenen ve 2004 yılında yayımlanan araştırmanın bulgularına göre kalıcı başarı tek bir boyuta sığmıyor; dört farklı ihtiyacın dengeli biçimde karşılanmasıyla mümkün olabiliyor.

Mutluluk: Şu an nasıl hissediyoruz?

Araştırmada mutluluk, büyük sevinçlerden ziyade günlük yaşamda hissedilen genel bir memnuniyet ve içsel huzur olarak tanımlanıyor. Sahip olduklarımızla barışık olabilmek, anın içinde var olabilmek, şükredebilmek… Stevenson bu boyutu “şimdi ve ben” olarak nitelendiriyor; geçmişe duyulan pişmanlık ya da geleceğe yönelik kaygıdan bağımsız olarak, anın içinde kendini iyi hissedebilmek. Öte yandan araştırmacılar, derin ve kalıcı bir memnuniyetin zaman zaman kazanım boyutunu zayıflattığını öne sürüyor. Yani mutluluk ile başarı her zaman aynı yönde ilerlemiyor ve bu iki boyut arasındaki denge, kişiden kişiye ve dönemden döneme değişkenlik gösterebiliyor.

Kazanım: Kendimizi nasıl değerlendiriyoruz?

Bu boyut, somut kazanımlarla ve kıyaslamalarla şekilleniyor. Bir hedefe ulaşmak, bir işi tamamlamak, bir alanda ilerlediğini hissetmek… Fakat burada önemli bir noktaya vurgu yapılıyor; kazanım hissi, sonuçtan ziyade süreçte yaşanan bir duygu. Varış noktası değil, yol. Dolayısıyla sürekli yeni hedefler koymak ya da farklı alanlarda ilerlemeye çalışmak bir kısır döngü değil, kazanım boyutunu besleyen bir süreç. Aynı zamanda araştırmacılar, bu boyutun kıyaslamaya olan bağımlılığına da dikkat çekiyor; kendimizi kiminle ya da neyle kıyasladığımız, kazanım elde edip etmediğimiz yargısını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle kazanım boyutu, dört boyut içinde en kırılgan olanı olarak değerlendiriliyor.

Anlam: Başkalarının hayatına dokunuyor muyuz?

Anlam boyutu, önem verdiğimiz insanlar üzerinde olumlu bir etki bırakmakla ilgili. Bu bazen bir yakını desteklemek, bazen bir topluluk için bir şey üretmek, bazen de yaptığımız işin daha büyük bir bütünün parçası olduğunu hissetmek anlamına geliyor. Kazanım boyutu daha çok kendimizle ilgili bir değerlendirmeyken, anlam başkalarıyla ilgili bir meseleyi temsil ediyor. Birini besleyen motivasyon, diğerini her zaman beslemiyor. Anlam olmadan kazanım, zamanla içi boşalmaya başlayan bir koşuşturmaya dönüşebiliyor; çünkü ne kadar ilerlediğimizi biliyor fakat neden ilerlediğimizi unutuyoruz.

Miras: Geride ne bırakıyoruz?

Miras, en uzun vadeli boyut olarak karşımıza çıkıyor. Değerlerimizi, birikimlerimizi ve deneyimlerimizi başkalarına aktarabilmek, bir iz bırakmak… Bu iz büyük çaplı olmak zorunda değil; bazen bir çocuğa öğretilen küçük bir ders, bir meslektaşa aktarılan bilgi ya da kurulan bir gelenek de güçlü bir miras olabiliyor. Stevenson ve Nash’e göre miras, dört boyut içinde şimdinin en uzağında duran tek boyut. Mutluluk bir an meselesiyken, miras zamanın ötesine uzanıyor. Bu yüzden diğer üçünden farklı bir ağırlık taşıyor ve çoğu zaman en geç fark edilen, en geç önceliklendirilen boyut oluyor.

Bu dört boyut birbirinden bağımsız olarak kabul ediliyor; yani birini besleyen değerler, diğerini de otomatik olarak beslemiyor. Hatta zaman zaman birbirlerini ters yönde etkiliyor. Örneğin, çok mutlu olan biri kazanım elde etme motivasyonunu kaybedebiliyor ya da yalnızca kazanıma odaklanan biri anlam ve miras boyutlarını göz ardı edebiliyor. Bu dört boyuttan herhangi biri eksik kaldığında ise “daha fazlasını yapmalıyım” hissi ortaya çıkıyor.

Ne zaman daha fazlasını arıyoruz?

Aslında daha fazlası hissi, yetersizlikten değil, dengesizlikten kaynaklanıyor. Dört boyuttan herhangi biri hayatımızda yeterince karşılanmadığında, zihin bunu bir açık olarak algılıyor ve o açığı kapatmaya çalışıyor. Fakat hangi boyutun eksik olduğunu fark etmediğimizde, çözümü hep aynı yerde arıyoruz. Daha fazla çalışmamız, daha fazla üretmemiz ya da daha fazla başarmamız gerektiğine inanıyoruz. Sorun çoğu zaman miktarda değil, hayatın bu dört boyutu arasındaki dengesizlikte yatıyor.

Örneğin, yalnızca kazanıma odaklanan biri, bir süre sonra anlam boyutunun eksik kaldığını hissedebiliyor; ne yaptığını biliyor ama neden yaptığını unutuyor. Mutluluğu önceliklendiren biri ise kazanım ihtiyacını bastırdığının farkına geç varıyor ve kendini hayatın akışında sürüklenirken bulabiliyor. Kısacası, bir boyuta aşırı odaklanmak, diğerlerini farkında olmadan ihmal etmek anlamına geliyor. İşte tam bu noktada Stevenson ve Nash Kaleydoskop (Kaleidoscope) metaforunu öne sürüyor.

Kaleydoskop (Kaleidoscope) metaforu

Kaleydoskopun içindeki desenler doğası gereği değişkendir. Bizim müdahalelerimiz ya da dış kuvvetler aracılığıyla sürekli şekil değiştirerek farklı desenler oluşturur. Fakat bu değişkenlik çoğu zaman bir kaos değil; aksine her yeni desenin kendi içinde bir bütünlük taşıdığı, canlı bir yapı sunar. Stevenson ve Nash kalıcı başarıyı tam da buna benzetiyor.

Hayatı dört bölümden oluşan bir kaleydoskop olarak düşündüğümüzde, her bölüm bir boyutu temsil ediyor: mutluluk, kazanım, anlam, miras. Yaşam boyu gerçekleştirdiğimiz her hedef, her deneyim, her seçim bu bölümlere eklenen renkler ve şekiller gibi… Zamanla desen giderek zenginleşiyor, özgün ve tekrarlanamaz bir hal alıyor. Başarı da tıpkı kaleydoskop gibi seçimlerden, hareketlerden ve bu hareketlerin oluşturduğu örüntülerden ortaya çıkıyor. Her zaman aynı desende, şekilde ya da boyutta olmasa da süregelen bir tatmin sunuyor.

Stevenson ve Nash, kaleydoskopun desenlerini ışığa tutmadan göremeyeceğimizi de hatırlatıyor. Yaşamımıza da zaman zaman ışık tutmak; dört bölümü düzenli aralıklarla gözden geçirmek, hangisinin daha fazla ilgiye ihtiyaç duyduğunu fark etmek ve enerjimizi buna göre yeniden dağıtmak gerekiyor. Bu strateji, bir boyuttan tamamen vazgeçmeyi değil, o boyuta harcanan enerji düzeyini bilinçli olarak ayarlamayı ve böylece dengeyi sürdürebilmeyi öneriyor.

Yaşamda tatminsiz ya da başarısız hissettiğimizde, sürekli odağımızda olan alanlarda daha fazlasını yapmaya çalışmak yerine bir adım geri çekilip hayatımıza ışık tutmak gerekiyor. Eksik olan şey, uzun süredir görmezden geldiğimiz başka bir boyuta yönelmek olabilir. Sıkıştığımız yerin hemen dışında, ihmal ettiğimiz o diğer alanlarda denge yeniden kurulmayı bekliyor.


Wings ile hayatınıza değer katmaya, alışveriş keyfini ayrıcalıklara dönüştürmeye hazır mısınız? Siz de Wings’in ayrıcalıklı dünyasına katılmak ve size özel programlarını incelemek için link üzerinden başvurunuzu yapabilirsiniz!



Aleyna Tepe İper

1997 yılında İstanbul’da doğan Aleyna, Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, insanı anlama tutkusunu pazarlama, marka yönetimi, yazarlık ve içerik üretimi gibi yaratıcı alanlara taşıdı. Bugün psikoloji bilgisini yaratıcı üretim süreçleriyle harmanlayarak, marka ve içerik yöneticisi olarak çalışıyor. Aynı zamanda yazıları aracılığıyla ilham vermeye, deneyimlerini paylaşmaya ve keşfetmeye devam...



BLOOM SHOP