

Optimizm denildiğinde aklınıza ne geliyor? Bana olaylara iyi taraftan bakmak, bardağın dolu tarafını görmek, iyi enerjiler yaymak hatta bazen gerçeklikten uzak olmak gibi hissettiriyor. Peki optimizm gerçekten bu kadardan mı ibaret? Her an, her saniye iyi düşünmek mi optimist olmak? Aslında hayır. Ve optimizmin bu tanımı, zihinlerimizde negatif bir çağrışım yaratarak yarardan çok zarar verebiliyor. Peki o halde gerçek optimizm nedir? Klinik psikolog, yazar ve ona atanan ünvanıyla “optimizm doktoru” Deepika Chopra, tam da bu soruya cevap vermek için The mindbodygreen Podcast’ine konuk oluyor ve yakın zamanda yayınladığı kitabı The Power of Real Optimism‘i masaya yatırarak cevabını bizlerle paylaşıyor. Ben de bu podcast bölümünü ve Chopra’nın kitabını kaynak olarak alarak neden hepimizin optimizm ve pozitifliği birbirine karıştırdığını ve bunun neden sürdürülebilir değişimler yaratmamızda engel olduğunu anlattım.
“Optimizm Doktoru” Deepika Chopra kimdir?
Davranış bilimi ve sağlık psikolojisi alanlarında uzmanlaşmış Dr. Deepika Chopra’nın “optimizm doktoru” olarak tanınması boşuna değil. Kendisinin geliştirdiği ve adlandırdığı “evidence based manifestation” yani kanıta dayalı manifestation tekniği bilim ile kadim öğretileri harmanlıyor ve ister tek ister partneriyle gelen danışanlarına hatta Fortune 500 listesinde yer alan birçok şirkete sürdürülebilir mutluluğu, başarıyı ve optimizmi yeşertmeyi öğretmek için kullanıyor. Doktora tezini optimizm üzerine yapan Chopra zihin-beden bağlantısı, duyusal temelli görsel imgeleme, renk terapisi, yenilikçi bilişsel davranışçı yaklaşımlar üzerine yoğunlaşıyor. Çok satanlar listesine oturan kitabı The Power of Real Optimism ile de düşünce yapısında sürdürülebilir değişimler yapabilmenin yollarını daha büyük kitlelere anlatıyor.
Neden optimizm ve pozitiflik aynı anlamı taşımıyor?
Pozitiflik; olaylara daha iyimser bir bakış açısıyla yaklaşmayı tanımlayan bir düşünce yapısını ifade ediyor. Nitekim çoğumuz günümüzde pozitiflik kelimesini en çok “toksik pozitiflik” demek için kullanıyoruz. Çünkü pozitifliğin fazlasının, yanlışının, zorlamasının iyilikten çok zarar getirdiğini; duygularımızı, düşüncelerimizi, tepkilerimizi hatta gerçekliği yok saymaya müsait olduğunu hepimiz biliyoruz. Pozitifliğin bu çağrışımı aslında hepimizin zihnindeki “optimizm” algısını da şekillendiriyor. İnternete baktığımıza da optimizmin tanımının “her olaya ve düşünceye iyi ve olumlu bakabilme fikri” olduğunu görüyoruz. Bu tanımıyla toksik pozitiflikten çok da farklılaşmadığını fark ediyoruz. Peki bu gerçekten de optimizmi doğru şekilde mi açıklıyor? Deepika Chopra’ya göre hayır.
Gerçek optimizm nedir?
Peki eğer optimizm pozitiflik değilse, ne anlama geliyor? Chopra’ya göre optimizm günün her anında mutluluk hissetmek, hiçbir engel, hiçbir zorluk yokmuş gibi davranmak demek değil. Tam aksine Chopra’ya göre gerçek anlamda optimist bir insan, çok yüksek bir gerçeklik algısına sahip. Yani karşılaştığı tüm zorlukların, duygusal anlamda yoğun durumların, engellerin, acıların, haksızlıkların ve bunlara verdiği tepki ve hislerinin oldukça farkında oluyor. Onları ayıran fark ise tüm bunları göz ardı etmeleri, bastırmaları, olayları güzellemeleri değil, geçici olduğunu bilmelerinde gizleniyor. Bir başka deyişle en zorlu, en kötü anlarında bile geleceğe dair meraklı ve umutlu kalmayı başarabiliyorlar.
“Araştırmalara göre, optimist bir kişi aslında gerçekliğe bağlı ve zorlu durumların farkında olan biridir. Ancak onlar, bu aksilikleri, nasıl veya ne zaman olacağını bilmeseler bile, üstesinden gelebilecekleri geçici şeyler olarak görürler.”
Dr. Deepika Chopra
Bunu hangimiz gerçekten de inanarak söyleyebiliyoruz? Geleceğe dair umutlu olmak, kötü günlerin geçeceğine inanmak günümüzün sosyal, politik, ekonomik ve çevresel krizleri içerisinde çok zor gelebiliyor. Tam da bu yüzden optimizmi yeniden tanımlamak çok değerli. Bugünün acılarıyla, hüznüyle ve engelleriyle başa çıkma konusunda gerçek optimizm yardımcı olabiliyor.
Gerçek optimizmi kullanarak zorlukları aşmanın yolları neler?
Peki kendi optimizmimizi geliştirmek için nereden başlayabiliriz? Şaşırtıcı olsa da en iyi rehberimiz yine kendi duygularımız oluyor. Üzüntümüz, stresimiz, yasımız, öfkemiz, korkumuz bize hep bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Bizim görevimizse onları bastırmak veya geçiştirmek değil; alan açmak, anlamak ve kendi avantajımız için kullanmak oluyor.
Chopra tam da bu nedenle “olumlama”, “manifestation” gibi iyimser düşünce tekniklerine pek de önem vermiyor. Ona göre eğer bir kişi kendine dair negatif bir düşünceye sahipse, ayna karşısına geçip 20 kere bunun tersini söylese de beyni bu kök düşünceye tutunmaya devam ediyor. Hatta çoğu zaman ters psikoloji yüzünden bu negatif kök düşünceye daha da sıkı sarılıyor. Bu nedenle olumlamaların, manifestation pratiklerinin çoğu, başlangıçtan daha kötü hissetmemize neden olarak sonlanıyor. Chopra bu konu üzerinde şunu ekliyor: “Her zaman istediğinizi elde edemezsiniz, ama neredeyse her zaman beklediğinizi elde edersiniz. Asıl görevimiz de aslında bu açığı kapatmak.” Ona göre bu açığı kapatabilmenin ve gerçek optimizmi yeşertebilmenin yolu duygusal esneklikten geçiyor.
Duygusal esneklik nedir?
Aynı bir kas gibi kullandıkça güçlenen duygusal esneklik, değişen olaylar, durumlar karşısında duygusal tepkilerimizi adapte edebilme yeteneğimizi tanımlıyor. Geniş bir duygusal tepki yelpazesi içinde gidip gelebilmeyi; tek bir duygu veya tepki içerisinde sıkışıp kalmamayı sağlıyor. Negatif olarak değerlendirdiğimiz duygulardan kaçmamayı, aksine onları kabul ederek başa çıkmayı temeline alan bu yeti duygusal kompleksliğimize de alan açıyor. Yani birbiri ile çatışan duyguları bir arada hissetmeyi normalleştiriyor. Hem kendi bakış açımızdan hem de karşımızdakinin perspektifinden durumlara bakabilmeyi öğretiyor. Artık bize yardımcı olmayan öfke, stres, endişe gibi duygulardan sıyrılıp başka hislere geçebilmemizi sağlıyor. Duygusal esnekliğimizi geliştirmenin yolları arasında da mindfulness pratikleri, öz kabul, zihinsel esneklik ve kutunun dışından düşünebilme yer alıyor.









