

Şu sıralar yine herkesin konuştuğu tek konu, özellikle kadınların ne kadar zayıfladıkları. Kimisinin iltifatlarla beraber söylediği, kimisinin de “Artık bu da çok fazla.” gibi acıma ile karışık eleştirilerle birleştirdiği bu cümle tabii ki son yıllara damgasını vuran GLP-1 bazlı zayıflama ilacı Ozempic‘e gönderme yapıyor. Hatta öyle ki, şu anda bir kişinin Ozempic kullanmadan zayıflamış olabileceği akla bile gelmiyor. Çünkü artık popüler kültür, tıpkı 90’lı ve 2000’li yıllarda olduğu gibi yeniden zayıflıkla beraber anılıyor. Ünlüler belki 10 sene önce bahsetmekten çekindikleri zayıflama yolculuklarını artık hiç çekinmeden büyük kitlelerle paylaşıyor, Ozempic kullandıklarını açıkça söylüyor veya sadece birkaç aya kıyasla inanılmaz derecede “küçülmüş” bedenleriyle boy gösteriyor. Bu esnada sosyal medyamız Ozempic reklamlarıyla dolup taşıyor. Hepsi şu anda bize aynı şeyi söylüyor: Zayıflamanız gerek! Bir zamanlar her bir yanda yankılanan beden pozitiflik hareketinin getirdiği tüm gelişmeler yavaş yavaş silinirken artık kaçıncı kez olduğunu bilemediğim şekilde hepimiz, özellikle de kadınlar, yeniden baskılayıcı güzellik standartları altına eziliyoruz. Peki zayıflığın trend olduğu, Ozempic’in hüküm sürdüğü bu çağda tüm bu baskılara nasıl karşı koyabilir, kendi bedenimizin içinde nasıl mutlu hissedebiliriz?
Zayıflık neden yeniden trend oldu?
Bu artık inkar edilemeyecek bir gerçek: Dünyanın her yerindeki ünlüler gerçekten çok zayıf görünüyorlar. Sadece 5-6 ay önceki hallerine bile kıyasla çok ciddi kilo kayıpları yaşayan bu isimler, artık kırmızı halılarda belirgin elmacık, köprücük hatta kalça kemikleriyle fotoğraflanıyor. Sosyal medyada ise herkesin takip ettiği influencer’lar aynı ünlü oyuncu ve aktrisler gibi büyük bedensel değişimler geçiriyor; günlük olarak yedikleri düşük kalorili beslenmelerini, yoğun egzersiz programlarını, geçirdikleri estetikleri, kullandıkları zayıflatıcı ilaç ve takviyeleri açıkça paylaşıyor. Kısacası zayıf olmak yeniden en arzulanan, en “statü” göstergesi haline geliyor.
Zayıflığın popülerleşmesi aslında çoğu zaman dünya çapında yaşanan ekonomik durgunluk ve gerileme dönemlerine, yükselen sağ eğilimli sosyo-politik görüşlere ve kadınların uğradığı baskı ve ayrımcılığın şiddetlenmesine denk geliyor. İnsanların, özellikle kadınların özgürce ve yeterince (!) beslendikleri, güçlendikleri, male gaze yani erkek beğenisinden ve geleneksel cinsiyet rollerinden kurtuldukları bir dünya, halkların daha kolay kontrol edilebildiği, halihazırda güce sahip olanların daha da güçlendikleri günümüz dünyasına pek de uymuyor. Amerikalı feminist yazar ve gazeteci Naomi Wolf’a göre de tarihsel olarak kadınlar siyasi alanda ne kadar çok kazanım elde ederse güzellik idealleri de o kadar ağır şekillerde üzerlerinde çöküyor. Ona göre güzellik baskısının temel amacı da kadınların enerjilerini dağıtmak ve ilerlemelerini baltalamak.
Ozempic çağında hepimizin beden algısı nasıl değişiyor?
Aslında bu konuyu konuşurken bir şeyin altını çizmem gerekiyor: Hiçbirimizin, hiç kimsenin bedenini eleştirmeye hakkı yok. Kimsenin neden ve nasıl kilo alıp verdiğini veya kendi bedeni içinde nasıl hissettiğini bilmiyoruz. Nitekim burada bahsetmeye çalıştığım ekstrem zayıflığın özellikle kadınların beden algılarına zarar vermeye başlaması ve tabii ki bir baskı ve kontrol mekanizması olarak kullanılması. Henüz ergenlik çağındaki çocuklar bile nasıl daha çok zayıflayabileceklerini konuşuyorsa, toplum olarak yeniden kendimizi gözden geçirmemiz gerekiyor.
Hızlı ve ciddi oranlarda kilo kaybını mümkün kılan Ozempic gibi GLP-1 ilaçları, insanların kendi bedenlerini algılama biçimlerini, beslenme düzenleriyle nasıl ilişkiler kurduklarını ve sağlık kavramlarına nasıl baktıklarını değiştiriyor. Az yemenin, medikal destekli şekilde kilo vermenin, aşırı egzersiz yapmanın yeni normaller olduğu dünyamızda iştahlı olmak, istediğini yemek, dinlenmek, sıfır beden olmamak garip kalmaya başlıyor.
Tüm bu trendlere karşı kendi bedenimizin içinde nasıl mutlu hissedebiliriz?
Eğer zihnimizin bir köşesinde çok sessiz bile olsa “biraz zayıflarsam hayatım çok daha güzel olacak” cümlesi dolaşıyorsa, bu fikre direnmemize yardımcı olacak bazı perspektifleri aşağıda listeledim.
Her bedenin birbirinden farklı olması gerekiyor!
Bedenlerin tek bir “ideal” formda olması gerektiği fikri, uzun yıllardır fitness ve diyet kültürünün en güçlü anlatılarından biri oldu. Oysa güncel araştırmalar bize şunu net biçimde gösteriyor: beden ölçüsü büyük ölçüde genetik bir çerçevede şekilleniyor ve herkesin benzer rutinler izleyince benzer fiziksel sonuçlara ulaşması beklenemez. Kısa vadeli kilo kayıplarının uzun vadede sürdürülememesi de bu biyolojik sınırların bir yansıması oluyor. Buna rağmen hala popüler kültürde“yeterince istersen senin de olur” söylemi yankılanmaya devam ediyor. Oysa hepimizin bedenleri doğduğumuz günden itibaren farklılıklarıyla var ve bu çeşitlilik yetişkinliğimizde de devam etmeli.
Etrafınızı bedeninde iyi hisseden insanlarla çevirin.
Beden algımız yalnızca bireysel bir konu değil; içinde bulunduğumuz sosyal ve dijital çevre tarafından sürekli şekilleniyor. Günlük sohbetlerde kullanılan dil, arkadaş çevremizin kendi bedenlerine ve başkalarınınkine yaklaşımı, sosyal medyada maruz kaldığımız içerikler, zamanla kendi fikirlerimizi de şekillendirebiliyor. Bu nedenle, kendini sürekli başkalarıyla kıyaslayan ve beden görüntüsü üzerinden kendine ve başkalarına değer biçen bir çevrede bulunmak, negatif düşünceleri pekiştiriyor.
Algoritmanızı değiştirin.
Aynı şekilde sosyal medya platformlarımızdaki dijital akışımızı da bilinçli şekilde düzenlemek, yani bedeni daha da “küçültmeyi” merkezine alan içeriklerden uzaklaşıp çeşitliliği normalleştiren hesaplara alan açmak, bedenimiz hakkında neler hissettiğimiz konusunda büyük farklar yaratabiliyor. Çünkü maruz kaldığımız her içerik aslında kendimizin veya bir başkasının bedeniyle kurduğumuz ilişkinin tonunu belirliyor.









