Ralph Waldo Emerson, “Kendinizden başka hiç kimse ya da hiçbir şey size iç huzurunuzu getiremez” der. Gerçekten de iç huzuru ve özgüven duygusunu keşfetmekten daha güzel bir mutluluk yolu yoktur.

Öz benliğini sevmek, anda kalmak, kendine yönelmek gibi bilinçli öğretileri her geçen gün daha sık duymaya başladık. Programlarını izlediğimiz uzmanlar, okuduğumuz kişisel gelişim kitapları, katıldığımız sohbetler, kısaca her şey aslında kendimizi daha iyi tanımak ve anlamak üzerine. 

Peki etrafta bu kadar çok yol gösterici varken neden hala kendimizi tanımakta bu kadar zorlanıyoruz?

Kendini tanımanın ilk adımı

İlk adım, her şeyden önce özgüvenin iyileştirici gücüne inanmaktan geçiyor.

Özgüveni arttırmak, “kendi kendine yeterli olduğunun farkında olmak” bilinciyle gelişiyor. Başımıza gelen talihsizliklerde, karşılaştığımız zor durumlarda veya kendimizi her kötü hissettiğimizde bize destek olacak birilerini bulmamız mümkün olmayabilir. Bu nedenle önce bu empati bilincini oturtarak ihtiyacımız olan şeyleri tek başımıza da keşfedebileceğimizin ve kendi kendimize de güçlü kalabileceğimizin farkına varabilmemiz gerekir.

Sorumluluk almak, duygu ve düşünceleri irdelemek, geleceğe yönelik amaçlar üzerine düşünmek, çevresel faktörlerden etkilenmeden karar verebilmek ve bu kararların arkasında durabilmek de özgüven kapısının açılmasına yarayan önemli ipuçları arasındadır.

Willard and Marguerite Beecher’ın “Başarı ve Başarısızlığın Ötesinde” adlı kitabından yola çıkarak özgüvenin ne olduğunu ve nasıl kazanılacağını 5 temel maddede derledik!

Hepimizin içinde doğuştan gelen bir “bağımsız olma” dürtüsü vardır.

Birlikte bir topluluk halinde birtakım kural ve adetlere göre yaşamamıza rağmen her birimiz içgüdüsel olarak özgür olmak, bireysel kararlar almak ve hayatımızı kendi tercihlerimize göre şekillendirmek isteriz. Bazen çevresel etkenler sebebiyle bu isteğimiz kırılır ve kendimize olan inancımız sekteye uğrar. Bağımlılık duygusunun içine çekilmek ve bağlı olma fikrine sığınmak kolaydır. Ancak bağımsızlık dürtüsünün doğal bir güdü olduğunu ve onun peşinden gitmeniz gerektiğini unutmamak gerekir.

Bağımlılık duygusal bir alışkanlıktır ve hiçbir alışkanlık vazgeçilemez değildir.

Bebeklikten yetişkinliğe tüm gelişme süreçlerinde başkalarına ihtiyaç duyarız ve bu ihtiyaç sınırlarını aşarsa onlara bağımlı hale geliriz. Bu noktada mantığın duyguların önüne geçmesine izin vermemiz gerekebilir. Duygusal bağımlılık, zor da olsa vazgeçilebilir ve eğitilebilir bir alışkanlıktır. Bu vazgeçiş sürecinde kendimize karşı dürüst olmamız çok önemlidir.

Karşılık beklemeden sevmek ve sevilmek özgüvenin kanıtlayıcısıdır.

Herkesin kendi bireysel düşünce dünyası olduğunu kabul ederek insanları herhangi bir karşılık beklemeden oldukları gibi sevmek büyük bir erdemdir. Bunu yapabilmek aslında hem kendimize hem de karşımızdakine güvendiğimiz anlamına gelir.

Başarı ve başarısızlık algısı bir illüzyondur.

Mutlu olmak için büyük evlere, pahalı arabalara, şık tatillere sahip olunması gerektiğine dair bir inanç var. Ama herkesin mutluluk ve başarı tanımı kendine göre. Hayatımızı başkalarının başarı ve başarısızlık fikirleri üzerine kurarsak kendi isteklerimizden ve hayat beklentilerimizden uzaklaşmış oluruz.

Potansiyelimizi keşfetmemiz kendimizden emin olmamızı sağlar.

Çok büyük ya da ulaşması zaman alacak hayaller kurmak yerine ufak ufak istediğimiz noktaya ulaşmamızı sağlayacak hedefler belirlediğimizde kendimizi çok daha verimli hissedebiliriz. Kendi potansiyelimizi fark ederek buna uygun adımlar atmak özgüvenimizi arttırarak güçlü hissetmemize olanak tanır.