YAZAN: BURCU ERBAŞ

Şu anda sinema dünyasında prestijli ödüllere aday olan iki film ortak bir konuyu işliyor: Postpartum depresyonu. Başrollerinde Jennifer Lawrence ve Robert Pattinson’ın olduğu Die My Love ve 2026 Oscar’larında En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görülen Rose Byrne’ın If I Had Legs I’d Kick You filminde yeni çocuk sahibi olmuş, ihtiyaç duyduğu desteği eşinden veya çevresinden alamayan, hem fiziken hem de psikolojik olarak izole olmuş kadınları izliyoruz. Postpartum depresyonu ile boğuştuğunu anladığımız bu iki kadının hikayesi aslında dünya çapında birçok kadını etkileyen fakat toplumsal annelik rolü ile uyuşmadığı için çok konuşulmayan, göz ardı edilen bir fenomeni yüzümüze çarpıyor. Pek çok kadının tek başına savaşmak zorunda kaldığı, kişiyi çokça izole hissettirebilen depresyonun bu türünü tabulardan uzakta konuşalım.


Postpartum depresyonu nedir?

Postpartum depresyonu doğum yapan her 10 kadından birini etkileyebiliyor. Çocuk sahibi olduktan hemen sonra ani hormonal değişimler nedeniyle görülebilen, ani ağlama hissi, huzursuzluk, kaygı, yorgunluk ile simgeleşen ve 1-2 hafta içerisinde kendiliğinden geçen “baby blues” yani “loğusalık hüznü” ile karıştırılmaması gerekiyor. Postpartum depresyonu doğumdan hemen sonra veya biraz zaman geçince ortaya çıkabilen, yavaş yavaş şiddetini artırabilen, kronik olarak üzgünlüğün, yorgunluğun ve yalnızlığın hissedildiği ciddi bir duygu durum bozukluğu olarak tanımlanıyor.

Postpartum depresyon belirtileri neler?

Semptomları ise aşağıdaki gibi sıralanabiliyor:

  • Kronik olarak üzgün ​​veya keyifsiz hissetmek.
  • Normalde keyif veren şeylerden artık zevk alamamak.
  • Şiddetli yorgunluk veya enerji kaybı.
  • Konsantrasyon veya dikkat eksikliği.
  • Düşük benlik saygısı ve öz güven.
  • Bebeğe bağlı olmayan uyku bozuklukları.
  • İştah değişiklikleri.

Postpartum depresyonundan bahsederken belki biraz daha dikkatle ele alınması gereken bir diğer semptom ise zihni doldurabilen düşünceler ile ilgili oluyor. Kişi bebeği ve/veya partneri ile kopukluk hissedebiliyor, zihninde kendine ve/veya bebeğine zarar verme düşünceleri belirebiliyor. Nitekim bu aksiyona geçeceği anlamına tabii ki gelmiyor. Bu düşünceler zihni doldurmaya başladığı anda çekinmeden konuşulabileceği bir alanın olması, sosyal çevrenin ve profesyonel desteğin devreye girmesi iyileşmenin ilk ve en önemli adımını atıyor.

Postpartum depresyonu neden ortaya çıkabiliyor?

Postpartum depresyonu ile ilgili toplumsal olarak belki eksik belki de yanlış bildiğimiz unsur bu ruh hali ile boğuşan annelerin bebeklerini sevmedikleri düşüncesi oluyor. Bilakis bu durumu yaşayan veya atlatmış birçok kadının dedikleri hep aksini kanıtlıyor. Deneyimlenen duygular veya düşünceler sevgisizlikten veya bir kişinin karakterinden kaynaklanmıyor. Kişinin bağımsız bir bireyden bir bebeğin birincil bakım vereni olmaya aniden geçişi ile hissettiği baskı, endişe, korku bu ruh hali bozukluğunu tetikleyebiliyor. Kişi hem bebeğine hem de kendine iyi bir şekilde bakıp bakamayacağı hakkında şüpheye düşebiliyor, bağ kurmakta zorlanabiliyor. Postpartum depresyonunda olan kişiler çocukları hakkında o kadar şiddetli ve kronik bir endişeye düşüyorlar ki gündelik hayatlarına devam etmekte zorluk çekiyor. Durmayan zihinleri nedeniyle bebekleri uyurken bile uykusuzluk yaşamaya çok yatkın oluyor.

Postpartum depresyonu ile başa çıkmanın yolları neler?

Peki postpartum depresyonunu önlemenin bir yolu bulunuyor mu? Yoğun strese karşı olumlu başa çıkma stratejileri geliştirmek, zihinsel ve duygusal dayanıklılığı arttırmak, güçlü sosyal bağlara ve partner desteğine sahip olmak postpartumu oluşmadan önlemede büyük bir fark yaratabiliyor.

Aile geçmişinde depresyon bulunan, gelir seviyesi düşük olan, romantik partnerinden fiziksel/duygusal şiddete maruz kalan/kalmış, istenmeyen bir gebelik yaşayan, hayatında yoğun bir stres faktörü bulunan veya aniden büyük bir değişim yaşamış kadınlar postpartum depresyonuna daha yatkın olabiliyor. Nitekim dünyaca ünlü starlar; Adele, Prenses Diana, Gwyneth Paltrow, Drew Barrymore ve nicesi bile postpartum depresyonu yaşadıklarını birçok kere dile getiriyor.

Peki ya postpartum kapımızı çalarsa? O zaman da en iyi çözüm, eğer mümkünse, profesyonel psikolojik yardım almaktan geçiyor. Buna ek olarak duygu ve düşünceleri partner, aile bireyleri, yakın arkadaşlar ile paylaşmak, yapmaktan keyif aldığımız şeylere aktif olarak zaman ayırmak, mümkün olduğunca uyku uyumaya, dinlenmeye çalışmak, bedeni hareket ettirmek, sağlıklı ve düzenli beslenmeye gayret göstermek de bütünsel sağlığı yükseltmeye yarıyor.

Tabii ki her şeyden önemlisi “süper anne” olmaya çalışmamak. Sevdiğimiz insanlardan gelen desteği kabul edebilmek, bebeğe bakmanın yanı sıra ev işleri, yemek, alışveriş gibi gündelik işlerin yükünü paylaşmak kişinin üzerinde hissettiği o şiddetli baskı ve beklentinin hafiflemesine bir nebze de olsa katkıda bulunuyor.



Burcu Erbaş

Burcu Erbaş, 2024 yılında Domus Academy Milano'da Visual Brand Design alanında yüksek lisansını, 2020 yılında ise Galatasaray Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi lisansını tamamladı. Live to Bloom'da dört yıldır içerik ve proje yöneticisi olarak görev yapan Burcu platformun görsel iletişiminde de aktif olarak rol alıyor. İyi yaşam alanında yazdığı içeriklerinde özellikle bütünsel...



BLOOM SHOP