Sağlıklı yaşam, spor ve özellikle sağlıklı tarifler dendi mi akla ilk gelen isimlerden biri Revna Çakır. Önce Instagram’da daha sonra da Youtube’da içerik üretmeye başladı. Şimdi de kendi mutfağını açtı. Yakın zamanda atölyeler düzenlemeyi ve orayı özgür bir paylaşım alanı haline getirmeyi hedefliyor.

Revna’yı takip edenler kendisinin yaratıcı ve pratik tariflerini, sporsuz geçmeyen günlerini, bilinçli market alışverişlerini ve sımsıcak enerjisini zaten biliyorlar. Biz de Revna’yı daha yakından tanımak ve sağlıklı yaşam tarzının arkasında yer alan motivasyonunu öğrenmek üzere bir araya geldik. Keyifli bir röportaj sizi bekliyor!

İlginizi çekebilir: Röportaj: Baby Green ile Sağlıklı Kaseni Yarat

Öncelikle seni tanıyalım. Bize kendinden bahseder misin?

1995 doğumluyum, Enka Lisesi’nde okudum. Kings College London’da Business Management okudum ve sonrasında İstanbul’a döndüm. İstanbul’a döner dönmez bir şirkette çalışmaya başladım ve kurumsal hayatın bana göre olmadığını anlayıp sosyal medyada içerik üretmeye başladım.

Ben de Enka Lisesi’ndeydim ve hatırladığım kadarıyla herhangi bir sebeple okulda para toplanacağı zaman sen kek ya da kurabiye satışı yapardın. Yemek yapmaya nasıl başladın?

Ben oldum olası mutfağa çok ilgiliydim, hatta ortaokulda abime su böreği açardım. Her ortamda mutfağa girmek için bir fırsat arardım. Sonra da zaten Londra’ya gidince oradaki ekmek eğitimi, pastacılık eğitimi gibi her türlü eğitime katılmaya çalıştım. Ondan sonra sosyal medyada bunları paylaştıkça hobiden iş haline dönüştürdüm.

Mutfak senin için ne ifade ediyor?

Evim, her şeyim. Gerçekten her gün mutfağa giriyorum, girmediğim gün mutsuz oluyorum. Mutfak benim terapim. Nasıl spor yapmak benim bir terapimse mutfağa girmek de başka bir terapim.

Sağlıklı beslenme bilincin nasıl oluştu? Sağlıklı beslenmenin vücudunda, zihninde ve ruhunda yarattığı ilk farkı hangi noktada ve nasıl anladın?

Sağlıklı beslenme bilincim lise zamanında ilk kilo vermeye başladığımda biraz biraz başladı. O zamanlar diyetisyene gidiyordum, okuyup araştırmıyordum. Fakat esas Londra’ya gittikten sonra sağlıklı beslenme bilincine eriştiğimi düşünüyorum. Londra’da çok fazla sağlıklı beslenmeye yönelik kafeler ve restoranlar var. İnsanlar kendine çok dikkat ediyor. Ben de buraları keşfetmeye, araştırmaya ve ziyaret etmeye başladım. Hangi malzemeleri kullanıyorlar diye merak edip inceledim. Sonuçta ben de mutfağa meraklıydım. Vücudumda ilk aşama kilo vermem oldu. Bunun dışında tatlı krizlerim ve aşırı acıkma durumum gitti. Ağır bir şey yediğinde yorgunluk ve çökme hali gelir ya, işte bu ağırlık hissi gitti. Bir noktada bedenim gibi zihnim de rahatlamış ve hafiflemiş oldu.

İlginizi çekebilir: Sağlıklı Beslenme Hakkında Merak Edilen Her Şey

Sağlıklı tatlı ne demek? Sağlıklı tatlı yapmanın püf noktaları neler?

Bu konuda piyasada çok fazla bilgi kirliliği adeta bir karmaşa var diyebiliriz. Glütensiz, vegan, paleo, ketojenik etiketleri eşittir sağlıklıdır algısı oluşmuş durumda. Bu etiketleri ben de kullanıyorum ama etikettense tatlının içeriğinin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Sağlıklı tatlı bana sorarsan içinde rafine şeker olmayan, doğal malzemeler içeren tatlı demek. Aynı zamanda pişirme tekniğinin de malzemeye uygun olması lazım. Bir de evde kendi yaptığın tatlı. Evde yapılan tatlıların abartılmadığı sürece nitekim daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.

Püf noktalara gelecek olursak her tatlının kendi sırrı var. Örneğin kek yaparken aşırı karıştırırsan unun içindeki glüten ortaya çıkıyor ve kaskatı oluyor. Bazı tariflerde yağın eritilmiş olarak kullanılması gerekirken bazı tariflerde de daha kıyır kıyır olsun diye soğuk kullanılması gerekiyor. Bu yüzden iki insan aynı malzemeyi kullanıp farklı pişirme teknikleriyle farklı hacimlerde tatlılar yapabiliyor. Bir diğer püf nokta olarak her tatlı için malzemelerin oda sıcaklığında olması lazım, bu çok önemli. Örneğin eğer ben un kullanıyorsam kuru malzemeyle karıştırıp elekten geçiriyorum, bu sayede daha iyi kabarıyor ve sıkı olmuyor.

Günümüzde çeşitli beslenme alışkanlıkları var ve herkes her şeyi denemek istiyor. Adeta bir tüketim çılgınlığı var. Market alışverişlerini paylaşıyorsun ve piyasa ürünleri hakkında bilgilendirme yapıyorsun. Bir ürün alırken dikkat edilmesi gerekenler neler?

Bir ürün alırken dikkat edilmesi gereken nokta kesinlikle içindekiler. Tam buğday unu yazıyor önünde ama içerik kısmına baktığında tam buğday ununun sadece yüzde 10’u oluşturduğunu görüyorsun. Şeker eklenmemiş yazıyor ama içinde bir sürü tatlandırıcı veya rafine şeker olarak adlandırılmayan şuruplar olabiliyor. Bir de son kullanma tarihine bakıyorum, ne kadar uzunsa onda bir şey vardır, içinde ne var ki bu kadar uzun dayanabiliyor diye düşünüyorum. Bu yüzden ürünün olabildiğince işlenmemiş ve doğal kalması önemli. Eğer tüketici içerisindeki isimleri anlamıyorlarsa direkt alınmayacak bir üründür. İçerisinde paragrafı ne kadar uzunsa o kadar alınmamalı.

Seni ne motive eder? Tariflerini yaparken nelerden esinleniyorsun?

Son dönemde benim motivasyonum sosyal medya ve bana gelen mesajlar. Her gün her mesajımı teker teker cevaplıyorum. Hepsi benim için çok önemli çünkü beni farklılaştırdığına inanıyorum. “Revna Hanım ben bunu yaptım ve çok lezzetli oldu” gibi mesajlar beni motive ediyor. Birisi geliyor ve diyor ki: “Ben sizi takip ediyordum ve hiç mutfağa girmezken sizinle birlikte mutfağa girdim, kurabiyenizi yaptım ve çok beğenip sıkça mutfağa girmeye başladım.” ve ben çok mutlu oluyorum.

Benim sayemde biri mutfağa giriyor, bir şeyler deniyor, yapıyor ve sonucunu alıyor, mutlu oluyor…  Gerçekten işte bu benim en büyük motivasyonum. Mesela bana bazı takipçilerim çocuğuna benim tarifim ile pancake ve fıstık ezmesi yaptığını, çocuğunun ne kadar sevdiğini söylüyor. Bu çok güzel bir duygu.

Esinlenme konusuna gelirsek, kesinlikle Pinterest’ten esinleniyorum. Hiçbir şekilde kopya çekmem veya birisinin tarifine sırf bir tarçın ekleyip o benim demem. Tarif ve resimlere bakıp “Ben de bu tarz bir şey yapabilirim.” diye fikir oluşturuyorum.

En sevdiğin ve vücudunda yararlarını hissettiğin super food hangisi?

Ben super food sözcüğünden çok hoşlanmıyorum. Super food’un marketing sözcüğü olduğunu, çok abartılan ve fazla değer verilen bir sektöre dönüştürüldüğünü hissediyorum. Tamamen pazarlama sektörü super food etiketini kullanıyor. Ben o listede olanların hepsini tüketmiyorum, bazıları benim damak zevkime uymayabiliyor.

Sevmediğim ve hoşlanmadığım bir şeyi vücuduma aldığımda bana yararlı olmayacağını düşünüyorum. Ayrıca şu toz çok iyiymiş deyip kendime eziyet edemem, bu toz çok yararlı, şu tozun böyle faydası var diyerek her yiyeceğe ve içeceğe eklenmesinden hoşlanmıyorum ve bunun takıntıya dönüştüğünü düşünüyorum.

“Maydanoz Bey” isimli tarifinden yola çıkarak, green juice içmeyi sevdiğini düşünüyorum. Juice ve smoothie arasındaki farkı bize anlatır mısın? Sence her ikisinin de içeriği nasıl olmalı?

Evet seviyorum. Genellikle smoothie daha yoğun kıvamlı oluyor, juice ise daha az yoğun. Smoothielerin içine yoğurt ya da kefir tarzı şeyler katılabiliyor. Ayrıca muz ve kaju gibi daha yoğun meyve ve kuruyemişler de katılarak kıvam sağlanıyor.

Bizimle kendi beslenme alışkanlıklarını ve rutinlerini paylaşır mısın?

Ben her diyeti denemeye çalışıyorum çünkü insanları anlamaya çalışıyorum. Bunu yaparken, yerken kim nasıl hissediyor, canı ne çeker ve ister diye deniyorum. Bu sayede empati kurabiliyorum. Eğer benim canım bir şey çekerse acaba başkalarının da canı onu çeker mi diye düşünüyorum. Mesela şu an Intermittent Fasting (aralıklı oruç) deniyorum.

Bunun haricinde sabah kalkarım mutlaka kahvemi içerim, fıstık ezmemi yerim, bu ikili ne olursa olsun sabah rutinimdir. Spordan sonra dengeli bir şekilde kahvaltımı yaparım, protein içerdiği için genellikle yumurta yerim ya da birazcık bekleyip bitkisel protein içeren bir salata yerim. 17:00 benim kahve saatimdir ve mutlaka kahvenin yanında kendi yaptığım bir kurabiye ya da protein bar yerim. Akşam öğünü olarak balık olabilir, balık-salata olabilir ya da ev yemeği tarzı bir yemekle sonlandırırım. Bu hep böyle olmuyor dönemden döneme çok değişiyor.

İlginizi çekebilir: Prof. Dr. Metin Özata ile Aralıklı Oruç ve Etkileri

İstanbul’da en çok sevdiğin restoran ve kafe neresi?

D-Gym’in kafesi diyebilirim, zaten seninle görüşmek için de burayı önerdim. Sabah akşam burada yiyebilirim. Menüsündeki her şeyin çok temiz olduğunu biliyorum. Çok sık gitmesem de Havandan’ı çok seviyorum. Birkaç haftadır Bi Nevi Deli’ye sarmış durumdayım. Kahve içmek için hava güzelse Mangerie’den vazgeçemem, arkadaşlarımla da çok gideriz. Cup of Joy’u çok seviyorum, kahvesi çok güzel ve raw barlarını beğeniyorum.

Spora verdiğin önemi seni takip edenler biliyor ve çoğu insanı da teşvik ediyorsun. Spor hayatına nasıl girdi? Hangi tür antrenman ve sporlar yapıyorsun?

Lise zamanlarında da spor yapıyordum, ama asıl Londra’da çok düzenli bir şekilde spor yapmaya başladım. Öncelikle orada hayat seni yürütüyor gibi bir durum var, bunun sebeplerinden biri araba kullanmamak. İnsanların sporu atlamamaları, hep iş çıkışları spora gitmeleri beni de teşvik etti. Ben de bir personal trainer’dan ders almaya başladım ve haftada 2 defa ağırlıklar ile çalışıyordum, daha çok kuvvet antrenmanı yapıyordum diyebiliriz.

İstanbul’da hiç denemediğim bir antrenman türü olduğu için çok farklı geldi ve çok sevdiğimi ve bana çok iyi geldiğini fark ettim. Sonra koşmaya başladım ve koşmak da beni çok iyi hissettirdi ve modumu çok yükseltti. Böylelikle düzenli olarak spora başladım. Hatta yeni favori sporum da yüzme. İnşallah önümüzdeki günlerde Boğaziçi Yüzme Yarışmasına katılacağım.

İlginizi çekebilir: Koşu Koçu Beste Önal’dan İstanbul’un En İyi Koşu Parkurları

Sağlıklı beslenme de her şey gibi takıntı haline gelebiliyor ve bu takıntı kimi zaman yeme bozukluklarına kadar ilerleyebiliyor. Yeme bozuklukları ve sağlıklı beslenme takıntısı hakkında ne düşünüyorsun?

Doğru söylemek gerekirse benim de yeme bozukluğum ve takıntım vardı. Açıkçası bu benim çocukluğumdan gelen bir durumdu. Küçükken kilo vermeye çalışıyordum ve ailem de bunu yeme şunu ye derdi. Yeme bozukluğu birçok insanda var ve genelde psikolojik problemi olan insanlar acısını yemekten çıkartıyor.

Aslına bakıldığında yemek yemek günün büyük bir kısmını kaplıyor zaten bu yüzden de acıyı bastırmak veya akıtmak için kolay bir yol. Bununla beraber aşırı diyetler, kısıtlamalar ve siyah beyaz beslenme şekilleri yeme bozukluğuna sebep olabiliyor. Böyle kısıtlamaların olmasını üzücü buluyorum. Ben de sosyal medyadan olabildiğince yeme bozukluğu olanlara veya takıntı haline getirmiş insanlara destek olmaya çalışıyorum. Kendim de şekerli bir şey yersem göstermeye ve bunu normalleştirmeye çalışıyorum.

İlginizi çekebilir: Ortoreksiya Nervoza: Sağlıklı Beslenmek Takıntı Haline Gelirse

Bir meyve olsan ne olurdun? En sevdiğin ve tükettiğin meyveyi değil, meyvenin karakteristik özellikleri ile kendi karakterini düşünebilirsin.

Nara daha yakın hissediyorum kendimi. Dışarıya karşı sınırlarım vardır ve bazen bu sınırları aşmak herkes için kolay olmaz. Herkese kapımı açmıyorum diyebilirim. Ama içine girince de çok fazla insana yardım etmekten, üretmekten ve çeşitli şeyler yapmaktan çok hoşlanıyorum. Narı açmak zor ama açtığında çok fazla tane çıkıyor.

Bir sebze olsan ne olurdun? En sevdiğin ve tükettiğin sebzeyi değil, meyvenin karakteristik özellikleri ile kendi karakterini düşünebilirsin.

Brokoli olabilir. Öncelikle kendimi benzetiyorum, çünkü saçlarım kıvırcıktır. Karakteristik özelliklerine bakarsak brokoli bütün olarak duruyor ama kırılgan da bir yanı var, kestiğin an kırılabiliyor. Benimde kırılgan bir yanım var diyebilirim. Ayrıca diğer sebzeler ile kıyaslandığında brokolinin tüketimi çok çeşitli. Mesela hem çiğ tüketilebilir hem yemeği yapılabilir. Ben brokoliden ekmek de yapıyorum. Ben de farklı şeyler denemeyi seviyorum.