RÖPORTAJ: ASLIHAN KESİCİ

Geçtiğimiz hafta Klinik Psikolog ve Yeme Bozukluğu Uzmanı Tatiana Bernard ile alandaki kendi deneyimleri, öz güven, beden imajı ve görünmeyen diyet kültürü manipülasyonları hakkında hakkında sohbet ettik. Tatiana’nın öz güven ve beden imajı yorumu beni düşündürmekle beraber yeni bir bakış açısı kazanmama da sebep oldu. Keyifli okumalar!


Kendine kısaca tanıtır mısın?

Aslında kariyer yolculuğum çok karışık. Hep psikoloji okumak istediğimi biliyordum ama ailem destekçi değildi. Dolayısıyla Bilgi Üniversitesinde iki sene Reklamcılık okudum ve okula başlarken bildiğim nokta pekişmiş oldu. O da benim psikoloji okumak istediğimdi ve harekete geçerek Bahçeşehir Üniversitesinin Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünden mezun oldum.

Psikolojiye olan ilgim kendimden geliyor diyebilirim. Yüksek kaygı ve depresyon yaşadığım dönemler oldu. Dolayısıyla bu yola kendimi ve çevremi anlamlandırmak için çıktım ve bir noktada beslenmenin aslında kendime iyi bakmak olduğunu ve bunun iyileştirici gücünü fark ettim.

PDR okurken Institute for Integrative Nutrition’a (IIN) yazıldım. Terapiler dışında ruh sağlığına başka neler iyi gelir diye düşündüm ve Antigravity eğitmenliği aldım. Kendimi her alanda geliştirmek istedim ve beslenme ve psikolojiyi barındıran bir konsantrasyon seçerek yüksek lisansımı University College London’da Yeme Bozuklukları ve Klinik Beslenme üzerine yaptım sonrasında ikinci yüksek lisansımı Kent Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında tamamladım. Yolumun daha yeni başladığına inanıyorum!

Yeme davranış bozukluklarının hem bireysel hem de toplumsal bir yapısı olduğunu düşünüyorum. Diyet kültürü, 0 beden, kıvrımlı beden modası, Barbie bebekler ve Instagram böyle düşünmemi sağlayan etkenler. Senin yorumun nedir?

Yeme bozukluğunu devam ettiren faktör kiloya ve beden şekline çok önem verip anlam bağlamak. Örneğin filmlerde bile beden şeklinin karakter üzerindeki etkisini görebiliriz, fazla kilolu karakterin başrolde yer almaması, daha zayıf olan kızın daha çok sevilmesi ve popüler olması…

Özellikle lise ve üniversite dönemlerini yansıtan filmlerde belirli bir beden var ve o bedene ulaşıldığında karakter görünürlük kazanıyor, sevilmeye ve beğenilmeye başlıyor. İşte bu ‘kendi bedenimle sevilemem ve görünemem’ algısı kronik diyete, depresyona, kaygıya ve travmalara yol açıyor.

Ayrıca bazen fark etmeden aileler de beden imajı ve kilo verme kaynaklı depresyon, kaygı ve travmaları pekiştiriyor. ‘Bu kıyafeti kilo vermeden almayacağım’ diyerek kilo vermeyi bir ödül gibi ulaşılması gereken bir amaç haline getiriyorlar. Bu alanda Türkiye’de çalışanların sayısı çok az ve ailelerin bilinçlenmesi gerekiyor. Plan ve hayallerim arasında ortaokullarda ve liselerde yeme bozukluğu ve dayatılan beden imajı hakkında eğitim vermeyi düşünüyorum.

Duygusal yeme ve yeme bozuklukları arasında nasıl bir fark var?

Duygusal yeme kendi içinde bir yeme bozukluğu değil. Toplumdaki herkes duygusal yemek yiyor. Bu çok doğal çünkü yemek yemek sadece hayatta kalmamızı sağlamaz, haz da verir.  Fakat bunu sürekli yapıyor olmak görünmez bir soruna dönüşebilir.

Yeme bozukluklarının altında yatan ana faktör, bireyin içinde yer aldığı bedenden şiddetli tatminsizlik hissedip kendisine sevgi ve saygısını kaybetmesi. Bu düşünce yapısı ile yeme bozukları belirmeye başlıyor. Halbuki birey kilo vererek bedenini kalıcı olarak sevemez.

İlk alana girdiğinde seni en çok ne şaşırttı?

Herkes mesleğe belli düşünce kalıplarıyla giriyor. Bende diyet kültürünün içinde büyüdüğüm için ‘Belirli bedenler daha sağlıklıdır ve daha güzeldir. Sağlıklı olmak istiyorsak şu besinler iyidir kötüdür’ gibi oturmuş kalıplarım vardı. Bunun gibi kalıpların yanlış olduğunu öğrendim.

Güzellik öğrenilen bir kavram. Ayrıca, ‘Sağlıklıyım çünkü zayıfım’ gibi beni çok üzen bir algı var. Hatta benim de eğimini aldığım IIN besinler hakkında çok katı kurallara sahip. Buna karşılık Health at Every Size (Her bedende sağlık) akımını benimsiyorum.

Yeme atağı yaşamış birinin ertesi gün kendini kısıtlamaması için ona neler önerirsin?

Birey yeme atağını nerede, ne yaparken ve ne zaman yaşıyor gibi sorulara ve öncesine odaklanıyorum. Hangi alanda olursa olsun kısıtlanan nokta gün yüzüne çıkar. Bundan dolayı birey kendini kısıtlarsa yeme isteği artar ve döngü oluşur. Böyle zamanlarda öz şefkat geliştirmek oldukça önemli ve zor.

‘Dışarı çıkmayı hak etmiyorum’, ‘Herkes kilo aldığımı fark edecek’, ‘Neden sürekli aynı noktaya geliyorum’ gibi cümlelerle kendimize kızıyoruz. Önerim iç sesi fark etmek ve onun yerine daha şefkatli bir iç ses koymaya çalışmak olur. “Tamam ben bunu yaşadım çünkü belirli duygularla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum ve arkadaşlarımı görmeyi hak ediyorum” gibi.

Diyalektik Davranış Terapi, bunun gibi zamanlarda içimizden ne geliyorsa bunun tam tersini yapmamızı söyler. Mesela atak geçirdiğim için mutsuzum ve içimden kendimi izole edip bütün gün kısıtlamak geliyorsa, bunun tam tersi arkadaşlarımla görüşüp bir öz şefkat olarak bedenimi beslemeliyim. Farklı davranarak farklı düşünebilir, farklı hissedebilir ve döngünün içerisinden çıkabiliriz.

Öz güven ve beden imajı arasındaki farklılık ve benzerlikler neler?

İki kavramda bağlantılı. Birey olarak bizi oluşturan çeşitli katmanlar var ve kendimizi değerlendirirken birçok kritere göre değerlendiriyoruz. Beden imajında kendimi nasıl değerlendirdiğim önemli. Kimi için sosyal olmak kimi için hobiler önemlidir. Bunlardan biri de beden imajı. Ben öz değerimde bedenime ne kadar çok yer veriyorsam öz güvenim bedenimden o derecede etkilenir.

%80 bedenim bir kriterse o zaman öz güvenim bedenimden oldukça fazla etkilenir. Tersten gidersek öz güveni düşük biri diyet kültüründen daha çok manipüle olur. Birey olarak önce kendimizi kucaklayıp sevmeliyiz ve sadece beden olarak bakmamalıyız. Kendimizi sevmek bizi diyet kültürünün piyon olarak kullanmasını durdurur. Bu noktada konu bireysellikten kitlesel bir duruma dönüşüyor ve toplumsal eşitliği etkileyen bir hal alabiliyor.

Bir meyve olsan ne olurdun?

Kivi. Kabuğu tüylü olduğu için çekici bir tarafı pek yok. Dışardan bende soğuk gözükürüm ve kabuğum soyulduktan sonra yumuşarım. Utangaç biri olduğum için kabuklu ve içi sulu bir meyve olurdum.

Aslıhan Kesici

Aslıhan, Enka Lisesi'nde 2 yıllık International Baccalaureate Programı'nı tamamladı. George Washington Üniversitesi’nden mayıs ayında çift ana dal yaparak Siyaset Bilimi ve Psikoloji bölümlerinden mezun oldu. Şu anda klinik psikoloji stajlarına devam ediyor ve Live To Bloom için içerik üretiyor. Özellikle çocuk ve ergen psikolojisi üzerine uzmanlaşmak istiyor....

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP