Sağlıklı beslenme konusunda çoğumuzun kafası epey karışık. Alkali, ketojenik, Akdeniz, Ayurvedik ve daha pek çok beslenme biçimine baktığımızda her birinin farklı ve birbirinden detaylı bir öneri listesi var. İçinden birini seçmek ve tutarlı bir biçimde onu hayat tarzı haline dönüştürmek göründüğü kadar kolay değil.

Üstelik sağlıklı beslenme, aslında sabah uyanır uyanmaz bir bardak su içmek kadar doğal bir seçimken bugünkü bilgi bombardımanının ve hatta bilgi kirliliğinin yarattığı enkaz altında ne yazık ki marjinal bir tercih olarak algılanır oldu.

Öyle bir noktaya geldik ki iyi beslenme düzenine sahip olmak istemek artık neredeyse tek başına bir stres unsuru haline geldi. Fakat haberler iyi; spiriluna, maca tozu, bentonit kili ya da buğday çimi tüketmeden de sağlıklı beslenmek mümkün.

Sağlıklı beslenmeye karar verip de kocaman karmaşık bir tabloyla karşılaşan ve nereden başlayacağını bilemeyenler için, sağlıklı beslenme düzenine geçerken uygulayabileceğiniz ve bu düzene geçişinizi kolaylaştıracak temel birkaç ipucu paylaşacağım.

Bu ipuçlarını uyguladığınızda belki yüzde yüz sağlıklı besleniyorum demeyebilirsiniz. Fakat sağlıklı beslenmeye geçiş evresinde zorluk çekmeden ve büyük radikal değişikliklere gitmeden eski alışkanlıklarınızı sorgulamaya başlayabilirsiniz. Bu da güzel bir dönüşümün işareti olabilir.

1. Sofra şekerinin yerine organik Hindistan cevizi şekeri tüketmek

En önemli meselelerden birisi elbette şekeri kesmek. Fakat bu birçok insan için imkansıza yakın görünebilir. “İmkansız!” diyerek marketten sofra şekeri almaya devam etmek yerine bizi sofra şekeri gibi zehirlemeyecek sağlıklı bir alternatife yönelmek daha mantıklı.

Ekonomik olarak Hindistan cevizi şekeri, rafine şekerle aynı fiyata denk değil. Fakat bu aynı zamanda iyi haber. Çünkü evinize bir defa, zahmet edip o taa uzaktaki büyük marketten aldığınız organik Hindistan cevizi şekeri girdiğinde elinizi korkak alıştırmaya başlıyorsunuz.

Ve belki de aklınıza şu soru geliyor: “Eğer rafine sofra şekerine erişmek de bu kadar zahmetli ve pahalı olsaydı o zaman yine bol bol tüketmeyi tercih eder miydim? Yoksa rafine şekeri tüketiyor oluşumun onun ucuz ve kolayca erişilebilir olmasıyla bir ilgisi var mı?”

Buna benzer bir eleştirel bakış açısı içinizde uyanmaya başladıysa sevinebiliriz. Artık kolaya, hazır keke ve paket içerisindeki daha nice gıdaya aynı eleştirel bakışla yaklaşmaya başlayıp onlardan giderek uzaklaşacağınız günler yakın.

2. Sağlıksız yağlar yerine iyi yağlar tüketmek

Sadeyağ, zeytinyağı ve Hindistan cevizi yağına sofranızda daha çok yer açın.

Ayrıca, yemeği pişirirken yağ miktarını en başta çok sınırlı tutup esas miktarı yemek piştikten ve hafifçe soğuduktan sonra eklemeyi hem yağın içindeki faydalı maddeleri kaybetmemek için hem de ekstra lezzet için tercih edebilirsiniz.

3. Yeşillikle dengeyi kurmak

Başlangıçta kendinize şöyle bir prensip edinebilirsiniz: Tabağımın yarısını yeşile boyayacağım.

Diğer yarısında et, hamburger, pizza, pilav ya da sevdiğiniz herhangi bir yemek bile olabilir. Ne de olsa daha yolun başındasınız. Ama tabağınızın yarısında tamamen yeşillik görmelisiniz. Yeşil bir salata, bol roka, kuzu kulağı, maydanoz, kale, bebek ıspanak ya da hangi yeşilliği seviyorsanız o olabilir. Bu sayede, yediğiniz asidik gıdaları dengelemesi için vücudunuza canlı besinleri sunarak kolaylık sağlamış olacaksanız.

İlerleyen zamanlarda yeşillik oranını ¾’e çıkarabilirsiniz. Ayrıca pilav yemeden duramayan biriyseniz pilavınızın porsiyonunu yarıya düşürerek küçük küçük doğradığınız yeşillik ilavesiyle pilavınızı çoğaltabilirsiniz.

4. Doğal probiyotiklerden destek almak

İlla kombucha ya da kefir tüketmek şart değil. Kefirin tadını sevmiyor olabilirsiniz ya da kombucha’ya erişmek size zor geliyor olabilir.

O zaman doğal ev yoğurdu veya ev yapımı fermente turşuları günlük beslenme düzeninize ekleyerek hiç zorlanmadan probiyotik ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Nasıl beslenirseniz beslenin, probiyotik gıdaları tüketmek çok kritik çünkü ne yediğinizden çok ne sindirebildiğiniz daha önemli.

5. Bol su içmek

Bu sanırım sürpriz bir madde değil. Fakat çok su içmenin mide bulandırdığı için ya da unutulduğu için pek çok insana zor geldiğini biliyorum.

Bu engeli aşmak için kendi yönteminizi araştırabilirsiniz. Örneğin, her gün 1 litrelik bir sürahiyi 2-3 kez bitirip tekrar doldurarak ne kadar su içtiğinizin takibini yapabilirsiniz. Telefonunuza su içmeyi hatırlatan uygulamalardan indirebilirsiniz.

Suyunuzun içine ilaçsız, doğal olduğundan emin olduğunuz meyveleri dilimleyip suyunuzu tatlandırabilirsiniz. En azından sabah uyanır uyanmaz ve akşam yatmadan önce büyük bir bardak su içmeyi tıpkı diş fırçalamak gibi temel bir alışkanlık haline getirebilirsiniz.

Ayrıca az billinen bir nokta da şu; bazen bünyemiz susuzluğu açlıkla karıştırabiliyor. Siz kendinizi aç zannediyorsunuz ama aslında sadece susuzsunuz. Gidip bir bardak su için ve bekleyin. Büyük bir ihtimalle açlığınız yatışacak.

Not: Kahvenin yanında içeceğiniz kocaman bir bardak su, vücudu tekrar dengeye sokmak ve kahvenin yarattığı asidik ortamın etkilerini hafifletmek için önemli.

6. Kırmızı et tüketimini sınırlandırmak, balık ve sebzeyi daha çok tüketmek

Benim düzenim, haftada 1 gün kırmızı et, 2 gün balık ve diğer günler sebze tüketmek şeklinde. Herkesin düzeni birbirinden farklı olabilir. Ancak kırmızı etin fazlasının sindirim sistemi için hiç de iyi olmadığını söyleyebilirim. Bu konuyu kendiniz de araştırabilir ve size doğru gelen ölçüyü tercih edebilirsiniz.

7. Yiyecekleri pişirme ısısını düşük tutmak

Uzun süre ve yüksek ısıda pişen gıdaların ve yağın ortaya çıkardığı kanserojen maddeleri istemiyorsak yiyecekleri düşük ısıda pişirmeye özen göstermek gerekiyor. Ben genelde pişireceğim yemeğe ve süreye göre fırında 120-170 derece aralığını, ocakta da kısık ateşte pişirmeyi tercih ediyorum.

8. Paketli gıdalardan uzak durmak, kendi yiyeceğinizi hazırlamak

Bunu yapabildiğinizde zaten kendinizi çok büyük bir toksin yükünden kurtarmış oluyorsunuz.

Sevdiğiniz krakerleri, kekleri, hatta cipsleri kendiniz yapmayı deneyin. İnternette en iyi aşçıların yüzlerce tarifi var. Göreceksiniz, kendi yaptığınız abur cuburlar, en iyi markanın paketli yiyeceğinden bile lezzetli gelmeye başlayacak. Çünkü yüzde yüz gerçek gıdalar kullanarak yapıyorsunuz!

Giderek size eskisi gibi tat vermeyen paketli gıdalara bu sayede elveda diyebilirsiniz.

Bu listeye onlarca madde daha eklemek mümkün!

Düzenli kemik suyu tüketmek, ekmek tüketmemek, bitki çayı içmek, sebze suyu içmek, vücudunuzda eksik olan vitaminler için doktorunuzun önerdiği takviyeleri kullanmak ve akşam saat 7’den sonra hiçbir şey yememek gibi. Fakat ben, yolun başındayken hayatımda sadece bu değişiklikleri yaptığımda, omzumda “Yüzde yüz sağlıklı beslenmek zorundayım!” yükünü hissetmeden, yavaş yavaş yol kat etmeye başlamıştım.

Sağlıklı beslenmenin detaylarına inmeden önce siz de bu maddeleri bebek adımlarla birer birer izleyebilir, sağlıklı beslenmeye kendinizi fazla zorlamadan başlamayı tercih edebilirsiniz.

“Hiçbir şey zor değildir, yeter ki onu ufak parçalara ayırmasını bilelim!”

İlginizi çekebilir!