YAZAN: ALEYNA TEPE İPER

İlişkiler söz konusu olduğunda, büyük kavgalar, dramatik kopuşlar ya da tek bir hata düşündüğümüz kadar belirleyici olmayabiliyor. Aksine, çoğu zaman ilişkiyi şekillendiren şey, çiftlerin günlük hayat içinde birbirleriyle nasıl temas kurdukları oluyor. Sabah evden çıkarken kurulan kısa bir cümle, gün sonunda paylaşılan birkaç dakika ya da birlikte geçirilen kısa ama farkındalıklı anlar… Modern hayatın temposunda birçoğumuzun günleri oldukça yoğun geçiyor. Sabah aceleyle çıkıyoruz, akşam yorgun dönüyoruz; partnerimizle konuşmalarımız bile bazen yapılacaklar listesine dönüşebiliyor. Bu da ilişkilerde yakınlığı bilinçli olarak beslemeyi her zamankinden daha önemli hale getiriyor. İlişkiyi güçlü tutan şey büyük romantik jestler değil, tekrarlanan küçük temaslar. Uzun yıllardır ilişkiler üzerine araştırmalar yürüten Dr. John Gottman da bunu vurguluyor. Gottman’a göre sağlıklı bir ilişki için gereken şey bazen sanıldığından çok daha basit: haftada yalnızca 6 saat bilinçli yakınlık!


Dr. John Gottman’ın haftada 6 saat teorisi nasıl çalışıyor?

İlişkiler üzerine yapılan araştırmalarda Dr. John Gottman, alanın en önemli isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ekibiyle birlikte yaklaşık kırk yıl boyunca binlerce çifti gözlemleyen Gottman, ilişkilerin zaman içinde nasıl güçlendiğini ve hangi alışkanlıkların çiftleri birbirinden uzaklaştırdığını inceleyen kapsamlı çalışmalar yürüttü. Araştırmaları özellikle çiftlerin birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarına odaklanıyor. Çiftlerin birbirlerine nasıl baktıkları, stres anlarında nasıl tepki verdikleri, küçük duygusal ihtiyaçları nasıl karşıladıkları ya da günlük hayat akışında birbirlerine ne kadar yöneldikleri gibi detaylar, yıllar süren araştırmalarının konusu oluyor.

Gottman, sağlıklı ilişkileri ayakta tutan şeyin çoğu zaman büyük romantik jestler ya da kusursuz iletişim değil, günlük hayatın içine yayılan küçük ama tutarlı bağlantı anları olduğunu belirtiyor. Zaten “6 Saat Teorisi” de bu fikre dayanıyor. Teoriye göre ilişkiler, haftaya yayılan kısa ama bilinçli temaslardan besleniyor. Sabah işe gitmeden önce birkaç dakika, gün sonunda kısa bir sohbet, fiziksel yakınlık, takdir göstermek ya da birlikteyken dikkat kesilmek ilişkinin duygusal bağını düşündüğümüzden çok daha fazla etkiliyor. Gottman’ın bahsettiği bu altı saat, kesintisiz geçirilen uzun bir zamandan ziyade, günlük hayatın içine yayılan küçük ritüellerin birleşiminden oluşuyor. Bu yüzden teori aslında ilişkiler için “daha fazla zaman yaratmaktan” çok, var olan zamanın içinde birbirine daha bilinçli şekilde yönelmeyi öneriyor. Bu önerisini ise “bids for connection”, Türkçe çevirisiyle “bağlantı teklifleri”, kavramıyla açıklıyor.

“Bids for connection” yani partnerlerin gün içinde kurmaya çalıştığı küçük bağlantı girişimleri… Anlatılan kısa bir hikaye, paylaşılan bir detay, “bugün biraz yoruldum” gibi sıradan görünen bir cümle ya da yalnızca göz teması kurma isteği bile olabiliyor. Gottman’ın altı yıl süren araştırmasına göre, birliktelikleri sağlıklı şekilde devam eden çiftler bu tekliflere (bids for connection) %86 oranında karşılık verirken, ilişkileri son bulan çiftlerde bu oran yalnızca %33 olarak ölçülüyor. Gottman, ilişkileri kusursuz hale getirmekten ziyade, günlük hayat içinde daha dikkatli, ilgili ve bağlantıda kalarak yalnızca 6 saatlik bilinçli yakınlıkla bile sağlıklı ilişkilerin sürdürülebileceğini vurguluyor.

Gottman’ın önerdiği 6 saat neleri kapsıyor?

Gottman’ın “6 Saat Teorisi”nin en dikkat çekici taraflarından biri, aslında oldukça uygulanabilir olması; çünkü burada bahsedilen büyük değişimler ya da kusursuz bir ilişki rutini değil, günlük hayatın içine yayılan küçük ama bilinçli temaslar. Bu temasların her biri ilişkinin farklı bir ihtiyacını besliyor. Güven duygusunu güçlendiriyor, duygusal bağı canlı tutuyor ve çiftlerin yoğun hayat temposu içinde birbirlerini kaybetmeden bağlantıda kalmalarına yardımcı oluyor.

Vedalaşmalar

Haftada 10 dakika · Günde 2 dakika × 5
Gottman’a göre sağlıklı ilişkilerde çiftler, güne birbirlerinin hayatına küçük de olsa temas ederek başlıyor. Bunlar çoğu zaman gün içindeki önemli bir toplantıyı sormak, bazen doktor randevusunu hatırlatmak ya da yalnızca “Bugün nasıl hissediyorsun?” demek kadar basit temaslar olabiliyor. İlk bakışta oldukça sıradan görünen bu kısa konuşmalar, aslında partnerimize onu önemsediğimize dair güçlü bir mesaj bırakıyor. Üstelik duygusal olarak birbirinin gününe eşlik edebilmek yalnızca değerli hissettirmiyor; Gottman’ın araştırmaları, bu alışkanlığın çiftlerin günlük stresle başa çıkma kapasitesini artırdığını da gösteriyor.

Buluşmalar

Haftada 1 saat 40 dakika · Günde 20 dakika × 5
Yoğun bir günün ardından yeniden bir araya gelmek, ilişkilerde düşündüğümüzden çok daha önemli bir temas alanı yaratıyor. Bu yüzden Gottman, partnerlerin gün sonunda birbirlerine “odaklı” zaman ayırmasını öneriyor. Hatta bu buluşmayla birlikte, en az altı saniyelik bir sarılma ya da öpücüğün güçlü bir etkisi olabileceğini de belirtiyor. Bu fiziksel temasın ardından gelen kısa sohbet, ilişkinin duygusal yükünü hafifletmeye yardımcı oluyor. Fakat burada amaç ilişki problemlerini çözmek değil; dolayısıyla sohbetin daha çok deneyimleri paylaşmak ve birlikte “biz alanı” yaratabilmek üzerine olması öneriliyor.

Takdir

Haftada 35 dakika · Günde 5 dakika × 7
Uzun ilişkilerde zamanla görünmez hale gelen şeylerden biri de takdir duygusu olabiliyor. Gottman ise, ilişkilerde yakınlığı korumanın en önemli yollarından birinin, partnerlerin olumlu yönlerini bilinçli şekilde görmeye devam etmek olduğunu söylüyor. Bu yüzden önerdiği pratiklerden biri partnerinizde takdir ettiğiniz şeyleri not etmek; her gün partnerinizde fark ettiğiniz küçük bir şeyi yazmak ve bunu onun bir özelliğiyle ilişkilendirmek… “Bugün ne kadar sabırlı olduğunu fark ettim” ya da “Yanımda olduğunda kendimi daha sakin hissediyorum” gibi cümleler, zamanla zihnin odağını eksik olandan uzaklaştırıp olumlu taraflara yönlendirmeye başlıyor.

Sevgi gösterisi

Haftada 35 dakika · Günde 5 dakika × 7
Sarılmak, el ele tutuşmak ya da uyumadan önce kısa bir fiziksel temas kurmak… Gottman’a göre bunlar yalnızca romantik detaylar değil; aynı zamanda ilişkiyi duygusal olarak düzenleyen küçük güven anları. Beden teması, gün boyunca biriken stresin sinir sistemi üzerindeki etkisini hafifletmeye yardımcı oluyor. Özellikle sarılma gibi temaslar sırasında salgılanan oksitosin hormonu, kendimizi daha sakin, daha bağlı ve daha güvende hissetmemizi destekliyor. Bu yüzden Gottman, küçük sevgi gösterilerini ilişkinin “duygusal bakım” alanlarından biri olarak değerlendiriyor.

Randevu gecesi

Haftada 1 kez · 2 saat
Çiftler zamanla aynı hayatı yöneten iki kişiye dönüşebiliyor. İş, sorumluluklar ve günlük hayatın temposu içinde ilişki bazen yalnızca planların konuşulduğu bir alan halini alıyor. Bu yüzden Gottman, haftada yalnızca birkaç saatlik “biz zamanı” yaratmanın önemini vurguluyor. Burada önemli olan planın kendisinden ziyade, birlikteyken gerçekten birbirine odaklanabilmek. Telefonsuz bir akşam yemeği, birlikte yürüyüş yapmak ya da uzun zamandır konuşulmayan şeyleri konuşmak bile olabilir… Bu pratikte Gottman özellikle açık uçlu sorular sormayı öneriyor. “Günün nasıl geçti?” yerine “Son zamanlarda seni en çok ne heyecanlandırıyor?” gibi sorular, partnerler arasında merak duygusunu besliyor ve dikkatle geçirilen zamanlar yaratıyor.

İlişki durumu toplantısı

Haftada 1 kez · 1 saat
Çoğu zaman çiftler problemleri yalnızca tartışma sırasında konuşuyor. Bu da zamanla iletişimin savunma, geri çekilme ve suçlama döngüsüne girmesine neden olabiliyor. Gottman ise bunun yerine, haftada bir kez yalnızca ilişkiyi konuşmak için güvenli bir alan yaratmayı öneriyor. Bu konuşmalarda amaç haklı çıkmak değil, birbirini anlamaya çalışmak. Önce o hafta iyi hissettiren şeyleri konuşmak, ardından birbirine teşekkür etmek ve son olarak ihtiyaçları ya da kırgınlıkları paylaşmak… Gottman, burada özellikle “ben dili” kullanmanın önemini vurguluyor:

“Son zamanlarda sana biraz uzak hissediyorum.”
“Bu konuda desteğine ihtiyaç duyuyorum.”
“Şu davranış beni kırdı.”

Böylece konuşma suçlamadan çok duyguyu ifade etmeye dayanıyor ve problemleri birbirinden uzaklaşmadan konuşabilmek mümkün hale geliyor.



Aleyna Tepe İper

1997 yılında İstanbul’da doğan Aleyna, Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, insanı anlama tutkusunu pazarlama, marka yönetimi, yazarlık ve içerik üretimi gibi yaratıcı alanlara taşıdı. Bugün psikoloji bilgisini yaratıcı üretim süreçleriyle harmanlayarak, marka ve içerik yöneticisi olarak çalışıyor. Aynı zamanda yazıları aracılığıyla ilham vermeye, deneyimlerini paylaşmaya ve keşfetmeye devam...



BLOOM SHOP