Başarılarını ve yeteneklerini küçümseyen, yaptıkları bir işle ilgili yapılan övgüleri kabul etmekte zorlanan insanların genellikle kibar ve mütevazı olduğunu düşünürüz. Peki bu başarıyı sahiplenememe tutumu gerçekten mütevazılık mı? Şaşırtıcı görünebilir ancak fazla tevazu göstermek pozitif bir davranış gibi algılansa da bazı durumlarda sahtekar sendromu (imposter sendromu) ile ilişkili olabiliyor! 

Sahtekar sendromu ne anlama geliyor? 

Bazı kişiler kendi becerilerine yeterince güvenmez ve çevreleri tarafından takdir gördüklerinde bu başarı durumunun sahte olduğunu düşünürler. Bu durum, sahtekar sendromu olarak adlandırılır. Sahtekar sendromunda kişi başkalarını bir başarı görüntüsü ile kandırıyormuş gibi hisseder ve her anını aslında başarılı olmadığının açığa çıkmasından korkarak yaşar.

Bu sendromda iç ses; övgü, taktir ya da nesnel başarı göstergelerine (sınav sonucu, performans değerlendirmesi) karşı bir çeşit duvar gibidir. Kişi belli konularda becerikli olduğuna, olumlu özelliklerine, güçlü yönlerine, çalışkan ve bilgi sahibi olduğuna inanmakta zorlanır. İnsanlardan gelen övgüleri kabul etmek onun için zorlayıcıdır. İçerideki ses gelen övgülere karşı bahaneler üretmekte ustalaşmıştır. Çünkü kişi, şans ya da başka birtakım faktörlerin kendisine yardım ettiğini düşünmektedir.

Örneğin, pozisyonunda yükselen bir araştırmacı, çalışkanlığı sebebiyle değil de diğer adayların pozisyona uygun olmaması nedeniyle kendisinin bir üst mevkiye seçildiğini düşünebilir. Bu durumda, bir gün “foyasının ortaya çıkacağına” ve aslında sanıldığı gibi yeterli, bilgili veya yetkin biri olunmadığının anlaşılacağına inanır. Bir hata yapması durumunda ise sebep kendisinden bağımsız koşullar olsa bile bu hatayı tamamen kendisine mal eder. 

Araştırmalara göre sahtekar sendromunun kendisi veya yukarıda bahsedilen semptomlarından bir kısmı, Amerika’daki popülasyonun yüzde 70’inde görülüyor. Bu durumu en çok altta yatan kaygı, mükemmeliyetçilik ve kendinden şüphe etme gibi durumlar besliyor.

Sahtekar sendromu tanımından ilk kez söz eden Psikolog Pauline Rose Clance, danışanları arasında birçok öğrencinin aldığı iyi notu hak etmediğini düşündüğünü, hatta bazılarının üniversiteye yanlışlıkla kabul edildiğine inandığını söylüyor. Ayrıca istatistikler, kadınların erkeklere göre daha fazla sahtekar sendromu ile mücadele ettiğine de işaret ediyor. 

İlginizi çekebilir: Psikolog Açıklıyor: Özgüven Eksikliğini Aşmanın Yolları

Sahtekar sendromunda mükemmeliyetçilik algısı

Henüz konuyla ilgili yapılmış çalışmalar sayıca az olsa da bu sendromu besleyen kaynaklardan biri de mükemmeliyetçilik. Bu durumda, başkalarının bizden en iyi olmamızı beklediğini zannedip mükemmel olmadığımız için suçlu hisseder ve bir sahtekarlık psikolojisine kapılırız. Ancak gerçek şu ki kimsenin bizden böyle bir beklentisi yok. 

Bu sendromu yaşıyorsanız geçmişte aile veya okul deneyimlerinizden, takdir görmek için mükemmel olmak gerektiğini öğrenmiş olabilirsiniz. Dolayısıyla yetişkinliğinizde takdir aldığınızda, fark etmeseniz de mükemmel olduğunuz zannedildi diye düşünüyor olabilirsiniz. Durum buysa, bu düşünceye aslında mükemmel olmamanın, hatalar yapan, başarısızlıkları olan biri olmanın suçluluğu eklenebilir.

Ancak hata ve başarısızlıklar tüm insanlığa özgüdür ve insanlar birbirlerini yalnızca mükemmel oldukları için takdir etmezler. Hakkıyla yerine getirilen, hatta içinde bazı hataların da olabildiği işler de takdiri hak ederler. Ve böyle işler de hedefe ulaştığı sürece, başarılı olmuş olurlar. 

İlginizi çekebilir: Mükemmeliyetçilik Bizi “Mükemmele” Götürür Mü?

Sahtekar sendromu ile başa çıkmanın yolları

Etiketleyin

Öncelikle, artık bu yaşadığınız gerçekdışı korkuların bir adı olduğunu, bunu birçok kişinin yaşadığını biliyorsunuz. Dolayısıyla “İşten kovulmak üzereyim.”, “Gerçekte yetersiz olduğum anlaşılmak üzere.” gibi düşünceler objektif sebeplere dayanmadığı halde zihninizde uçuşmaya başlıyorsa, o zaman bu durumu isimlendirerek etiketleyin: Bunun adı sahtekar sendromu ve sizin gerçekteki yeterliliğinizle bir ilgisi yok.

Bahsettiğimiz gibi, sahtekar sendromundaki yetersizlik inancı gerçeği yansıtmayan bir inançtır. Güvenilir makamlar ve otoritelerce onaylanmış yüksek başarıya sahip isimlerin dahi sahtekar sendromunu yaşayabildiğini görmekteyiz. Örneğin Yazar Maya Angelou, ününe ve kazandığı önemli ödüllere rağmen insanlara oyun oynadığı ve bunun fark edileceği hissine sahip olduğunu açıklamış. Albert Einstein bile ortaya koyduklarının, hak ettiğinden çok daha fazla ilgi gördüğüne inanmış ve kendisi için şu ifadeyi uygun görmüş: “Involuntary Swindler.” yani “istemeksizin hile yapan”.

Dolayısıyla son derece yeterli, bilgili, başarılı, hatta üstün zekalı veya çeşitli ödüller almış birisi olsanız dahi yaşanabilen bir şey olan bu sendrom, yeterli ya da yetersiz olmaktan tamamen bağımsız.

Kağıda dökün

Kendinizi ikna etmek zor gelebilir, böyle durumlarda hataların ve iyi giden işlerin gerçekten kimin ve neyin sayesinde olduğuna dair bir çizelge oluşturmayı deneyebilirsiniz. Zihinde uçuşan düşünceler yerine kağıt üzerinde somut olarak var olan bilgi daha inanılır gelecektir. 

Kendimizi değerlendirirken genelde objektif olmayız. Çizelgeyi oluştururken bu gerçeği kendinize hatırlatarak, objektif veriler üzerinden hareket etmeye gayret edebilirsiniz. Bu noktada, insanların geri bildirimleri de güvenilir kaynaklar olabilir. 

Paylaşın

Sakladığınız yetersizlik hislerini insanlarla paylaşmayı da deneyebilirsiniz. Böylece başkalarının bu sendromu yaşayabildiğini fark edip durumu normalleştirmiş olursunuz. 

Geri bildirimlere güvenin

Zor olsa da aldığınız pozitif geri bildirimlere inanmayı deneyebilirsiniz. Övgü aldığınız sırada aklınıza gelen, size o övgüyü kabul ettirmeyen düşüncelerin de sahtekar sendromundan kaynaklandığını kendinize hatırlatmak yardımcı olacaktır. 

Son olarak, burada amaç elbette gerçeği yansıtmayan bir yüreklendirmeye kapılmak değil. Eğer yetersiz olduğunuz alanlar varsa bunu da kabul etmeniz ve bununla ilgili size görevler verildiğinde bunun için henüz hazır olmadığınızı söyleyebilmeniz ve belki önce kendinizi o alanda geliştirmeye çalışmanız gerekebilir. Ancak kendini geliştirme ihtiyacının gerçekten yeterli olmamaktan mı yoksa gerçeği yansıtmayan yetersizlik hissinden mi kaynaklandığını tespit etmek son derece önemlidir.

Kaynak:

Clance, P. R., & Imes, S. A. (1978). The imposter phenomenon in high achieving women: Dynamics and therapeutic intervention. Psychotherapy: Theory, Research & Practice, 15(3), 241.

Sakulku, J. (2011). The impostor phenomenon. The Journal of Behavioral Science, 6(1), 75-97.



Live to Bloom

Daha iyi bir seçim yaptık ve yaşama çiçek açtık!...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP