YAZAN: DİLAN GÜNAÇTI

Yaz mevsiminin gelişi birçoğumuz için tatilin habercisi niteliğinde. Kimimiz yılın en sevdiği zamanını deniz, güneş ve biraz huzurla geçirmeyi planlıyor; kimilerimiz ise uzun ve yoğun bir çalışma döneminin ardından dört gözle planladığı bir seyahat için geri sayıyor. Keşif rotalarımızı oluşturuyor, tatmak istediğimiz lezzetleri belirliyor ve yıl boyunca biriktirdiğimiz yüklerden kurtulmayı planlıyoruz. Fakat atladığımız bir şey daha var. Bu yolculukta zihnimiz de bizimle birlikte geliyor. Kaçmaya çalıştığımız sorumlulukları, kaygıları ve negatif düşünceleri yanımızda taşımadan tatile çıkmak ne kadar mümkün? 


Gelecekte mi yaşıyoruz?

Çok beğenerek aldığımız bir kıyafeti doğru an için saklamak, haftada bir gün kendimizi tatlı ile ödüllendirmek veya evimizi istediğimiz gibi dekore etmek için taşınmayı beklemek… Bunlar genellikle bize çok da uzak davranışlar değil. Üstelik kötü bir niyet de taşımıyorlar. Aldığımız yeni bir kıyafeti özel bir günde giymek isteyebiliriz, sağlığımıza dikkat etmek için iştahımızı biraz sınırlarız ya da gelecekteki hedeflerimizi gerçekleştirebilmek adına bugün gereksiz harcamalardan kaçınırız. İlk bakışta oldukça mantıklı görünen bu davranışların ortak bir noktası vardır. Bu durumlarda zihnimiz, içinde bulunduğu anda değil, henüz gerçekleşmemiş bir gelecekte yaşamaya başlar.

Hayal kurmak tabii ki çok güzel bir his. Fakat bu hayalleri kurarken bazı senaryolara o kadar odaklanıyoruz ki, bugünümüzü değersizleştirdiğimizin farkında bile olmuyoruz. Böylece bazı deneyimlerin peşinde koşarken, şu an yaşadığımız hayatın güzelliklerini ertelemeye başlıyoruz. 

Gelecekteki bir beklentiye tutunmak

Bir seyahate çıkmanın en keyifli süreçlerinden biri onu planlamaktır. Önümüzde kesin bir tarih, belirli bir destinasyon ve bize eşlik edecek sevdiğimiz insanlar da varsa; o vakit gelene kadar günlerimiz bir geri sayıma dönüşebiliyor. Bu geri sayım bize tatlı bir heyecan, belki de her gün yataktan kalkmak ve güne atılmak için bir sebep veriyor. Fakat az önce verdiğimiz örneklerde olduğu gibi, bu olumlu duygular ile birlikte bazen odağımızı gelecekteki bir ana sabitleyebiliyoruz. 

İstemsiz olarak yaptığımız bu davranış nedeniyle, yaşayacağımız deneyimler ve biriktireceğimiz anılar zamanla bugünümüzün önüne geçiyor. Geleceğe bir kurtarıcı gözüyle bakmak; bizi günden güne yaşadığımız negatif duygulardan sıyıracak, bize yeni bir kimlik ve anlam kazandıracak bir beklentiye tutunmaya benziyor. Beklenen gün gelip çattığında ise fark ediyoruz ki, biz başka bir insana dönüşmüyoruz. Her gün nasılsak; bu hisler, kaygılar ve düşünceler de bizimle birlikte geliyor. 

Mevcudiyetin formülü

Bir deneyimi yaşarken beş duyu organımızı kullanırız. Bulunduğumuz ortamı inceler, çevremizdeki sesleri birleştirir, aşina olmadığımız kokuları alırız. Dış dünyadan aldığımız tüm bu veriler birleşerek içinde bulunduğumuz eşsiz anı yaratır. Şimdiki anın formülündeki değişkenler sürekli değişir. Bu da yaşadığımız her deneyimi benzersiz kılar. Tüm bunları fark edebilmek ve bir anı olarak kodlayabilmek içinse mevcut olmamız gerekir. Geçmişteki bir durum veya gelecekle ilgili beklenti ve kaygılarla gölgelenen bir zihnin algıları kapalı olacaktır. Bu da görüp, işitip, koklayıp gerçekten hissedememek anlamına gelir.

Mevcudiyet, her şeyden önce bir alışkanlıktır. Tüm hayatımızı geleceğe odaklanarak yaşarken, birden şimdiki anın tadını çıkaran bir versiyonumuza dönüşemeyiz. Çünkü zihnimiz bu şekilde çalışmaya alışmamıştır. 

Kaçış değil, hayatın kendisi

Tatili bir kaçış olarak gördüğümüzde, zihnimizin günlük kargaşasından da bir tatile çıkacağımızı düşünürüz. Yeni bir lokasyonla birlikte yeni bir sayfa açmayı umarız. Fakat gerçeğin böyle olmadığını gördüğümüzde hayal kırıklığına uğramamak elde değildir. 

Aslında bu ne bilinçli olarak yaptığımız bir şey ne de bizim suçumuz. Zihnimizin yıllardır çalıştığı halini bir anda değiştiremeyiz. Ama kazanmaya çalıştığımız bu bakış açısını hayatımızın geneline yayabiliriz. Böylece yalnızca seyahatlerimizi değil, her deneyimi olduğu haliyle kabul eder, onlara kendi yüklerimizi taşımadan yaklaşabiliriz. 

Zihnin geleceğe kaçtığını fark etmek

Kendimizi bir sonraki hafta sonunu, tatili veya bir hayali düşünürken bulduğumuzda, o hislere kapılıp gitmek yerine heyecanımızı fark edip yine de zihnimizi bulunduğumuz ana geri getirebiliriz. “Şu anda burada olan ne?” diye sorabilir veya bir mindfulness pratiği olarak şu an gördüğümüz, duyduğumuz ve kokladığımız beş farklı şeyi sayabiliriz. Burada önemli olan geleceğe dair bir heyecan veya merak duymamak değil, bunun bizi ele geçirmesine izin vermemektir.

Beklediğimiz heyecanları bugüne taşımak

Beklentiler büyüdükçe, onların etrafındaki duygu yoğunluğu da artacaktır. Bu da bizim bir duruma karşı olan esnekliğimizi azaltır ve olanı kabul etmemizi zorlaştırır. Hayattan keyif almak için sürekli bir dönüm noktasını beklemek yerine, her günümüzü daha keyifli geçirmek adına ufak şeyler yaşayabiliriz. Annie Dillard’ın dediği gibi: “Günlerimizi nasıl geçirirsek, hayatımızı da öyle geçiririz.” Hayatı ertelemek yerine biz de mutluluklarımızı bugünümüze dahil edebiliriz. 

Küçük anları fark etmeye çalışmak

Sürekli büyük sürprizler, dönüm noktaları ve mucizeler bekliyoruz. Fakat hayatımızın büyük bir kısmını küçük anlar oluşturuyor. Küçük detayları fark etmeden, büyük resmin güzelliğini kavramak kolay olmayabilir. Bu nedenle günlük hayatta yaşadığımız ufak anlara dikkatimizi verebilmek, zihnimizi tekrar bulunduğu ana getiren bir pratiktir. Böylece seyahatlerimizde de bu özelliğimizi yanımızda taşımış oluruz.

Mevcudiyeti bir hedef değil, bir pratik olarak görmek

Her zaman anda kalmak mümkün olmayabilir. Ama önemli olan zihnimizin hareketlerini; hangi anlarda daldığımızı, endişelerimizin bizi ne zaman ele geçirdiğini veya ne zaman bir şeyleri kaçırmaya başladığımızı fark edebiliyor olmaktır. Böylece dikkatimizi yeniden ana getirebilir ya da içinde bulunduğumuz ruh halini kabul ederek yolumuza devam edebiliriz.



Dilan Günaçtı

1998 yılında İzmir’de doğan Dilan, lisede Türk Alman Kültür ve Eğitim Vakfı’nda eğitim gördü, lisansını ise Koç Üniversitesi'nde Arkeoloji ve Sanat Tarihi üzerine yaptı. Pandemi ile birlikte kişisel gelişim ve meditasyona yönelirken, David Cornwell’den Mindfulness eğitimi alarak bilinçli farkındalık pratiği ve nefes teknikleri üzerine araştırmalarına devam etti. Editör olarak çeşitli...



BLOOM SHOP