Sanırım 12 yaşından beri internet kullanıyorum. ICQ ve MSN ile internet erişimime başlayıp Facebook, Twitter ve Instagram ile sosyal medya serüvenime devam ettim. Sadece ben yapmadım bunları, hepimiz yaptık ve bir süre sonra bu ritüel hayatımızın bir parçası haline geldi. Günümüzde geldiğimiz noktada telefonla tuvalete gitmeyen, uyumadan önce yatağında sosyal medya ile hayata bağlanmayan kaç kişi kaldı merak ediyorum.

15-16 yaşlarında herhangi bir genci uzaktan izleyin, eğer telefonuna bakmıyorsa izlemeye devam edin. Bir süre sonra rahatsız olup gelen mesajları, Instagram beğenilerini, aldığı yorumları kontrol etmek için telefonunu kontrol ettiğini göreceksiniz.

40 yaş ve üzeri için durum daha da farklı. Çoğu gerçekten keyif aldığı için Facebook kullanıyor, eski arkadaşlarıyla bağlantı kuruyor, çiftlik oyununda domates ekiyor, şekerleri yan yana koyup patlatıyorlar. Fakat hayatlarının büyük bir parçası kesinlikle değil.

Tabi ki, dijital dünyaya karşı değilim! Bilgiye çok daha kolay erişebiliyor, insanlara çok daha hızlı ulaşabiliyor, şişeye mektup yazıp gitmesini beklerken yaşlanmıyoruz… Evet, dijital dünyaya ve bilgi teknolojisine kesinlikle hayranım. Ama bir elektrik kesintisi yaşadığımda oturduğum yerde anksiyete geçiriyorum. Çünkü bunlar olmadan ne yaparım bilmiyorum. Nasıl yani şimdi mum mu yakıp oturacağız? Karşılıklı sohbet mi edeceğiz? Sıkılmaz mıyız?

İşte 5 ay önce tam da böyle bir düşüncedeydim. Yatmadan Instagram’ı kontrol etmeden uyuyamıyor, telefon olmadan tuvalete gitmiyor, şarjım yoksa restorana gittiğimde mutlaka şarja takıyor ve 5 dakikada bir kontrol ediyordum. Evet, maalesef ben çok sağlıksız bir sosyal medya kullanıcısıydım; hiç tanımadığım insanların gittiği tatillere, aldığı kıyafetlere, görmek istemediğim her şeye hakimdim. Bunun beni ne kadar yalnızlaştırdığını da kısa bir süre önceye kadar fark etmemiştim bile!

Sosyal medya detoksu yapmaya karar verip başladım.

Sonrasında etrafa olan farkındalığım arttı. Güzel bir parktan geçerken etrafına bakmak yerine telefonda bir şeylere gülmeyi tercih eden insanları fark ettim, trafikte yola bakmak yerine kırmızı ışığı görür görmez Instagram’a giren insanları izledim (Işıkta durunca etrafınıza bakın bu gerçekten çok korkunç bir manzara).

Yıllar sonra lise arkadaşlarımla buluştuğumda sohbet etmek yerine Facebook’ta yer bildirip fotoğraflar yükleyen insanlar olmuşlardı. Ve benim artık bu şekilde davranmıyor olmam içimi çok rahatlattı. Şu an her sabah spora gidiyor, orada sosyalleşiyor, akşamları evimin oradaki minik kahveciye gidip çalışıyorum ve bunları yaparken telefonu sürekli kontrol etmek gibi bir dürtüm olmuyor. En önemlisi, hayatımdan inanılmaz mutluyum, artık verimli çalışıyor uzun süre odaklanıyor ve var oluyorum. Sadece sosyal medyada bilmem kaç bin takipçisi olan bir kadın olarak değil de gerçek hayatta var oluyorum artık.

Sosyal medyayı hayatınıza etkilemeyecek bir şekilde kullanıyor, fakat aldığınız beğenileri de önemsemiyor olabilirsiniz. Ama etrafınıza bir bakın, sosyal medya olmayınca hayata bağlanamayan çok insan var ne yazık ki! Ama ben 5 aydır buradayım ve var olmanın keyfini yaşıyorum.



Öykü Gökler

1988 yılında Ankara'da doğdu. 2011 yılında lisans eğitimini ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde tamamladıktan sonra kendi tasarımlarını üreten bir ayakkabı atölyesinde, kendi koleksiyonunu oluşturarak ayakkabı tasarlamaya başladı. Aynı zamanda çocuk hikayeleri kitabı çıkarmak üzere editörlük eğitimi almakta. Yoga, pilates, fotoğraf çekmek ve müzik dinlemek en keyif aldığı aktiviteler...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP