YAZAN: DİLAN GÜNAÇTI
In partnership with Wings

Geleceğe dair kurduğumuz hayaller, bugün verdiğimiz kararları doğrudan etkiler. Kendimizi ileride daha başarılı, daha mutlu ve daha sağlıklı hayal ederiz; bu beklenti de seçimlerimizi şekillendirir. Ancak geleceği değerlendirme biçimimiz sandığımız kadar tarafsız değildir. Beynimiz, plan yaparken çoğu zaman en iyi olasılığın gerçekleşeceği varsayımıyla hareket eder. Tali Sharot’un iyimserlik yanılgısı olarak tanımladığı bu bilişsel eğilim, geleceğin geçmişten daha umut dolu olacağına inanmaya yatkın olduğumuzu gösterir. Peki bizi sürekli iyi olana inanmaya iten şey nedir?


Gerçekçi olmaktan ziyade iyimseriz

The Optimism Bias: A Tour of the Irrationally Positive Brain’ın yazarı kognitif nörobilimci Tali Sharot, araştırmalarında oldukça dikkat çekici bir noktaya değinir. Günümüzde evliliklerin yaklaşık yüzde 40’ı boşanmayla sonuçlanıyor, kansere yakalanma oranı ise yüzde 30’lara ulaşıyor. Buna rağmen gelecek senaryolarımızda bu tür ihtimallere çoğu zaman yer vermiyoruz. Bu risklerin başkalarının hayatında karşılık bulabileceğini kabul etsek bile, söz konusu kendi geleceğimiz olduğunda adeta arka planda kalan bir fısıltıya dönüşüyorlar.

Kimse şirketinin batabileceğini, ileride ciddi bir sağlık sorunu yaşayabileceğini ya da mutlu başlayan evliliğinin sona erebileceğini güçlü bir ihtimal olarak değerlendirmezken; başarı, ün ve zenginlik gibi daha uç hedeflerin gerçekleşme ihtimaline daha fazla umut bağlarız. Yani kısaca herkes kendini özel ve istisna hissetmeye eğilimlidir. Nörobilim ve psikoloji alanındaki çalışmalar da bu durumu onaylayarak insanların çoğu zaman gerçekçi olmaktan ziyade iyimser bir bakış açısına sahip olduğunu göstermektedir. Bu olguya optimism bias yani iyimserlik yanılgısı adı verilir.

İyimserlik yanılgısı nedir?

Geleceğin geçmişten ve bugünden daha iyi olacağına dair inanç, iyimserlik yanılgısı olarak adlandırılır. Geleceğe ilişkin tahminlerimizin çoğu zaman objektif ve gerçekçi olduğunu düşünsek de araştırmalar beynimizin olumlu sonuçlara yönelmeye doğal bir eğilimi olduğunu gösterir. 

Tali Sharot ve Yadin Dudai tarafından yürütülen bir çalışmada, katılımcılardan bir ay içinde başlarına gelebilecek olumlu, olumsuz ve nötr olayların gerçekleşme olasılığını tahmin etmeleri istenir. Ay sonunda hangi olayların gerçekten yaşandığı değerlendirildiğinde, sağlıklı bireylerin olumlu olayların gerçekleşme ihtimalini olumsuz ya da nötr olaylara kıyasla daha yüksek gördükleri ortaya çıkar. Oysa gerçekte bu üç tür olayın gerçekleşme olasılığı birbirine eşittir. Bu bulgu, beynimizin geleceği değerlendirirken olumlu ihtimallere sistematik olarak daha fazla ağırlık verdiğini ortaya koyar. 

İyimser olmak daha mı iyidir?  

Tali Sharot, iyimserlik yanlılığı üzerine yaptığı çalışmalarında önemli bir soru sorar: İyimser olmak gerçekten bizim için daha mı iyi? Bazı görüşlere göre mutluluğun sırrı, düşük beklentilere sahip olmaktır. Hayattan çok fazla şey beklemezsek, hayal kırıklığına uğrama olasılığımız azalır ve bu da bizi daha mutlu kılar. Ancak Sharot, iyimserliğin insan yaşamında önemli bir işlev üstlendiğini üç temel noktada açıklar.

İlk olarak, araştırmalar sonuç ne olursa olsun yüksek beklentilere sahip insanların kendilerini daha iyi hissettiklerini gösterir. Çünkü duygularımız yalnızca yaşadıklarımızın değil, onları nasıl yorumladığımızın da bir sonucudur. Yüksek beklentilere sahip kişiler, istedikleri sonuca ulaşamadıklarında bile “Beni daha iyi bir şey bekliyor” ya da “Demek ki benim için doğru olan bu değilmiş” şeklinde düşünebilir. Bu bakış açısı, hayal kırıklıklarını daha kolay anlamlandırmalarını sağlar ve yaşam sevincini artırır.

İkinci olarak, beklentinin kendisi başlı başına bir mutluluk kaynağıdır. Yaklaşan bir tatili düşünmenin yarattığı heyecan ya da hafta başında cuma gününü beklemenin verdiği keyif buna örnek gösterilebilir. Gelecekte yaşanabilecek güzel olasılıkları zihinde canlandırmak, henüz gerçekleşmemiş olsa bile insana umut ve mutluluk verir.  

Son olarak, iyimserlik yalnızca dünyayı algılayış biçimimizi değil, davranışlarımızı da değiştirir. Geleceğin iyi olacağına inanan kişiler, hedeflerine ulaşmak için daha fazla çaba gösterir. Bu nedenle iyimserlik, kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi çalışır. Önce bakış açımızı değiştirir, ardından davranışlarımızı etkileyerek alacağımız sonuçları şekillendirir. Eğer geleceğin daha iyi olabileceğine inanmasaydık, onu değiştirmek için gerekli motivasyonu da bulamazdık.

İyimser olmak beynimize mi kodlanmış?

Tali Sharot, çalışmalarında iyimser olma eğilimimizin evrimsel süreçte beynimize yerleşmiş olabileceğini öne sürer. Zihnimiz olumluya yönelmeye o kadar yatkındır ki, olumsuz deneyimler karşısında bile onların anlamlı ve geliştirici yönlerini ararız. Yaşadıklarımızın bizi hangi alanlarda olgunlaştıracağını düşünür, çıkarımlar yapar ve kendimizi geliştirmeye çalışırız. Bu yaklaşım, uzun vadede daha istikrarlı başarılar elde etmemize katkı sağlayabilir.

Geleceğin daha iyi olabileceğine inanmak, zorluklara rağmen harekete geçmemizi, öğrenmeye devam etmemizi ve kendimizi geliştirmemizi sağlar. Bu açıdan bakıldığında, iyimserlik yalnızca umut verici bir düşünce biçimi değil; aynı zamanda bizleri ileriye taşıyan, uyum sağlamamıza yardımcı olan temel bir psikolojik mekanizmadır.

İyimserlik yanılgısını kendi avantajımıza kullanmak

İyimser olmaya dair bir eğilimimiz olduğunu fark etmek, olumlu bakış açımızı zayıflatmadan ona bir miktar gerçekçilik kazandırmaya yardımcı olur. Bu sayede olası riskleri de hesaba katarak daha sağlam planlar yapabilir ve kendimizi gerçekçi olmayan beklentilerden koruyabiliriz. 

Kendimizi korumak, hayatı sürekli risk analizi yaparak ya da tetikte yaşayacağımız anlamına gelmez. Fakat bize önemli kararlar almadan önce olasılıkları dengeli bir biçimde değerlendirebilme becerisi kazandırır. Düzenli sağlık kontrolleri yaptırmak, şimdiden tasarruf etmeye başlamak ya da sigara gibi zararlı alışkanlıkları bırakmak; bugün atabileceğimiz ve gelecekte karşılaşabileceğimiz olumsuzluklara karşı bizi daha hazırlıklı kılacak adımlardır. 

İyimserlik yanılgısı, aslında çoğu zaman bizim için çalışan ve ilerlememizi mümkün kılan zihinsel bir destektir. Bu desteği bir tutam gerçekçilikle dengelediğimizde hem umutlarımızı korur hem de hedeflerimize ulaşmak için daha sağlam bir yol haritası oluştururuz.


Wings ile hayatınıza değer katmaya, alışveriş keyfini ayrıcalıklara dönüştürmeye hazır mısınız? Siz de Wings’in ayrıcalıklı dünyasına katılmak ve size özel programlarını incelemek için link üzerinden başvurunuzu yapabilirsiniz!



Dilan Günaçtı

1998 yılında İzmir’de doğan Dilan, lisede Türk Alman Kültür ve Eğitim Vakfı’nda eğitim gördü, lisansını ise Koç Üniversitesi'nde Arkeoloji ve Sanat Tarihi üzerine yaptı. Pandemi ile birlikte kişisel gelişim ve meditasyona yönelirken, David Cornwell’den Mindfulness eğitimi alarak bilinçli farkındalık pratiği ve nefes teknikleri üzerine araştırmalarına devam etti. Editör olarak çeşitli...



BLOOM SHOP