Instagram @senaenelson

Toksik (sancılı) aile ilişkileri hakkında ne biliyorsunuz? Peki ya onlardan ne kadar uzaktasınız?

Kevin Hakkında Konuşmalıyız (We Need to Talk About Kevin) filminden yola çıkarak toplumların bam teli olan “aile-çocuk arasındaki iletişim ve duygu eksikliğinin” detaylarına kısa bir dalış yapıyoruz.

Freud’a göre; bir insanın tercihlerini, zevklerini, hayat tarzını hatta kısaca tüm benliğini etkileyen en büyük faktör çocukluktan itibaren anne ya da babayla gelişen/gelişemeyen ilişki sürecidir.

Anne-çocuk ilişkisinde bu süreç anne karnından emzirme dönemine kadar uzanır, ilk adım ya da sözcükten ergenliğe geçiş dönemiyle devam eder. Yetişkinlik sürecine kadar da yol alır. Çocuk sahibi olmanın psikolojik yanının fizyolojik, maddi ve çevresel etmenlere kıyasla çok daha zor olduğu herkes tarafından kabul edilmiş bir gerçek olsa gerek.

2011 verilerine göre, her gün 360,000 doğum gerçekleşiyor. Kimi hamilelikler anne kendini hazır hissetmeden, kendi için ne istediğini henüz keşfetmeden, baba sorumluluklarının bilincine erişmemişken ve ikili arasındaki ilişki henüz oturmamışken vuku buluyor.

Toksiklenen anne-çocuk ilişkisini konu alan “Kevin Hakkında Konuşmalıyız” filmi bize aslında ne anlatıyor? 

“Kevin Hakkında Konuşmalıyız” filmi aslında sadece evin oğlu Kevin üzerine değil, bizleri annesi “Eva” hakkında da konuşmaya davet ediyor.

Eva, kendini hazır hissetmediği bir anda, henüz hayallerini gerçekleştirememişken bir bebek dünyaya getiriyor. Filmdeki tüm olaylar birbirinden bağımsız şekilde ilerleyerek izleyiciye karşılıklı olarak kendilerini iyi ifade edememiş, sevgilerini gösterememiş, hayatta başaramadıkları şeyler için birbirlerini suçlu görmüş bir anne-oğul ilişkisini ve yaşadıkları faciaları aktarıyor.

Bu film kurgusu üzerinden Kevin’ın annesine duyduğu sonsuz öfkeyle “toksiklenen” ilişkisini baz alarak bu tip ilişkilerin tespiti için bazı belirleyici maddeler sıralayalım.

Toksik aile ilişkilerine sahip olup olmadığınızı aşağıdaki maddelerden değerlendirebilirsiniz!

Maddeleri ister çocuk gözünden kendi ebeveynlerinizi değerlendirerek, ister ebeveyn gözünden kendi davranışlarınızı sorgulayarak gözden geçirebilirsiniz:

  • Duygusal ve fiziksel sınırlar koyma, hisleri gösterememe
  • Kontrol etmekten öte müdahale etme dürtüsü
  • Her daim haklı ve hatasız hissetme
  • Kıyas yapma
  • Yalnızca kendi hisleri ve inançları doğrultusunda iletişim kurma
  • Karşı tarafı dinlememe
  • Karşı tarafa kendini suçlu hissettirme
  • Mutluluğu paylaşmama, karşı tarafın mutluluğuna ya da başarısına sevincini gösterememe
  • Özür dileyememe
  • Küçük olaylarda aşırı reaksiyonlar gösterme, dramatize etme

Kişisel streslerden, kimlik bunalımlarından, çıkış yolu bulamamaktan, her ne sebepten olursa olsun, belki kasten belki farkında olmadan, kendinizi toksik ilişkilerin ortasında bulabilirsiniz. Bu ilişki arkadaşınız veya partnerinizle kurulabileceği gibi aynı evi paylaştığınız ve iyi tanıdığınızı düşündüğünüz aile bireyleri arasında da temellenebilir.

Böyle bir durumda tam olarak yapmanız gereken uzaklaşıp kendinize ve karşınızdaki kişiye dışardan bakmak. Bir şeyleri düzeltmek aslında göründüğünden çok daha kolay.

Gerçek, açık ve samimi bir iletişim kurun

Karşı tarafın sizi yanlış anlayacağından, sizi yargılayacağından ya da güçsüz görüneceğinizden korkmanıza gerek yok. Konuşarak iletişim kurabilmek “insan olarak” sahip olduğumuz en güzel şey.

Kabul edin

Yaş, dil, din, cinsiyet fark etmeksizin herkesin kendine ait fikirleri var ve her fikir saygı görmeyi hak ediyor. Karşı taraf konuşurken vereceğiniz karşıt cevabı düşünmeksizin sadece durup dinlemekten ve anlatılanı anlamaya çalışmaktan hiçbir zarar gelmeyecektir.

Ben dilini daha sık kullanın

“Sen yaptın, senin hatandı.” Doğru bile olsa bu cümleler karşı tarafta hırçınlıkla kendini savunma içgüdüsünü harekete geçiriyor. Yaşadığınız anlaşmazlık karşısında ne hissettiğinizi, neye üzüldüğünüzü, ne beklediğinizi “ben” diliyle anlatırsanız yapıcı bir uzlaşma yöntemine bir adım daha yaklaşmış olacaksınız.

Çaba gösterin ve “özür dileyebilin”

Hayatı hata yapa yapa öğreniyoruz. Ve hataları fark edip tamir etmek hiçbir şey olmamış gibi davranmaktan çok daha etkili bir yol. Hata yapın, fark edin, fark ettiğinizi belli edin, özür dileyin.

Kaliteli zaman geçirin

Çok fazla değil sadece beraber yemek yapmak, film izlemek, kişisel sorular yöneltmek bile yan yana geçen vaktin kıymetli olduğunu hissettirmeye yetiyor da artıyor. 

Temas kurun

Sarılmak tüm mutluluk hormonlarını harekete geçiriyor. Sarılmak, iletişimden sonra sahip olduğumuz en güzel ikinci şey!

Bütün sorular ve cevaplar bakış açınızda. İstedikten ve inandıktan sonra aradaki mesafeleri yıkmamak için hiçbir sebep yok. İnanın, dünyayı sevmekten korkmamak kurtaracak.

İlginizi çekebilir!

Kaynak: Psychology Today, Ecology, Goop