YAZAN: BURCU ERBAŞ

Bu sene gerçekleşen Oscar ödül töreninde tüm dünyayı şoke eden bir olay gerçekleşti. Dünyaca ünlü aktör Will Smith eşi Jada Pinkett Smith’in alopesi rahatsızlığı sonucu yaşadığı saç kaybı hakkında şaka yapan sunucu ve komedyen Chris Rock’a milyonlar izlerken tokat attı. Daha sonra küfürlü bir şekilde “Karımın adını ağzına alma.” diye bağıran Smith’in sesi canlı yayından ani şekilde kesilse de dakikalar sonra sahneye En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını almak için çağırıldı. Ödül konuşmasında da bir erkeğin rolü sevdiklerini her koşulda, ne gerektiriyorsa, korumak olduğunu ve seven insanın delice davranabildiğini ağlayarak söyleyen Smith tüm dünyaya toksik maskülenliğin en canlı, somut ve güncel örneğini gösterdi. Jada Pinkett Smith’in kendi kendini savunabilme özgürlüğünü elinden alıp şiddete başvurarak onun için adalet sağlayabileceğine inanan Smith kötü davranışlarını toplumsal cinsiyet rolü altına sığındırdı. Yüzyıllardır erkeklerin bu gibi davranışlarını normalleştiren, kabul ettiren hatta destekleyen toksik maskülenlik 2022 yılında da ilk günkü gibi ayakta, yaygın ve yıkıcı olduğunu yeniden hatırlattı. Kadınların eşitlik hareketinin eriştiği noktada ise tüm gözler Oscar Komitesinin şiddetin yaşandığı sırada neden tepkisiz kaldığı ve Will Smith’in En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü geri alıp almayacağında.


Toksik maskülenlik nedir?

Toksik maskülenlik, cis heteroseksüel erkeklerin gösterdiği saldırgan, zorba, agresif, cinsiyetçi ve homofobik düşünce ve davranışları tanımlamak için kullanılan bir sıfattır. Kendini erkek olarak tanımlayan kişilerden toplumsal cinsiyet rolünü oynamasını bekleyen hatta zorlayan baskıcı bir gölgesi vardır.

Toksik maskülenliğin doğuşu

Günümüzde kullanımı çok yaygınlaşsa da toksik maskülenlik konsept olarak yüzyıllardır var olan, her dönemle şekillenen dinamik bir olgudur. Tarihin başından beri erkekler kendilerini ortaya koymanın, hem kadınlar hem de diğer erkeklerden üstün gelmenin, “ideal erkek” statüsüne erişmenin yollarını aramıştır. Bu arayış sırasında da diğer erkekler tarafından kabul gören, desteklenen, kopyalanan tüm davranış ve düşünceler günümüze kadar erişmiş “maskülenlik” anlayışını doğurmuştur. Erkeklerin hayatta kalmak için gerçekten savaşmaları gereken dönemlerde el üstünde tutulmuş saldırgan, korumacı, kontrolcü davranışlar bütünü farklı formlar alarak günümüze gelmiştir. Fakat 180 derece değişen günümüz şartlarında bu maskülenlik algısı ciddi bir kontrast yaratmaya başlamıştır. Negatif etkileri başta kadınlar olmak üzere çocuklara, doğaya ve erkeklerin kendilerine her anlamda; fiziksel, zihinsel, ruhsal olarak zarar veren bir boyuta ulaşmıştır.

Günümüzde toksik maskülenlik

Cinsiyetini erkek olarak belirten birinden “toplumsal rolüne uygun şekilde” maskülen karakteristikler göstermesinin beklenmesi, göstermediği taktirde alay, eleştiri, baskı, dışlanma hatta şiddet görmesi günümüz toksik maskülenliğin en somut halidir. Erkeklerden beklenen feminenlik veya kadın olmakla ilişkilendirilen hiç bir karakteristik; duygusal açıklık, savunmasızlık, hassasiyet, yardım isteme, acı/ağrı hissetme yetilerine sahip olmamaları aksine dominant, duygusuz, dayanıklı, cesur, hiper-otonom ve gerektiği zaman (!) agresif olmalarıdır.

Bu “ideal erkek” oluşumunun sözlü, fiziksel, cinsel şiddeti normalize ederken duyguları reddeden altyapısı günümüzde yaşanan neredeyse tüm şiddet vakalarının, zihinsel ve ruhsal sağlığın çevresindeki stigmanın, alkol ve uyuşturucu bağımlılıklarının hatta çevresel krizlerin tetikleyicisi veya katalizörüdür.

Toksik maskülenlikten çıkış yolu

Toksik maskülenlik doğuştan gelen bir özellik değil sonradan öğrenilen bir olgu olup direkt olarak eğitimle ilişkilidir. Ailede, okulda, arkadaş çevresinde öğrenilen, yerel gelenekler ve popüler kültür ile desteklenen “Bir erkek nasıl olmalı?” sorusunun temelsiz cevapları toksik maskülenliğin temellerini atar.

Erkekler ağlamaz.“, “Erkek kavgadan kaçmaz.“, “Erkek kız oyuncakları ile oynamaz, pembe sevemez, etek giyemez.”, “Erkek ilk adımı atar, kızı elde eder.” cümleleri ile büyüyen erkekler doğru davranış modelini duygularını göstermeyen, gerektiğinde kavga etmesini bilen, kadınları bir ödül gibi gören fakat kadınlığa dair hiç bir özelliği kendinde bulunduramayan biri olarak kabul eder. Duygularını yaşayamayan, çevresi ile paylaşamayan, saklaması gerektiğini hisseden herkes, cinsiyeti fark etmeksizin, bağlanmakta, açık iletişim kurmakta, yardım almada ve vermede zorluk çeker. Bu durumun ekstremlere taşınması durumunda da kişi duygusal tıkanıklığını öfke, agresiflik, saldırganlık ve şiddet ile gösterebilir.

Toksik maskülenlik sadece kadınların değil erkeklerin de hayati tehlikesini arttırır. Dünya Sağlık Örgütü neredeyse her toplumda yaygın şekilde pratik edilen toksik maskülenliğin erkeklerin daha erken yaşta ölmesine katkıda bulunduğunu kabul etmiştir. Hayatlarını riske atan davranışlarda bulunmaya yatkınlık, medikal yardımı reddetme, duyguları bastırma gibi davranışlar erkeklere negatif sağlık sonuçları, daha sık rastlanan zihinsel ve ruhsal rahatsızlıklar ve yüksek intihar oranları olarak geri dönmüştür.



Burcu Erbaş

1997 yılında Antalya’da doğan Burcu, İstanbul Saint Joseph lisesinde eğitim gördü. 2020 yılında Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Erasmus programı ile bir sene boyunca eğitim aldığı Sciences Po Paris’te çevre politikaları, sürdürülebilirlik ve ekoloji üzerine dersler aldı. Öğrendiklerinden çok etkilenen Burcu yaşam tarzını çevreye duyarlı olacak şekilde...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP