Çoğumuz hayvanları seviyoruz. Hayvanları sevip sevmediğimiz sorulduğu zaman “Hayır, ben hayvanları sevmiyorum” demiyoruz. Ama hayvanları sevmek, onları sevdiğimizi söyleyerek oluyor mu gerçekten? Sadece kedi ve köpekleri sevmek de “hayvanları sevmek” değil… Bugün “Dünya Vegan Günü”. Bu yüzden bu konuya değinmek ve düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim.

Nasıl vejetaryen oldum?

2004 yılında bir vejetaryen olarak memlekete döndüğümde, vejetaryen olduğumu öğrenenlerin ahiret sorularına her vejetaryen evladı gibi ben de maruz kaldım tabii ki. “Aaa ama çok yanlış, peki proteinini şimdi nereden alacaksın?”, “Yani İstanbul’da yaşayıp boğaza karşı bir balık da mı yiyemeyeceksin?”, “Kansız kalırsın yahu!”, “Peki ne yiyorsun?”, “Ama bunun içinde et yok, tavuk var”, “Tavuk suyu yok, kemik suyu var (!)”, “Biraz ye, bir şey olmaz!”, “Dolmanın içinde ufacık kıyma, belli bile değil kızım…”, “Ay tadına da mı bakmayacaksın? Senin için yaptım ama…”

Konu komşu eş dost akraba arkadaş, hatta ve hatta ikinci dereceden kuzen ve kuzenlerin kuzenleri gibi pek çok kişinin bu konuda söyleyecek onlarca sözü oldu. Yok aminoasitler, yok proteinler, yok eksiklikler… Hepimiz yediğimiz her lokmada “bunda ne kadar aminoasit var acaba?” diye düşünüyoruz sanki! Ama beslenmeye olan ilgimden dolayı bu konunun bayağı bir içine daldım, çok okuyup araştırdım. İşin gerçekleri bilinenlerden oldukça farklı…

Yurda dönmemden bu yana 13 sene geçti ve biz toplum olarak vejetaryenlik konusunda daha bilinçlenmiş olsak da hala ara sıra bu tip bir sorgulamaya maruz kaldığım oluyor. Bu konuyu hiçbir zaman kişiselleştirmedim. Kimseyi de “kardeş sen vejetaryen ol, vegan ol” diye yönlendirmedim. Ne de olsa et yemeyi seven bir milletiz.

Veganizm nedir?

Bu yazımda da ne olmanız gerektiğini yazmayacağım. Herkes bedeninin gerçekten neye ihtiyacı olduğunu en iyi kendisi bilir, dinlerse tabii! Ancak bu konuyu ele alma nedenim, son zamanlarda içimi acıtan ve kesinlikle bilinçlenmemiz  gerektiğine inandığım bir noktanın anlaşılması: Hayvanların yaşadığı kötü şartlar…

“Veganizm” aslında tam da bu noktada doğdu. Hayvanları korumak için. Vegan yaşam, yiyecek, giyecek ya da herhangi başka bir amaca yönelik olarak hayvanların zulüm görmesini ve sömürülmesini hariç tutmayı amaçlayan bir yaşam biçimi.

Vegan yaşam biçimi aynı zamanda hayvanların, insanların ve çevrenin faydası için hayvanların içinde bulunmadığı alternatiflerin geliştirilmesini ve kullanılmasını da teşvik ediyor. Sadece hayvansal gıdaları tüketmemek değil, aynı zamanda temizlik ve makyaj malzemelerinden tekstile kadar hayvanlar üzerinde test edilen ve içinde hayvanların olduğu ürünleri kullanmamayı hedef alıyor. Hayvanat bahçesi ve akvaryum ziyaretleri yerine barınak ziyaretleri yapmak da vegan yaşamın bir parçası. Köpek ve at yarışları, boğa güreşleri gibi sporlar da haliyle desteklenmiyor.

Dikkat ederseniz ne yediğimiz bizden itinayla saklanıyor. Mezbahalar şehirlerden uzaklara kuruluyor. Tükettiğimiz hayvanlarla hiçbir temasımız yok. Onların yaşadıkları koşullardan bihaberiz. Onların stresine ve yaşadıkları ortamların elverişsizliğine şahit olursak rahatsız oluruz ve bu da sektörün hiç işine gelmez…

Organik markette gördüklerim beni müthiş rahatsız etti…

Amerika’dayken alışveriş yaptığım bir organik market vardı. Hayvanların yaşam koşullarını alışveriş süresince ekranlarında gösteriyorlardı. Her ne kadar müthiş rahatsızlık verse de oturup izliyordum. Çünkü olup biteni bilmenin, sorumluluğum olduğuna inanıyordum. Bence bu hepimizin sorumluluğu. Maalesef günümüzde hayvanlarımız oksijen görmeden, son derece mutsuz ve stres içinde yaşıyor, kesilmek üzere üretiliyorlar. Canlıların zulüm görmesi ve bildiğimiz halde buna sessiz kalmak insancıl bir davranış gibi gelmiyor bana.

Hayvanları seviyorsak, onların da en az bizim kadar nitelikli yaşama hakları olduğunu da hesaba katmalıyız. Yiyeceklerimizin, giysilerimizin, kullandığımız malzemelerin içeriğini bilmeli ve bu süreçlerde hayvanların nasıl muamele gördüklerini de göz ardı etmemeliyiz. Tüketici olarak sorumluluk almakla işe başlayabiliriz mesela. Naçizane fikrim!


#LIVETOBLOOM #SHOPTOBLOOM

Arzu Özev

1983 yılında İstanbul’da doğan Arzu, Saint Joseph Lisesi’ni bitirdikten sonra University of Massachusetts Amherst’te psikoloji okuduğu yıllarda, Sudarshan Kriya nefes tekniği ve yoga öğretisiyle tanıştı. Hindistan başta olmak üzere, Yeni Zelanda, Güney Afrika, ABD ve Almanya’da kişisel gelişim ve yoga konusunda birçok eğitim alarak, sertifikalı eğitmen oldu. Dünya çapında 150...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP