YAZAN: DİLAN GÜNAÇTI

Gündelik hayatımızda pek çok faktör beslenme alışkanlıklarımızı etkiliyor. Yıllar içinde bedenimizle kurduğumuz ilişkiyi zedeleyen diyet kültürü, fitness’a artan ilgi ve wellness anlayışının yaşam tarzlarımızı dönüştürmesiyle birlikte zaman zaman eksik ya da yanlış bilgilerle beslenme ihtiyaçlarımızı göz ardı etme riskiyle karşı karşıya kalabiliyoruz. Yetersiz beslenme ise her zaman doğrudan açlık anlamına gelmez. Aynı zamanda vücudumuzun ihtiyaç duyduğu makro ve mikro besin öğelerinden yeterince faydalanamaması durumunda da ortaya çıkabilir. Tüm bu sürecin nasıl şekillendiğini, yetersiz beslenmenin bedenimiz ve zihnimiz üzerindeki olası etkilerini ve buna karşılık sezgisel beslenme anlayışını nasıl geliştirebileceğimizi birlikte ele alalım.


Yetersiz beslenme nedir?

Vücudumuz, dokularımızı korumak ve günlük işlevlerimizi sağlıklı biçimde sürdürebilmek için farklı besin öğelerine belirli miktarlarda ihtiyaç duyar. Yediklerimiz bu ihtiyacı karşılamaya yetmediğinde ise yetersiz beslenme ortaya çıkar. Bu durum bazen ihtiyacımız olan kaloriden çok daha az besin tüketmemizden kaynaklanır bazen de bazı besin gruplarını yeterince tüketmediğimiz için oluşan bir dengesizlik şeklinde görülür.

Özellikle protein, karbonhidrat ve yağ gibi makro besinlerin yanı sıra vitamin ve mineral gibi mikro besinlerin dengeli alınması büyük önem taşır. Bu besinlerden biri ya da birkaçı eksik olduğunda, vücudumuz bundan olumsuz etkilenebilir.

Diyet kültürünün etkileri

Günümüzde birçoğumuz ödem atmak, protein ağırlıklı beslenmek ya da bağırsak sağlığımızı iyileştirmek için farklı diyetler deniyoruz; bu süreçte de pek çok kulaktan dolma bilgiye maruz kalabiliyoruz. Niyetimiz kendi sağlığımız için en iyisini yapmak olsa da, popülerleşen diyet ve “sağlıklı beslenme” kültürü bazen fiziksel ve zihinsel sağlığımıza faydadan çok zarar verebiliyor.

Beslenme ve egzersizle daha iyi bir sağlığa ulaşmaya çalışıyoruz. Ancak bu çaba yalnızca tartıda gördüğümüz sayıya, beden ölçülerimize ya da zihnimizde oluşturduğumuz bir görünüme odaklanıyorsa, bu yaklaşım sandığımız kadar sağlıklı olmayabilir.

Sağlıklı yaşama bu kadar dar bir pencereden baktığımızda, yeme alışkanlıklarımız ve kendi bedenimizle kurduğumuz ilişki zamanla olumsuz etkilenebilir. Sürekli yeni wellness trendlerini takip etmek ve birbiriyle çelişebilen tavsiyelere kulak vermek, farkında olmadan vücudumuzun gerçek ihtiyaçlarını gözden kaçırmamıza neden olabilir. Oysa herkesin bedeni, dolayısıyla da ihtiyaçları farklıdır.

Makro besin yetersizliği

Günümüzde fitness kültürünün yaygınlaşmasıyla birlikte protein alımı, beslenme dünyasının en önemli konularından biri haline geldi. Elbette kas kütlesini artırmak ve korumak için günlük protein ihtiyacımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Ancak yalnızca proteine odaklanıp diğer makro besinleri ihmal etmek, görmek istediğimiz gelişmelerin önünde engel oluşturabilir.

Proteinle birlikte karbonhidrat ve yağlar da vücudumuzun enerji üretimi ve yaşam fonksiyonlarını sürdürebilmesi için temel besin öğeleridir. Günlük beslenmemizin temelini bu üç makro besin oluşturur. Bu besinlerden herhangi birinin eksikliğinde vücut, ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılamak için yağ ve kas dokularını parçalamaya başlar; enerji tasarrufu sağlamak adına bazı fonksiyonlarını yavaşlatabilir.

Öte yandan günümüzde işlenmiş gıdaların ve fast food kültürünün yaygınlaşması, hızlı yaşam temposuyla birleştiğinde çoğu zaman besin içeriğinden çok yalnızca “karnımızı doyurmaya” odaklanmamıza neden olmaktadır. Oysa besin eksikliği, yeterince besin değeri yüksek gıda tüketmediğimizde de ortaya çıkar. Enerji açısından yoğun ancak besin değeri düşük gıdalar daha popüler, daha erişilebilir ve çoğu zaman daha ucuz olduğu için bu durum hem protein hem de genel besin yetersizliğini önemli bir sorun haline getiriyor. Bu nedenle yalnızca ne kadar yediğimiz değil, neyi tercih ettiğimiz de sağlığımız açısından oldukça önemli.

Vücudumuz oluşan enerji açığını önce yağ, ardından kas depolarını kullanarak kapatmaya çalışır. Ancak uzun vadede bu durum; cilt, saç ve tırnak sağlığı dahil olmak üzere birçok sistemi olumsuz etkileyebilir. Dışarıdan bakıldığında kiloda gözle görülür bir değişim, sağlıklı bir şekilde zayıfladığımız anlamına gelmez. Aksine, kilodaki bu düşüş vücudun temel ihtiyaçlarının yeterince karşılanamadığını gösteren bir işarettir.

Sezgisel beslenme

Tam da bu noktada beslenmeye bakış açımızı yeniden gözden geçirmek önem kazanır. Günlük hayatımızda stres, uykusuzluk, sigara gibi alışkanlıklar ve belki de en önemlisi zaman kısıtlılığı iştahımızı ve yeme düzenimizi doğrudan etkiler. Böyle bir yaşam temposunda bedenimizi dengeli, bütüncül ve mümkün olduğunca işlenmemiş gıdalarla beslemek, kendimize verebileceğimiz en büyük değerlerden biridir.

Bu alışkanlığı kazanmanın ilk adımı doğru bilgiye ulaşmaktır. Hangi gıdaların yalnızca kalori sağladığını ama gerçek anlamda beslemediğini, hangilerinin ise uzun süre tok tutarak vücudumuza ihtiyaç duyduğu öğeleri sunduğunu ayırt edebilmek gerekir. Enerji açığını geçici olarak kapatan ancak hızla yeniden acıkmamıza neden olan besinler yerine; içeriği belli, tüm besin gruplarını içeren dengeli öğünler oluşturmayı hedefleyebiliriz.

Bir diğer önemli adım ise sezgisel beslenmeyi hayatımıza dahil etmektir. Spor yapıyorsak yalnızca protein değil, karbonhidrat ve sağlıklı yağ alımı da önemlidir. Harcadığımız enerjiyi yerine koymadığımızda bu durum zamanla farklı sağlık sorunlarına yol açabilir. Vücudumuzun hangi dönemde neye ihtiyaç duyduğunu anlayabilmek için onun sinyallerini okumayı öğrenmemiz gerekir. Özellikle kadınlarda hormonal döngüler, günden güne değişen ihtiyaçlarımızı daha görünür hale getirir. Bu sinyalleri görmezden gelip kendimizi katı beslenme kalıplarına zorladığımızda aslında bedenimizi mahrum bırakmış oluruz.

Sezgisel beslenme, açlık ve tokluk sinyallerine kulak vererek neyi, ne zaman ve ne kadar yiyeceğimize karar verebilmektir. Bu yaklaşım, dışarıdan dayatılan kurallar yerine içsel rehberliğimizi merkeze alır. Popüler beslenme trendlerinin doğruluk payı olan yönleri olabilir; ancak öncelik her zaman bize iyi geleni keşfetmek olmalıdır. Çünkü bir başkasına iyi gelen bir beslenme modeli, bizim için yetersiz ya da sürdürülemez olabilir.

Bedenimizi dinlemeyi öğrendiğimizde, hem vücut imajımızı hem de kendimize verdiğimiz değeri beslenme alışkanlıklarımız aracılığıyla güçlendirebiliriz. Bu da yalnızca fiziksel sağlığımızı değil, genel yaşam kalitemizi de büyük ölçüde artırır.



Dilan Günaçtı

1998 yılında İzmir’de doğan Dilan, lisede Türk Alman Kültür ve Eğitim Vakfı’nda eğitim gördü, lisansını ise Koç Üniversitesi'nde Arkeoloji ve Sanat Tarihi üzerine yaptı. Pandemi ile birlikte kişisel gelişim ve meditasyona yönelirken, David Cornwell’den Mindfulness eğitimi alarak bilinçli farkındalık pratiği ve nefes teknikleri üzerine araştırmalarına devam etti. Editör olarak çeşitli...



BLOOM SHOP