YAZAN: BURCU ERBAŞ

Biz kendi günlük rutinlerimize katsak da katmasak da, dünya şu anda yapay zeka ile dönüyor. Halihazırda çok sayıda eşitsizliğin bulunduğu, çoğu zaman toplumsal olarak savunmasız bölgelere kurulan ve yüksek enerji gerektiren veri merkezlerinde çalışan yapay zeka sistemlerinin çevresel krizleri körüklediği artık biliniyor. En basit işlerden en karmaşık problemlere kadar uzanan bu sistemler, her gün 250–350 milyon, yılda ise 1.5–2 milyar insan için yalnızca bir tuş uzağında. Üstelik her geçen gün büyüyor, gelişiyor ve daha da yayılıyor. Artık şu kesin ki yapay zeka iyi veya kötü bir şekilde uzun yıllar hayatımızda kalacak. Nitekim bizim onu nasıl kullandığımız, ona nasıl sorumluluklar yüklediğimizse gezegene olan etkisini temelden değiştirebilir. Çevre bilimcilere göre yapay zeka doğru kullanılırsa çevresel krizleri çözmemizde büyük bir avantaj yaratabilir. Peki bu kullanım nasıl görünüyor? Yapay zeka ile çevre arasındaki bu hassas ilişkiyi terazinin iki tarafından anlatmaya çalıştım.


Yapay zeka çevresel krizlere nasıl etki ediyor?

Dünyanın her yerinde yapay zeka, çok yüksek enerji gereksinimi olan veri merkezlerinde üretiliyor. Aynı zamanda çalışabilmek için özel çipler gerektiriyor. Tarihsel olarak 1940’lı yıllardan bu yana veri merkezlerimiz olsa da yapay zekayı farklı kılan unsur, klasik bilgisayarlara göre 7-8 kat daha fazla enerji ve kaynak gerektirmesinde gizleniyor.

Şu anda veri merkezleri küresel elektriğin sadece yüzde 1’ini kullanıyor ama bunun çok yakın bir tarihte, 2035’te yüzde 8.6’ya çıkacağı, 2100’de ise yüzde 20 olacağı öngörülüyor. Peki bu elektriğin kaynağı nereden geliyor? Kimi yapay zeka firması yenilenebilir enerji ile üretilmiş elektriği almak için sözler verirken kimisi nükleer enerji tesisleri ile anlaşmalar yapıyor. Nitekim yakın tarihte herkesin fosil yakıt kullanacağı kesin. ABD tercihini kömür yakmaktan kullanırken dünyanın diğer taraflarında doğal gaz enerji üretiminin arka planında yer alıyor. Eğer gezegenin sağlığı ve sürdürülebilirliği için tüm küresel operasyonların net sıfıra geçmesi, fosil yakıtları bırakması gerekiyorsa, günümüz yapay zeka patlaması buna hiç yardımcı olmuyor.

Enerji gereksiniminin yanı sıra yapay zeka merkezleri yoğun şekilde çalışan bilgisayarlarını soğutmak için ciddi oranlarda su da kullanıyor. Bu durum özellikle su kıtlığı yaşayan bölgelerde ciddi bir baskı unsuru oluşturabiliyor. Bulundukları bölgenin yerel su şebekelerini, doğal kaynaklarını veri merkezlerine çekerek toplumsal düzeni ve habitatı bozabilen bu firmalar çevresel etkileri konusunda yeterince şeffaf da olmuyor. Şeffaflık eksikliği ise hem denetimi hem de sürdürülebilirlik politikalarının geliştirilmesini zorlaştırıyor. Biz kullanıcılar ile enerji ve su harcamaları veya üretim pratikleri konusunda yeterince açık olmayan bu teknoloji devleri, bir e-mail’in özetini çıkartmak gibi keyfi kullanımların da yükselmesine neden oluyor. Bu da gereksiz tüketimin dijital alanda da ne kadar yaygınlaştığını gösteriyor. Nitekim yapay zeka dünyanın en zor problemlerini çözerken de bize bir cevap e-mail taslağı hazırlarken de aynı veri merkezlerindeki enerji ve suyu kullanıyor.

Yapay zeka ile çevre arasında nasıl daha sağlıklı bir ilişki kurulabilir?

Peki gezegen sağlığı için yapay zekanın hiçbir pozitif etkisi bulunmuyor mu? Aslında bu tamamen biz üretici ve tüketicilere bağlı. Yani teknoloji kadar onu nasıl yönlendirdiğimiz de belirleyici bir faktör.

İlk olarak yapay zekanın küresel karbon emisyonlarına en çok neden olan sektörler;et ve süt ürünleri, ulaşım ve yol araçları endüstrisini “temizleme” şansı bulunuyor. Yani bu alanlarda nasıl daha az karbon salınımına sebep olunabileceği yapay zeka tarafından analiz edilip yol haritalarına dönüştürülebiliyor. Araştırmalara göre bu yapay zeka düzenlemeleri sayesinde küresel sera gazı emisyonlarının 3.2-5.4 milyar metrik ton azaltmak mümkün. Hem de 2035 yılının sonuna kadar! Bu ölçekte bir azalma, küresel iklim hedeflerine ulaşmada kritik bir katkı sağlayabilir. Böylesi bir iyileşme, yapay zeka merkezlerinin kendilerinin sebep olduğu küresel emisyonları da kat be kat geçiyor.

Bunun yanı sıra yapay zeka sistemleri şu an aktif olarak iklim teknolojilerinde örneğin ekstrem hava durumlarını erkenden tespit etmek, yani riskli bölgelerde yaşayan insanların hayatlarını kurtarmak için kullanılıyor. Trafik sıkışıklıklarını analiz ederek önlemek, çöp ayrıştırmasına yardımcı olarak geri dönüşümün etkinliğini artırmak, çevresel araştırmalara destek olmak gibi diğer rolleri ile yapay zeka küçük bir ölçekte de olsa gezegen sağlığını iyileştirmeye çoktan çalışıyor. Bu uygulamalar, teknolojinin doğru yönlendirildiğinde somut faydalar yaratabildiğini gösteriyor.

Bu yaklaşımın temelinde, yapay zeka devlerinin gerçekten toplum yararı için çalışmak isteyeceği umudu yatıyor. Ancak bugün baktığımızda Sam Altman, Mark Zuckerberg, Jensen Huang ve Elon Musk’ın bu yönde somut adımlar attığını ya da net hedefler açıkladığını görmüyoruz. Bu da sektörün regülasyon ve etik çerçeveye olan ihtiyacını daha görünür hale getiriyor. Ama şunu unutmamak gerekiyor, konu çevresel krizler olunca yapay zeka ne tam anlamıyla bir suçlu ne de tam anlamıyla bir kurtarıcı olacak. Daha çok, bizim kararlarımızı yansıtan bir araç görevi görecek. Farkı asıl yaratacak olansa biz insanların gezegenimiz için ne kadar çaba göstermeye istekli olduğumuz.



Burcu Erbaş

Burcu Erbaş, 2024 yılında Domus Academy Milano'da Visual Brand Design alanında yüksek lisansını, 2020 yılında ise Galatasaray Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi lisansını tamamladı. Live to Bloom'da dört yıldır içerik ve proje yöneticisi olarak görev yapan Burcu platformun görsel iletişiminde de aktif olarak rol alıyor. İyi yaşam alanında yazdığı içeriklerinde özellikle bütünsel...



BLOOM SHOP