Günümüzde gitgide artmakta olan yeme bozuklukları Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından belirlenen DSM-V (*) kriterlerine göre, üç ana şekilde değerlendiriliyor: Anoreksiya Nervoza, Bulimiya Nervoza ve Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu.

Yeme bozuklukları her bireyin mizaç özelliklerinden, aile geçmişlerinden ve sosyo-kültürel yapılarından etkilenerek ortaya çıkmaktadır. Yeme bozukluklarını tetikleyen bireysel faktörler arasında mükemmeliyetçilik, obsesyon ve obsesif düşüncelere eğilim, duygusal instabilite, ödül-ceza sistemini benimseme, kontrolcü kişilik özellikleri ve dürtüsellik vardır.

Bütün bu özelliklerin üzerine çarpık beden algısı ve beden hoşnutsuzluğu eklendiğinde “zayıflık” takıntısı, katı diyetleri benimseme gibi davranış bozuklukları da ortaya çıkmaktadır. Konu ne olursa olsun, kaygı bozukluğu ve depresyon yeme bozuklukları ile paralel ilerlemektedir. Medya ve moda dünyasının yarattığı güzellik algısı da, yeme bozukluklarına zemin hazırlayan bir diğer etkendir.

Yeme bozukluğu yaşayan bireyler çoğunlukla yaşına ve boyuna göre normal kilo ağırlığında olabilirler. Zaten sorun, kiloyu ve diyeti obsesyon haline getirerek birtakım bireysel sorunların ve kaygıların çözüm aracı haline getirmektir.

Bu üç yeme bozukluğunun özelliklerini yakından inceleyelim.

Anoreksiya Nervoza

DSM-V kriterlerine göre Anoreksiya Nervoza, bireyin kendini aç bırakma durumudur. Kişi normal kilosunda veya normal kilosunun altında olabilir fakat çarpık beden algısı yüzünden kendini şişman olarak görebilir. Bir diğer anahtar kelime ise kilo almaktan şiddetli derecede korkmaktır. Özellikle mükemmeliyetçilik ve obsesyon, anoreksiya için risk faktörlerinin başında yer alır.

Anoreksiya ile mücadele eden bireyler, iç organlarına belli bir süre sonra zarar vermeye başlarlar. Fiziksel belirtileri regl olamama, saçlarda ve kıllarda incelme, devamlı üşüme, kuru cilt ve düzensiz kalp ritmi gibi belirtiler sıralanabilir. Psikolojik belirtiler ise depresyon, anksiyete, sosyal hayattan geri çekilme ve obsesif kompulsif bozukluktur. Tedavi öncelikle bireyin çok düşük kilosundan normal kiloya erişmesi ile başlar.

2. Bulimiya Nervoza

DSM-V kriterlerine göre, haftada en az bir gerçekleşen ve üç ay boyunca devam eden yeme-kusma durumuna “Bulimiya Nervoza” adı verilir.

Bulimik davranış gösteren birey, kontrolsüzce veya normalden daha fazla yemek yedikten sonra kilo almamak için kusar ya da kendini kusturmaktadır. Başlarda mide bulantısı gibi fiziksel bir rahatsızlık hissedilerek kusma hissi yaşanır fakat zamanla birey kendini planlayarak kusturur. Ortada kontrolsüzce yeme davranışı olduğu için Bulimiya ile mücadele edenler kusma eylemi sonrasında pişmanlık ve utanç hissettiklerini de dile getirmektedir.

İlginizi çekebilir: Sezgisel Yeme: Bilinçli Beslenmenin Püf Noktaları

Çok sıkı ve katı diyetler kontrolsüz yeme ataklarına ortam hazırlarken bireyin sürekli yemek düşünmesine sebep olurlar. Ayrıca travma sonrası stres bozukluğu ve kaygı bozuklukları da kontrolsüzlüğü besleyen diğer faktörlerdendir. Hemen sonrasındaki kusma isteği ve eylemi çoğunlukla ödül-ceza sistemini benimsemiş bireylerde görülebilir. Beden hoşnutsuzluğu yaşayanların hızlıca kilo vermeye daha istekli olduğu düşünülebilir.

Bilişsel davranışcı terapisi, Bulimiya tedavilerinde en sık kullanılan yöntemlerin başındadır. Danışan ve terapist arasında öncelikle kontrolsüzce yemeyi tetikleyen durum ve düşünceler tespit edilir. Başka bir deyişle, tedavi süreci buzdağının görünmeyenleri ile başlar. Sonra terapist sağlıklı beslenme hakkında alternatifler sunarak kusmanın önüne geçmeyi amaçlar. Tedavilerin üzerinde durduğu nokta ise beden sevgisidir. Birey bedenini sevmeye başladıkça kusma isteği de azalır.

3. Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu

Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu, DSM-V kriterlerine göre haftada en az bir kere gerçekleşen kontrolsüzce yeme durumudur. Fakat sonrasında kusma eylemi yoktur. Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu’nu tespit etmek için belirgin örüntülere bakılır. Bunlardan bazıları kısa zaman aralığında hızlıca yeme, normalden fazla miktarda ve porsiyonda yeme, fiziksel açlık hissetmeden yeme, tek başına ve kimse görmeden yeme ve kendini durduramama olarak sıralanabilir.

Kişi strese, kaygıya ve depresyona karşılık olarak yeme atağı geçirir. Bu ataklar kaygılardan ve olumsuz düşüncelerden kaçarken gerçekleşebilir. Birey duygusal boşluk çekiyorsa ya da ruhsal dalgalanmalar yaşıyorsa dürtüsel davranarak fazla miktarlarda yeme arzusu hissedebilir. Yeme ataklarının başındayken haz duygusuyla kontrol duygusu kaybedilir ve kişinin kendini durdurması zorlaşır.

İlginizi çekebilir: 5 Adımda Gece Yemek Yeme Alışkanlığı ile Mücadele Edin!

Dürtüsel davranışların önüne geçmek için farkındalıklı yeme yöntemi önerilir. Bu yöntem ile kişi yeme atağı öncesi kalp atışının hızlanması gibi fiziksel belirtiler ile başa çıkabilir ve yeme atağının gelişini önleyebilir. Hatta atak sırasında kendini sakinleştirip kontrol altına alabilir. Farkındalıklı yeme yöntemi, bireyin anda kalarak besine sevgi ile yaklaşmasını amaçlar. Örneğin yemeğin kokusuna, içeriğine ve rengine odaklanmak çiğneme hızını azaltır ve yeme süresini uzatır.

Bir diğer önemli nokta ise kontrolcü bireylerin kontrolsüzlüğü arzulamasıdır. Kontrolsüzce yeme isteği hayatının başka alanlarında kontrolü elden bırakmayan kişilerde sıklıkla görülmektedir.

Journal of Consumer Research tarafından yayınlanmış bir makalede, Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu tüketim çılgınlığı ile bağdaştırılmaktadır. Makaleye göre, tüketime yönelten dürtüler arasında haz duygusu ve stresten kaçış ön plandadır.

Tedavi yöntemleri arasında stres yönetimi ve kaygıları ile yüzleşme üzerine çalışmalar yer alır. Örüntüler belirlenerek şema terapisine başvurmak mümkündür. Bununla beraber diyalektik davranış terapisi hem Bulimiya hem Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu için verimlilik alınan terapiler arasındadır.

Son olarak öz-sevgi ile öz-şefkatin gücünü ve önemini es geçmemek lazım. Bireyin kendisine ceza vermesini engellemesi veya kendisine rahatsızlık verecek davranışlardan uzaklaşması oldukça önemlidir. Bedenini seven ve kusurlarını kabul etmiş bireyler için yemek keyifli bir aktivite, enerji kaynağı ve ruhun gıdası halindedir. Kaygılarla, duygularla, takıntılarla, bedenimizle, ruhumuzla barışarak alternatif, sağlıklı ve sürdürülebilir çözümlerin peşinden gitmemiz gerekir.

(*) Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yazılan kitap

Aslıhan Kesici

Aslıhan, Enka Lisesi'nde 2 yıllık International Baccalaureate Programı'nı tamamladı. George Washington Üniversitesi’nden mayıs ayında çift ana dal yaparak Siyaset Bilimi ve Psikoloji bölümlerinden mezun oldu. Şu anda klinik psikoloji stajlarına devam ediyor ve Live To Bloom için içerik üretiyor. Özellikle çocuk ve ergen psikolojisi üzerine uzmanlaşmak istiyor....

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP