Yoganın sekiz uzvundan biri olan niyamalar, yoga yolculuğundaki kişisel sorumlulukları anlatır.

1. Saucha (“Safiyet”)

Yaşamımızdaki toksinler gözlüklerimizin önündeki buhar gibi, yaşamın büyülü manzarasını izlememizi engelliyor. Sadece evinizi değil; hayatınızda temiz olmayan her şeyi ama her şeyi temizleyebilecek bir sistem hayal edin. Bedeninizi, zihninizdeki olumsuz düşünceleri, onların sebep oldukları olumsuz duyguları, yaşamınızı kirleten insanları ve onların geçmişinizin üzerinizdeki etkilerini… Saucha “yaşamın her alanını temiz tutmak” demek.

Yaşam alanınızı, yiyip içtiklerinizi, birlikte vakit geçirdiğiniz insanları, duygu ve düşüncelerinizi, davranış ve niyetlerinizi, yaşamınızdaki her şeyi…

Tekrar bir bebek gibi pirüpak olabilmeniz mümkün olsaydı, siz nereden başlardınız?

 2. Santosha (“Hoşnutluk”)

“Yaşamınızı hayatın size sunduklarından çok, sizin hayatın size sundukları karşısındaki tutumunuz; başınıza gelenlerden çok, başınıza gelenleri zihninizin nasıl algıladığı belirler.” Halil Cibran

FOMO (“Fear of Missing Out”) kelimesini duymuş muydunuz? Bir şeyler kaçırmaktan korkmak. Günümüzün psikolojik bozukluklarından biri. Kısaca “bulunduğum andan çok mutsuzum, diğer partide olsaydım belki de daha çok eğlenecektim”, “acaba şu anda neleri ve kimleri kaçıyorum” anksiyetesi.

Aslında bu hastalık, elimizde olanlarla yetinememenin (gerçek anlamda şükretmemenin) daha ne kadar ileri gidebileceğini düşündürüyor bana… Ne kadar memnunsuz zihinlerimiz, farkında mısınız? Bir kıyafet istiyoruz, elde edince aldığımız kıyafetin tadını çıkaramadan yenilerini istemeye başlıyoruz… Çoğu dolap bekliyor.

Yıllarca hayalini kurduğumuz arabaya kavuşuyoruz, neşesi sadece birkaç gün sürüyor. Sonra alışıyoruz. Evlenmek, yuva kurmak, çoluk çocuğa karışmak istiyoruz, bunların hepsi gerçekleştiğinde bile şikayetlerimiz devam ediyor…

Hayatımızın aşkıyla tanışıyoruz, altı ay geçmeden kavga etmeye başlıyoruz. Çocuklar bile, daha yeni bir oyuncağın tadını çıkaramadan daha yeni oyuncakları istemeye başlıyorlar. Eşyaları, ilişkileri, anları tüketiyoruz. Ve bunu çocuklarımıza da öğretiyoruz. Her şeyimiz var ama yine de mutlu değiliz… 

3. Tapas (“Öz disiplin”)

Tapas, egonun maymunluklarını kafakola almak, onu ehlileştirmek için yapılan öz disiplin ve konfor alanından çıkma alıştırmaları. Canınız çok istediği halde çikolata yemekten vazgeçmek ya da canınız istemediği halde size iyi geleceğini bildiğiniz için spora gitmek de bir çeşit tapas.

Yoga pratiklerini düzenli bir şekilde uygulamak, sizi sabote etmeye çalışan sesleri dinlememek veya taşın altına elini koyup karşılık beklemeksizin bir sosyal sorumluluk projesine katılmak da.

Tapas, fiziksel, zihinsel ve ruhsal toksinlerden kurtulmanın bir yolu. Bu öz disiplin çalışmaları, olumsuz tarafımızı dinlememiş olmaktan ötürü kendini yenmişlik, özgüven ve özgürlük hislerini de beraberinde getiriyor.

4. Swadyaya (“İç Gözlem”)  

Hayatımızda genellikle çözümleri ve cevapları dışarıda arıyoruz. Kitaplarda, profesyonellerde, arkadaşlarımızda… Onlar da iyi tabii, iyi ki varlar. Ancak aradığımız cevapların çoğunu bize bizden başkası veremez… Swadyaya, kendini gözlemlemek demek. Kendinizi hiç dışardan gözlemlediniz mi? Davranışlarınızı, tepkilerinizi, cevaplarınızı, huylarınızı, zihninizden geçen irili ufaklı düşünceleri ya da duygularınızı?

Çoğumuz bunu yapmadan bir ömür tüketiyoruz. Swadyaya, kendine dışarıdan bakmak, kendini tanımak demek. İnsan kendini gözlemlediğinde, ördüğü duvarları, ön yargılarını, korkularını, güvensizliklerini, kısıtlamalarını fark ederek dönüşüme kapı açmak, dizginleri ele almak ve bu engelleri aşarak içerdeki sonsuz potansiyele kavuşmak da kolaylaşıyor.

5. Ishwara Pranidhana (“Teslimiyet”)

“Dua, o duayı eden kişiye bağlıdır. Kime dua ettiğiniz önemli değil. Siz, bir duanın kabul olması için yeter de artarsınız.” Sri Sri Ravi Shankar

Bizim dilimizde “Allah’a emanet ol”, “Allah büyüktür”, “Allah bilir” gibi sözler var. Bu şekilde emanet olmak ve emanet etmek önemli. İnsana güç veriyor. Ancak emanet olmak, insanda tembelliğe sebep olmamalı. Esas olan, elinden gelenin en iyisini yaptıktan sonra sonuçlarını teslim etmek. Kapıyı açık bırakıp, “Allah beni hırsızdan korur nasıl olsa.” demek değil.

Bir gün eşimin anneannesi üzüldüğü bazı şeylerden yakınıyordu. “Üzme kendini anneanne” dedim. “Elde değil ki…” dedi. Bazı şeyler elde değil gerçekten. Özellikle de konu zihnimizin oyunları, bazı  alışkanlıklarımız ve olumsuz duygularımızsa…

Bu konuda yapabileceğimiz şey ise duygu ve düşüncelerimizin sorumluluğunu aldıktan sonra (dikkat ederseniz genellikle onlardan da başkalarını sorumlu tutuyoruz) onlarla başa çıkma metotları aramak. Bunu yaptıktan sonra işin elimizde olmayan kısmını teslim edebiliriz.

Hayat kendi kendine başa çıkmak için ağır olabiliyor kimi zaman. Önemli olan kendi kendimize başa çıkamadığımız her şeyi teslim edebileceğimizi hatırlamak. Bu evrende yalnız olduğumuzu düşünsek bile, aslında öyle değiliz. Yardım istemek aklımıza gelmiyor sadece bazen. 

Konu ile ilgili “daha fazla” bilgiye aşağıdaki yazılardan da ulaşabilirsiniz: